Haber 10
Anasayfam Yap Favorilere Ekle Haber Bandı EkleReklamİletişim  
Haber 10
DÜNYA EĞİTİM EKONOMİ GÜNCEL KÜLTÜR-MEDYA SAĞLIK SİYASET SÖYLEŞİ SPOR
22 Şubat 2012, Çarşamba
 DÖVİZ KURLARI : ABD Doları (USD) 1.7500, Satış 1.7600 - Avro (EUR) 2.3170, Satış 2.3320
Stan Cox
Stan Cox
Kitlelerin Midesini Hedeflemek
Stan Cox
kamu üniversitelerinin tek amacı, diğer bitki ıslahçılarını gen havuzundan mahrum ederek piyasayi domine etmektir. Maalesef, asla daha iyi ürünler ortaya çıkarmak amacında değiller.

Kitlelerin <b>Midesini</b> Hedeflemek

"Toplumun yüreğini hedeflemiştim ama kazara midesini vurdum"
- Upton Sinclair, kendi romanı Orman'a (1906) ve romanın içindeki et denetleme yasalarına ilişkin kısımlara işareten.

Sinclair'in aksine, Genetiği Değiştirilmiş Organizma (GDO) karşıtları, biyoteknolojinin, toplum sağlığına tehdit olşuturduğu vurgusu ile doğrudan toplumun midesini hedef alıyorlar. Buda GDO'ları Kuzey Amerika'da rüzgara karşı yürümek zorunda bırakmakta ve Avrupa'da ise eli boş döndürmektedir. Fakat biz biyoteknolojinin hayat kodlarını ticari bir metaya dönüştürmesine çok daha gür bir sesle karşı çıkmalıyız. Bugüne kadarki süreç açıkça ısbatlamıştır ki GDOlar çiftçilere fayda sağlamak veya daha fazla besin üretmek yerine genetik mülkiyet haklarını dayatmaya yaramışlardır. Biyoteknoloji uzmanlari, bir bitkiye herhangi bir gen (örneğin bakteriden alınan bir gen) ekledikleri zaman ortaya çıkan transgenik bitkinin tamamına ve sonraki tüm nesillerine sahiplik iddiasina girişmektedirler.

Monsanto adlı tohum şirketinden transgenik tohum satınalan bir çiftçi, elde elde ettiği bitkiden, bir sonraki sene için tohum saklayabilmesini yasaklayan bir kontrata imza atmak zorundadır. Eğer bir ıslahçı, bu variyetelerden çaprazlama yada seçme sonucu başka bir variyete -trangenik olsun ya da olmasın- elde ederese, Monsanto bu yeni variyetenin sahibi olacaktır. Bu da şuna benzer, bir yazar tamami ile diğer yazarlardan derlediği bir romana bir tek kelime eklerse bütün roman ve romandaki her bir cümlenin üzerinde tek tek sahiplik iddasında bulunabilir.

Monsanto'yu seçtim çünkü tohum sakladıklarından şüphelendikleri çiftçileri takip konusunda eli sopalı ve demir yumrukludurlar. Saskatchewan, North Dakota ve Indiana'daki küçük aile çiftliklerine açtıkları davada, " Bizden tohum almak, bizden gizli tohum saklamdığınızı veya saklamak istemediğinizi ısbatamaktan daha ucuz ve kolaydır" mesajını veriyorlardı. Şirket, daha sonra North Dakota ve Indiana'daki davalarını geri çekti ama hemen ardından New Jersey eyaletinde yeni davalar açtı. Monsanto bu alanda tek değildir, sadece en kötüsüdür. Bütün Biyoteknolojik şirketler ve çoğu üniversiteler genlerin Fikri Mülkiyet Hakları kapsamında olduğunu iddia etmektedir. Bir Alman şirketi olan BASF kendi patentli genlerini korurken, aynı zamanda gen değişiminin önemine binaen lütufta bulunmuş. Şirket, Clearfield ® herbisit geni taşıyan buğday variyetlerinin bazı Amerikan hükmeti destekli verim testlerine girmesine izin vererek, ıslahçıların ve diğer şirketlerin bu variyeteyi gelecekte yeni veriyeteler geliştirmek için ebeveyn olarak kullanmasına - Clearfield ® herbisit geni elimine edilmek şartıyla- yeşil ışık yakmıştır. Ne varki Clearfield buğday yada pirinç variyetelerini satınalan çiftçiler bir "Kahyalık Anlaşması" imzalamak zorundadır. Anlaşma, çiftçilerin sorumlu davranarak herbisit dirençli yabani ot gelişimini engellemerini istemektedir. BASF için oldukça elverişli olacak şekilde anlaşma, kisaca tohumların saklanmasını, ıslah için kullanılmasını, BASF markalı olanlar dışında imidazolinone herbisit kullanımını yasaklamakla. Tabiî olarakda şirket açısından her halükarda daha büyük bir kâr getrisi olmaktadır.

