 Stan Cox
Kitlelerin Midesini Hedeflemek
Stan Cox
13 Eylül 2006 Çarşamba 00:43
kamu üniversitelerinin tek amacı, diğer bitki ıslahçılarını gen havuzundan mahrum ederek piyasayi domine etmektir. Maalesef, asla daha iyi ürünler ortaya çıkarmak amacında değiller.
|
"Toplumun yüreğini hedeflemiştim ama kazara midesini vurdum"
- Upton Sinclair, kendi romanı Orman'a (1906) ve romanın içindeki et denetleme
yasalarına ilişkin kısımlara işareten.
Sinclair'in aksine, Genetiği Değiştirilmiş Organizma (GDO) karşıtları, biyoteknolojinin,
toplum sağlığına tehdit olşuturduğu vurgusu ile doğrudan toplumun midesini hedef
alıyorlar. Buda GDO'ları Kuzey Amerika'da rüzgara karşı yürümek zorunda bırakmakta
ve Avrupa'da ise eli boş döndürmektedir. Fakat biz biyoteknolojinin hayat kodlarını
ticari bir metaya dönüştürmesine çok daha gür bir sesle karşı çıkmalıyız. Bugüne
kadarki süreç açıkça ısbatlamıştır ki GDOlar çiftçilere fayda sağlamak veya
daha fazla besin üretmek yerine genetik mülkiyet haklarını dayatmaya yaramışlardır.
Biyoteknoloji uzmanlari, bir bitkiye herhangi bir gen (örneğin bakteriden alınan
bir gen) ekledikleri zaman ortaya çıkan transgenik bitkinin tamamına ve sonraki
tüm nesillerine sahiplik iddiasina girişmektedirler.
Monsanto adlı tohum şirketinden transgenik tohum satınalan bir çiftçi, elde
elde ettiği bitkiden, bir sonraki sene için tohum saklayabilmesini yasaklayan
bir kontrata imza atmak zorundadır. Eğer bir ıslahçı, bu variyetelerden çaprazlama
yada seçme sonucu başka bir variyete -trangenik olsun ya da olmasın- elde ederese,
Monsanto bu yeni variyetenin sahibi olacaktır. Bu da şuna benzer, bir yazar
tamami ile diğer yazarlardan derlediği bir romana bir tek kelime eklerse bütün
roman ve romandaki her bir cümlenin üzerinde tek tek sahiplik iddasında bulunabilir.
Monsanto'yu seçtim çünkü tohum sakladıklarından şüphelendikleri çiftçileri
takip konusunda eli sopalı ve demir yumrukludurlar. Saskatchewan, North Dakota
ve Indiana'daki küçük aile çiftliklerine açtıkları davada, " Bizden tohum
almak, bizden gizli tohum saklamdığınızı veya saklamak istemediğinizi ısbatamaktan
daha ucuz ve kolaydır" mesajını veriyorlardı. Şirket, daha sonra North
Dakota ve Indiana'daki davalarını geri çekti ama hemen ardından New Jersey eyaletinde
yeni davalar açtı. Monsanto bu alanda tek değildir, sadece en kötüsüdür. Bütün
Biyoteknolojik şirketler ve çoğu üniversiteler genlerin Fikri Mülkiyet Hakları
kapsamında olduğunu iddia etmektedir. Bir Alman şirketi olan BASF kendi patentli
genlerini korurken, aynı zamanda gen değişiminin önemine binaen lütufta bulunmuş.
Şirket, Clearfield ® herbisit geni taşıyan buğday variyetlerinin bazı Amerikan
hükmeti destekli verim testlerine girmesine izin vererek, ıslahçıların ve diğer
şirketlerin bu variyeteyi gelecekte yeni veriyeteler geliştirmek için ebeveyn
olarak kullanmasına - Clearfield ® herbisit geni elimine edilmek şartıyla- yeşil
ışık yakmıştır. Ne varki Clearfield buğday yada pirinç variyetelerini satınalan
çiftçiler bir "Kahyalık Anlaşması" imzalamak zorundadır. Anlaşma,
çiftçilerin sorumlu davranarak herbisit dirençli yabani ot gelişimini engellemerini
istemektedir. BASF için oldukça elverişli olacak şekilde anlaşma, kisaca tohumların
saklanmasını, ıslah için kullanılmasını, BASF markalı olanlar dışında imidazolinone
herbisit kullanımını yasaklamakla. Tabiî olarakda şirket açısından her halükarda
daha büyük bir kâr getrisi olmaktadır.
Gerçekte işin karanlik sırrı şudur: Eğer amaçlar sadece geliştirilmiş alan
performansı, daha etkili ayrık ot kontrolü, yada daha yüksek ekin kalitesi olsaydı,
hiç bir şirket GDO üretmek için zahmete girmeyecekti. Biyoteknoloji şirketleri
tahıllara yatırım yapıyorlar çünkü çiftçilerin ektiği tüm tohumların ekonomik
kontrolünün yanında, tohumların nesiller boyu kontrolünü de istemektedirler.
Biyoteknoloji doneminden evvel şirketler ve üniversiteler kendilerine ait bitki
variyetelerini (buğday, pirinç, soya fasulyesi vs.) Bitki Variyetelerini Koruma
sertifikalari ile koruyabiliyorlardı. Bu durumda, variyelerin polen yada yumurtasındaki
genler üzerinde değil, sadece spesifik variyete üzerinde sahiplik hakları savunuluyordu.
