|
Çok Okunanlar
|
|
||||||||||
![]() Müfid Yüksel
TÜRKİYE'DE MİSYONERLİK FAALİYETLERİ, ALEVİ VE KÜRTLERİN PROTESTANLAŞTIRILMASI
ÇALIŞMALARI İLE İLGİLİ BİR MÜLAHAZA
Son dönemlerde Türkiye'de ilginç bir şekilde Protestan misyonerlerinin faaliyetleri artış göstermekte ve yurt sathında birbiri ardına Evangelist-Protestan kiliseleri açılmaktadır. Yıllardır çeşitli çevreler Türkiye'de misyonerlik faaliyetlerinin artış gösterip yaygınlık arzettiğine ilişkin yayın yaparlardı. Ancak bu yayınlar pek ciddiye alınmazdı. Gerçekten de, Osmanlı döneminin sona ermesinin ardından ülkemizde kayda değer büyük çapta bir misyonerlik faaliyeti görülmemekteydi. Soğuk savaş döneminde devlet yöneticilerinin bu konuda tedbir almaları sonucu bu yöndeki faaliyetler mevcut olsa da gelişme gösteremiyordu. Ancak, soğuk savaş döneminin sona erip, tek kutuplu dünyaya gidiş sürecinde, özellikle Avrupa Birliği'ne giden sürecin hızlanmasının ardından Protestan-Evangelist misyonerlerin faaliyetlerinde hızlı bir trend gözlemlenmektedir. Birbiri ardına açılan ve cemaatini müslümanlıktan dönme hristiyanların teşkil ettiği kiliselerde ciddi bir çoğalma görülmekte ve bu durum daha sık aralıklarla medyaya yansır olmuştur. Son birkaç yılda 2000'i aşkın protestan kilisesinin açıldığı ifade edilmektedir. Bunların çoğu apartman katı veya dairesi şeklindeki kiliseler olsa bile bir bölümünün mimari değer taşıyan binalardan, hatta görkemli bir şekilde yapılanlardan oluştuğu müşahede edilmektedir. Avrupa birliğine giriş sürecinin hızlanması ve buna yönelik bazı uyum yasaları bu gidişi kolaylaştırdığı gibi hükümet, ABD ve AB'ye verilen sözler neticesinde bunlara neredeyse teşvik eder derecede göz yummaktadır. Bütün kötü yönetimine rağmen sâbık Ecevit hükümetinin protestan misyonerlerine göz açtırmamasından dolayı rahatça faaliyet gösteremedikleri bilinmekteydi. Ancak şimdiki hükümetin dindar müslümanlara sırt çeviren iç ve dış politikaları bunların faaliyetlerine her türlü yolu açmış durumdadır. Hatta protestan misyonerleri bundan dolayı her vesile ile hükümete şükranlarını ifade etmektedirler. Açılan kiliseler İstanbul, İzmir gibi büyük şehirlerin yanısıra daha çok kürt ve alevi nüfusun yoğun olduğu bölgelerde faaliyet göstermektedir. Diyarbakır, Erzincan, Bingöl, Elazığ ve Siirt'te açılan kiliseler bunun göstergesidir. Özellikle Diyarbakır'da Süryanî Kadim Kilisesin karşısında faaliyete geçmiş olan Evangelist Kilisesi gerek büyüklüğü, gerek mimari yapısı, gerekse faaliyet yoğunluğuyla dikkati çekmektedir. Kanal 7 Televizyonunda da haber olarak yer alan bu kiliseyi Mart ayında ziyaret edip görme fırsatı buldum. Ve ziyaret esnasında durumun ne kadar vahamet arzettiğini gözlerimle gördüm. Osmanlı döneminde önceleri katoliklerin, 19. yüzyılda da Protestan misyonerlerinin yoğun faaliyetleri görülür. Yabancı misyonlara ait okullar bu faaliyetlerin merkezleri konumunda olur. Önceleri İtalyan, Venedik, Ceneviz, Fransız ve İngiliz sonraları ise Amerikan okulları misyoner faaliyetlerinin üssü olur. İlk dönemlerde, Osmanlı sınırları içinde yaşayan, Sırp, Bulgar, Rum, Ermenî, Süryani, Asurî, Kıbtî gibi kadim hristiyan azınlık toplululukları üzerinde faaliyet gösteren bu okullar ve misyonerler(1) zamanla 19. yüzyıl sonunda, Anadolu'daki Alevi- Bektaşî kardeşlerimize yönelip bu kesimi protestanlaştırmaya çalışırlar. Alevî-Bektaşîleri protestanlaştırma çalışmaları