Gerçekte işin karanlik sırrı şudur: Eğer amaçlar sadece geliştirilmiş alan performansı, daha etkili ayrık ot kontrolü, yada daha yüksek ekin kalitesi olsaydı, hiç bir şirket GDO üretmek için zahmete girmeyecekti. Biyoteknoloji şirketleri tahıllara yatırım yapıyorlar çünkü çiftçilerin ektiği tüm tohumların ekonomik kontrolünün yanında, tohumların nesiller boyu kontrolünü de istemektedirler. Biyoteknoloji doneminden evvel şirketler ve üniversiteler kendilerine ait bitki variyetelerini (buğday, pirinç, soya fasulyesi vs.) Bitki Variyetelerini Koruma sertifikalari ile koruyabiliyorlardı. Bu durumda, variyelerin polen yada yumurtasındaki genler üzerinde değil, sadece spesifik variyete üzerinde sahiplik hakları savunuluyordu. Aynı şekilde mısır bitkisinde, hibritler rahatça ıslahta kullanılamasa ve yeniden ekildiğinde verimleri düşse bile genler, çaprazlama yoluyla özgürce kullanilabiliyordu.O günlerde, ister kamuya ait isterse özel şirketler bünyesinde çalışsın, en fazla satan variyeteyi geliştirenler, daha büyük gen havuzu oluşturup bunu herkese açanlar olmuştu. Ne varki şirket merkezleri sahipsiz hareketlilikten nefret ederler. 1980'li yıllarda özelleştirmeciler, gen havuzlarının kapılarına vuracakları kilidi keşfettiler: Biyoteknoloji.

GDO genişçe patentlenmesi tek başına yeterince kötü bir durumdu ne var ki genlerin mülkiyet edinilmesinin yasallaşması, transgenik olmayan variyetelerin de patentlenmesini beraberinde getirdi. Gidip ABD Patent Marka Burosunun (USPTO) internet sayfasına bir bakın isterseniz. Bitkilerin kromozomlarını işaretleyen ve doğal olarak meydana gelen DNA parçaları ile bu parçaların işaterlediği kromozomal bölgelerin üzerine girişilmiş sahiplik iddalarini görürsünüz. Clearfield variyetelinde olduğu şekliyle ayrık otlarına direnç sağlayan doğal mutasyonları görebilirsiniz. Düzinelerce transgenik olmayan mısır ve soya fasulyesi variyetesi patentlenmiş.
Hepsinden daha da kötüsü, yüzlerce yıldır dünyanın farklı yerlerinden çiftçilerin geliştirdikleri variyeteler, Amerikan şirketleri ve üniveritileri tarafından patentlenmektedirler: sarı fasulye (Meksika), mavi lifli pamuk (orta Amerika), quinoa-pirinç benzeri bir tahıl- (Güney Amerika), basmati pirinci (Hindistan) ve daha bir çoğu. And'lı çiftçiler Colorado Eyalet Üniversitesi'nin(ABD) quinoayi patentleme utancından geri adım attırdılar. Basmati pirinicinin patenti geri alınmadan önce bir Teksas şirketi olan RiceTec'e verilmiş idi. Patent geri alındı ancak bu şirket tek tek variyeteleri patentlemeye devam etmektedir. Transgenik olsun yada olmasın, tum ekinler varlığını ekin variyetelerinden, ıslah popülasyonlarından ve yabani türlereden mürekkep küresel bir gen havuzundan tek tek gen ayıklayan çiftçilere ve ıslahçılara borçludurlar. Doğanın genetik kodlarını, patentler yoluyla kontrol altına alan şirketler ve hatta kamu üniversitelerinin tek amacı, diğer bitki ıslahçılarını gen havuzundan mahrum ederek piyasayi domine etmektir. Maalesef, asla daha iyi ürünler ortaya çıkarmak amacında değiller.

