|
Çok Okunanlar
Basından Seçki
|
|
||||||||||
![]() Ali H. Aslan
Neoconlar’ın Amerika’sı faşizm ve İslam
İlerici görüşleriyle tanınan ABD eski başkan yardımcılarından Henry A. Wallace, 1944’te New York Times’ta çıkan ‘Amerikan faşizmi tehlikesi’ başlıklı yazısında ‘Amerikan faşisti, asla şiddet kullanmayı tercih etmeyecektir.
Onun metodu, kamuoyunu bilgilendirme kanallarını zehirlemektir.’ diyordu. Wallace, ikinci cümlesinde haklı çıktı. Ancak şiddetle ilgili öngörüsünde maalesef yanıldı. Bush döneminde Amerikan dış politikasının iplerini iyice ellerine geçiren neo-faşist neoconlar, sadece bilgi kanallarını zehirlemekle kalmayıp şiddet kullanmayı teşvikte de öncü rolü oynadı. 11 Eylül saldırılarından sonra masum bir savunmaymış gibi gösterilen ‘teröre karşı savaş’, aslında gayet hesaplı bir hücum ve yayılma planına dayanıyor. Önde gelen fikir babaları ise 1997’de ‘Yeni Amerikan Yüzyılı Projesi’ etrafında toplanan ve birçoklarını Bush yönetiminin kilit pozisyonlarında gördüğümüz kimseler. Neocon ideolojisinin temelinde isyankar rejimleri dönüştürerek ya da devirerek ABD’yi dünyada tek hakim güç yapma, dev askeri gücünü başta Ortadoğu’da bu amaçla kullanma arzusu görülür. Faşist ve kolonizatör bir zihniyete sahip olan neoconlar ‘Amerikan Savunmasını Yeniden İnşa Etmek’ başlıklı belgelerinde bu transformasyonun Pearl Harbor gibi büyük bir felaket olmadan kolayca gerçekleşmeyeceğini ifade ediyordu. 11 Eylül saldırıları, Pearl Harbor ihtiyacını fazlasıyla karşıladı! Global neocon planları, global terörle mücadele kılıfı altında, kamuoyu zehirleme ve dezenformasyon taktiklerinin de sayesinde, kısa sürede ABD’nin resmi politikası haline getirildi. Tabii faşizan unsurların baskın olduğu evanjelik Hıristiyan ve İsrail lobilerinin katkılarını da unutmamak lazım. Afganistan, Irak, Lübnan savaşları, sırada bekleyen Suriye ve İran’a yönelik rejim değiştirme planlarının tümü ‘Yeni Amerikan Yüzyılı Projesi’nin birer parçası. ‘Yeni Ortadoğu’ onların hülyası. 11 Eylül saldırıları sonrasında anayasal bağışıklık sistemi iyice zayıflayan ABD, bugün faşizm virüsünün tesirinde ateşli bir hastalık geçiriyor. Guantanamo, Ebu Gıreyb, Hadisa gibi insanlık dışı cürümler, ateşin başlarına vurması nedeniyle gerçekleşti. Faşizm virüsüne duçar olanlar, psikolojideki yansıtma taktiğini kullanıyor. Yani kendi hastalıklarını başkalarına yakıştırmaya çalışıyor. Neo-faşist ‘Yeni Amerikan Yüzyılı Projesi’ne engel olarak görülen İslam ve Müslümanlara, faşist hakareti yapılıyor. Amerika’da İslam ile faşist kelimelerinin artarak yan yana getirilmesi de neocon öncülüğündeki kamuoyu zehirleme gayretlerinin sonucudur. Beyaz Saray’ı kendi çizgilerine sokmuşlardır. Başkan Bush, ‘İslamo-faşist’, ‘İslamî radikalizm’ ve ‘İslamo-faşizm’ gibi neocon damgalı tabirleri ilk kez 6 Ekim 2005’te, National Endowment For Democracy’de yaptığı konuşmada kullandı. Daha sonra da çeşitli vesilelerle satır aralarında geçirdi. Fakat konu ciddi olarak Türkiye’nin dikkatini en çok geçen hafta Londra terör operasyonu sonrasında Bush’un yaptığı açıklamalarla çekti. Birçok Türk basın organında Bush’un ‘İslamcı faşist’ dediği yazıldı. Halbuki ABD başkanı ‘İslami faşist’lere karşı savaştan bahsediyordu. İngilizcede ‘İslami’ sıfat olarak iki şekilde kullanılır. Biri, Müslüman manasındadır. Diğeri, İslam dinine uygun ve ait olan anlamına gelir. Birinci manada kullanılmışsa, faşistlik yapan muayyen Müslümanlar kastedilmektedir. İkinci tür kullanımda ise faşizm ile İslam dini bağdaştırılıyor demektir. Çoğu aynı zamanda İslam ve Müslüman düşmanı olan neoconların ‘İslamofaşizm’ falan derken genelde ikinci manayı kastettiğine şüpheniz olmasın. Sık sık ‘İslam barış dinidir.’ diyen Bush ise umarız ‘İslami faşist’ tabirini aynı manada kullanmamıştır. Tıpkı ‘İslami terör’ tabiri gibi, ruhu tamamen birbirine zıt olan faşizm ve İslam kelimelerinin de Bush tarafından yan yana getirilmesi İslam düşmanlarını sevindiriyor ve Müslümanları rencide ediyor. Amerikalıların faşist ve fanatik kesimlerine Müslümanları hedef gösteriyor. Bu tür konuşmaların hemen sonrasında camilere ve İslam kültür merkezlerine yönelik nefret saldırılarında artışlar oluyor. Amerikan Müslüman insan hakları örgütü CAIR yetkilileri, geçen hafta National Press Club’da yaptıkları basın toplantısında Bush’u bu konuda bir kez daha saygıyla uyardılar. Böyle tartışmalı tabirlerin tanımlanmadan kullanılmasından dolayı ibadetini yapan ve hiçbir şiddet hareketiyle bağlantısı olmayan ortalama Müslümanlara genellendiğinden yakındılar. Terör tehdidi altındaki bir başka ülke olan İngiltere’deki resmi ağızların ise bu tür istismara açık ideolojik terkiplere itibar etmediklerini hatırlattılar. (Çünkü İngiltere’de neocon faşizmi yok!) Görüldüğü gibi, asıl birbirine yakışan, İslam ile faşizm değil, neoconluk ile faşizm. Evet, Müslümanların da bir kısmı faşist zihniyetli olabilir. Ama bunların çoğu, ya dini anlamadığı halde kendini dindar sananlar, ya dinle zaten alakası olmayanlar. Zaten faşizm illeti bizim coğrafyamıza Batı’dan ihraçla gelmiştir. Soğuk Savaş sürecinde anti-komünist faşist hareketler ve rejimler himaye edilmemiş miydi? Bu makale toplam 237 defa okunmuştur.
|
RÖPORTAJ
|
||||||||||
|
||||