siyasi krizlere de neden olur. Osmanlı arşiv belgelerinde buna dair vesikalar mevcuttur. O dönemde Küçük Asya da denilen Anadolu'nun müslüman vatanı olmaktan çıkartılmasına çalışan ve bu yönde projeler geliştiren misyonerler Hristiyan azınlıklarla Osmanlı yönetiminin arasını açmayı başarır. Azınlıklara yönelik misyoner faaliyetleri azınlık ayaklanmaları ve Osmanlı'nın parçalanmasında önemli bir rol oynamıştır. Ancak, I. Dünya savaşı sonrasındaki bazı gelişmeler bu projeyi bir ölçüde akim bırakır. Mütareke döneminin ve İstiklal savaşının ardından Osmanlı devleti yerine, daha küçük topraklara ve güce ve daha az bir nüfusa sahip, Orta Doğu'dan, Arap dünyasından koparılmış laik bir ulus devletin kurulması karşılığında bu projeden vazgeçilir. Aradan 70-80 yıl geçtikten sonra ve soğuk savaş döneminin bitmesinin ardından buna benzer projeler yeniden gündeme gelmiş gözükmektedir. Anadolu'nun bir müslüman vatanı olmaktan tümüyle çıkarılması yönündeki faaliyetlerin bir parçası olarak, protestan misyoner faaliyetleri ciddi bir artış göstermektedir. Önce büyük kentlerde modernleşmenin ve laikçi-dayatmacı politikaların neticesinde dini inanç ve amelleri, zayıflatılmış ya da yok olmaya yüz tutmuş sosyetik kitleler bunların hedef kitlesi haline geldi. Bunun dışında ise, asırlardır Osmanlı idaresi ve dindar sünniler tarafından dışlanmaya uğrayan Alevî-Bektâşîler protestanların diğer bir hedef kitlesi oldu. Üçüncü hedef kitle olarak da , bir taraftan 80 yıldır devletin ve resmi ideolojinin ağır baskısı diğer taraftan PKK'nın ateistleştirme, dinsizleştirme çabalarına maruz kalan kürtler hedef kitle olarak seçildi. Özellikle Güneydoğu pilot bölge gibi görülerek faaliyetler burada yoğunlaştı. Diyarbakır ve Siirt'te kurulan yeni dönme kiliseleri bunların merkezi konumundadır.(2) Diyarbakır'daki kilisenin ilk hedeflediği kitlenin öncelikle Aleviler ve ataları Ermeni-Hristiyanlıktan dönme olan müslümanların olduğu gözlemlenmiştir. Diyarbakır'da son 9-10 seneye dayanan protestanlaşma macerası ilkin Diyarbakır'ın Alevî-Türkmen köylerinde başgöstermiştir. Bismil ilçesine bağlı Alevî-Türkmen Seyyid Hasan köyünde başlayan bu hristiyanlaştırma faaliyeti zamanla Bismil ve Çınar ilçelerine bağlı diğer bazı Alevî-Türkmen köylerine de sirayet etmiş durumdadır. Son bir kaç yıl zarfında hristiyanlaşan bu Alevi-Türkmen aileler, en son geçen yıl Diyarbakır'ın merkezinde yer alan Evangelist kilisesini açmaya muvaffak olmuşlardır. Ecevit hükümeti döneminde sıkıntılarla karşılaşan bu yeni protestanlar Avrupa Birliği'ne giriş sürecindeki şimdiki hükümet döneminde rahat bir nefes almış olup, hiçbir engelle karşılaşmadan, protestanlığı, başta Alevî-Bektâşî müslüman kardeşlerimiz içinde olmak üzere yayma faaliyetlerini hızla sürdürmektedirler. Bir kaç yıllık bir zaman diliminde Diyarbakır'da hristiyanlaşan aile sayısı 90'ı aşmış durumdadır. Diyarbakır Evangelist kilisesinin tüm yöneticileri, Bismil ve Çınar ilçesi çevresindeki Alevî-Türkmen köylerinden olan hristiyanlaşmış kimselerden oluşmakta, kilisenin "Baş Pastör" denen baş rahibi Ahmed Güvener de, Bismil İlçesi'nin Seyyid Hasan köyünden Alevî-Türkmen kökenli bir kimsedir. Kilisenin Alevî-Bektâşî müslüman kardeşlerimize yönelik hristiyanlaştırma faaliyeti hız kazanmakta ve şu sıralarda Alevî-Bektaşi müslüman kardeşlerimizi protestanlaştırma faaliyetleri için Elazığ ve Bingöl'de