2001 yılının aralık aynında, ABD Yüksek Mahkemesi'nin Pioneer Hi-Bred International adlı şirkete ait, 17 tane transgenik olmayan mısır variyetesinin patentini onaylaması ile gen korsanları yasal destek elde ettiler. Yargıç Clarence Thomas yasal ve genetik mantığı çöpe süpürerek bir çoğunluk raporu yazdı. Bu mantıkla düşünüldüğünde Yargıç Thomas, Minnesota'lı bir çocuğa 9 Nisan 2002 tarihinde USPTO tarafından verilen 6,368,227 nolu "salıncakta sallanma metodu" patentini de desteklerdi.

Hayvanlara, bitkilere ve de kendi türümüze ait genlerin kamu malı olarak kalmasını istiyenler, altına toplanabilecek bir çatıya ihtiyaç duyuyordu ve elan bu çatı mevcuttur. Şu anda elliden fazla ülkeden organizasyonlar "Genetik Mülkiyetin Karşılıklı Paylaşımı İçin Anlaşma İnsiyatifi" adına mücadele etmektedirler. Bu insiyatifin deklerasyonu Şubat 2002'de Dünya Sosyal Formu'nda açıklandı. Deklerasyon kısaca: " Dünya Milletleri, yeryüzündeki gen havuzunun, tüm biyolojik formlarının ve tezahürerinin küresel özzellik arzettiğini; tüm insanlar tarafından konunmasını ve geliştirilmesi gerektiğini deklere etmetedir. Genlerin kendilerinin, kodladıkları ürünlerin, genetik kodların doğal halleri, sadeleştirilmiş, sentezlenmiş formalarıda dahil olmak üzere kromozomlar, hücreler, dokular, organlar ve canlıların kendileri, klonlanmış olanlar, transgenik ve kimerik organizmaları kapsayacak şekliyle devletler, ticarî şirketler, diğer kurumlar ya da kişiler tarafından ticarî özelliğe büründürülmüş genetik bilgi olarak kullanılmasına izin verilmeyecektir."
Bu uluslararsı hukuğa aciliyetle ve metanetle konulması gereken açık prensibin bir deklarasyonudur.

Bu sabah kahvaltıda mideme inen DNAnın bir kısmı Monsanto'ya ait idi. Sizi bilmem ama bende kabızlık yapıyor.


* http://www.cropchoice.com sitesinden alınarak Türkçe'ye çevirilmiştir.

**Stan Cox
The Land Institute
Çeviren: Muhammet Şakiroğlu

Bu makale 1,086 kez okundu.

YAZARIN SON YAZILARI
» Kitlelerin Midesini Hedeflemek
SON DAKİKA
araba.com
YAZARLAR
RÖPORTAJ
MİT'e yapılan saldırının asıl nedeni 2014 süreci
Günlerdir tartışılan MİT krizinin arka planını ANAR Genel Müdürü Dr. İbrahim Uslu değerlendirdi: Türkiye'de 2014'te siyaset yeniden dizayn edilecek.
Kitap Adresi
DÜŞÜNCE-ANALİZ
DÜŞÜNCE-EDEBİYAT
ÇOK OKUNANLAR
Bugün Bu Hafta Bu Ay
Haber 10 İletişim | Reklam    2005 - 2012
Sitedeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz.
Anadolu AjansıAnadolu Ajansı Cihan Haber AjansıCihan Haber Ajansı