Aynı şekilde mısır bitkisinde, hibritler rahatça ıslahta kullanılamasa ve yeniden
ekildiğinde verimleri düşse bile genler, çaprazlama yoluyla özgürce kullanilabiliyordu.O
günlerde, ister kamuya ait isterse özel şirketler bünyesinde çalışsın, en fazla
satan variyeteyi geliştirenler, daha büyük gen havuzu oluşturup bunu herkese
açanlar olmuştu. Ne varki şirket merkezleri sahipsiz hareketlilikten nefret
ederler. 1980'li yıllarda özelleştirmeciler, gen havuzlarının kapılarına vuracakları
kilidi keşfettiler: Biyoteknoloji.
GDO genişçe patentlenmesi tek başına yeterince kötü bir durumdu ne var ki genlerin
mülkiyet edinilmesinin yasallaşması, transgenik olmayan variyetelerin de patentlenmesini
beraberinde getirdi. Gidip ABD Patent Marka Burosunun (USPTO) internet sayfasına
bir bakın isterseniz. Bitkilerin kromozomlarını işaretleyen ve doğal olarak
meydana gelen DNA parçaları ile bu parçaların işaterlediği kromozomal bölgelerin
üzerine girişilmiş sahiplik iddalarini görürsünüz. Clearfield variyetelinde
olduğu şekliyle ayrık otlarına direnç sağlayan doğal mutasyonları görebilirsiniz.
Düzinelerce transgenik olmayan mısır ve soya fasulyesi variyetesi patentlenmiş.
Hepsinden daha da kötüsü, yüzlerce yıldır dünyanın farklı yerlerinden çiftçilerin
geliştirdikleri variyeteler, Amerikan şirketleri ve üniveritileri tarafından
patentlenmektedirler: sarı fasulye (Meksika), mavi lifli pamuk (orta Amerika),
quinoa-pirinç benzeri bir tahıl- (Güney Amerika), basmati pirinci (Hindistan)
ve daha bir çoğu. And'lı çiftçiler Colorado Eyalet Üniversitesi'nin(ABD) quinoayi
patentleme utancından geri adım attırdılar. Basmati pirinicinin patenti geri
alınmadan önce bir Teksas şirketi olan RiceTec'e verilmiş idi. Patent geri alındı
ancak bu şirket tek tek variyeteleri patentlemeye devam etmektedir. Transgenik
olsun yada olmasın, tum ekinler varlığını ekin variyetelerinden, ıslah popülasyonlarından
ve yabani türlereden mürekkep küresel bir gen havuzundan tek tek gen ayıklayan
çiftçilere ve ıslahçılara borçludurlar. Doğanın genetik kodlarını, patentler
yoluyla kontrol altına alan şirketler ve hatta kamu üniversitelerinin tek amacı,
diğer bitki ıslahçılarını gen havuzundan mahrum ederek piyasayi domine etmektir.
Maalesef, asla daha iyi ürünler ortaya çıkarmak amacında değiller.
2001 yılının aralık aynında, ABD Yüksek Mahkemesi'nin Pioneer Hi-Bred International
adlı şirkete ait, 17 tane transgenik olmayan mısır variyetesinin patentini onaylaması
ile gen korsanları yasal destek elde ettiler. Yargıç Clarence Thomas yasal ve
genetik mantığı çöpe süpürerek bir çoğunluk raporu yazdı. Bu mantıkla düşünüldüğünde
Yargıç Thomas, Minnesota'lı bir çocuğa 9 Nisan 2002 tarihinde USPTO tarafından
verilen 6,368,227 nolu "salıncakta sallanma metodu" patentini de desteklerdi.
Hayvanlara, bitkilere ve de kendi türümüze ait genlerin kamu malı olarak kalmasını
istiyenler, altına toplanabilecek bir çatıya ihtiyaç duyuyordu ve elan bu çatı
mevcuttur. Şu anda elliden fazla ülkeden organizasyonlar "Genetik Mülkiyetin
Karşılıklı Paylaşımı İçin Anlaşma İnsiyatifi" adına mücadele etmektedirler.
Bu insiyatifin deklerasyonu Şubat 2002'de Dünya Sosyal Formu'nda açıklandı.
Deklerasyon kısaca: " Dünya Milletleri, yeryüzündeki gen havuzunun, tüm
biyolojik formlarının ve tezahürerinin küresel özzellik arzettiğini; tüm insanlar
tarafından konunmasını ve geliştirilmesi gerektiğini deklere etmetedir. Genlerin
kendilerinin, kodladıkları ürünlerin, genetik kodların doğal halleri, sadeleştirilmiş,
sentezlenmiş formalarıda dahil olmak üzere kromozomlar, hücreler, dokular, organlar
ve canlıların kendileri, klonlanmış olanlar, transgenik ve kimerik organizmaları
kapsayacak şekliyle devletler, ticarî şirketler, diğer kurumlar ya da kişiler
tarafından ticarî özelliğe büründürülmüş genetik bilgi olarak kullanılmasına
izin verilmeyecektir."
Bu uluslararsı hukuğa aciliyetle ve metanetle konulması gereken açık prensibin
bir deklarasyonudur.
Bu sabah kahvaltıda mideme inen DNAnın bir kısmı Monsanto'ya ait idi. Sizi bilmem
ama bende kabızlık yapıyor.
* http://www.cropchoice.com
sitesinden alınarak Türkçe'ye çevirilmiştir.
**Stan Cox
The Land Institute
Çeviren: Muhammet Şakiroğlu