kiliseler faaliyete geçmiş olup Malatya'da da bir Evangelist kilisesinin açılması aşamasına gelinmiştir. Malatya'da yapılmakta olan kilise Diyarbakır'daki kiliseden daha büyük bir tarzda neredeyse büyükçe bir kompleks şeklinde inşa olunmaktadır. Diyarbakır'daki Kilise yöneticilerinin tümünün Alevî-Bektâşî kökenli olması, bunların Alevî-Bektâşî kitlelere nüfuz etmesini kolaylaştırmaktadır. Alevî-Bektaşî müslüman kardeşlerimizin yoldan çıkarılması, Hristiyanlaştırılması faaliyetlerinin önüne her ne pahasına olursa olsun geçilmelidir. Yıllarca, Resmi ideoloji ve Marxist Sol'un fikri, ideolojik etkisi ve baskısı altında ezilmiş ve dindar sünniler tarafından sürekli itilmiş, dışlanmış olan Alevî-Bektâşî müslüman kardeşlerimize, başta Alevî dedeleri olmak üzere inanç sahibi herkes sahip çıkmalı ve protestanlaştırma çabalarına dur demelidir. İkinci hedef kitle ise, Ataları Ermeni olan Müslüman ailelerdir. Bu ailelerin yeni genç kuşaklarına nüfuz edilmekte, ve atalarının zorla müslümanlaştırıldıkları gibi tezvirata dayanan telkinlerle bu genç kuşakların protestanlığı benimseyip, vaftiz edilmesine çalışılmakta ve bunda da bir ölçüde muvaffak da olunmaktadır. Bu ailelerin bir kısım genç kuşakları maalesef bu tezvirata kanarak, din değiştirip protestan olmaktadırlar. Ancak bunların büyük bir bölümü kendi aileleri içinde büyük bir direniş ve tepki ile karşılaşmaktadır. Yaptığımız araştırmalarda ataları Ermeni asıllı olan Müslüman ailelerin büyük çoğunluğunun gerçekten ihtida etmiş olduklarını gözlemledik. Bu yüzden bunlar hakkındaki gizli hristiyan oldukları yönündeki yanlış zannlara son verilmeli, yeni genç kuşaklarına sahip çıkılmalıdır. İçlerinde bir bölümünün gerçekten gizli hristiyan olması, bunların tümünü bağlamayacağı açıktır. Bu kilise mensuplarının üçüncü hedef kitlesi ise zamanla dini inançları ve bağları, gerek modernleşme, gerekse PKK'nın ateistleştirme faaliyetleri, gerekse Resmi ideoloji ve Devletin baskısıyla zayıflamış olan Kürtlerdir. Gerek Diyarbakır'daki gerekse Siirt'teki kilise vasıtasıyle protestanlaşmış olan kürtlerin tamamına yakınının, para elde etme ve batılı ülkelere gidebilme hevesi ile böyle bir şenaeti işledikleri, din değiştirdikleri görülmektedir. Bu kiliseler, saydığım nedenlerin yanısıra, güç, para ve Batılı ülkelere gidebilme gibi vaatlerle birçok kimseyi saflarına çekmektedir. Bu kiliselerde, sadece Türkiye'de hristiyan olanlar değil, bir çok Batılı misyoner de faaliyet göstermektedir. Diyarbakır'daki kilisede Mart ayında 10-15 civarında Belçika, İsviçre, Hollanda gibi çeşitli Batılı ülkelerden gelmiş olan misyonerlere de rastladım. Anılan kilisede halka yönelik çok yönlü faaliyet ve etkinlikler yapılmakta, örneğin kadın ve çocuk kolları gibi yan etkinlik birimleri bulunmaktadır. Halka bedava binlerce Kitab-ı Mukaddes ve İncil nüshaları dağıtılmakta, halka açık festivaller, yarışmalar, geziler düzenlenmektedir. Diyarbakır Evangelist kilisesi çok canlı ve faal olup, sürekli gelen genç insanlarla dolup taşmaktadır. Orada bulunduğum sırada Dicle Üniversitesi'nden10-15 civarında öğrencinin burayı ziyaret ettiğine bizzat şahit oldum. Buna karşın, tam karşısında yer alan Kadim Süryânî kilisesi ise ıssız bir şekilde kalmış olup koca kilisede 5-6 kişilik bir cemaat bulunmaktadır. Kadim bir hristiyan kilisesi olarak, Doğu kilisesi geleneklerini sürdüren ve ibadetlerini, sıralar değil, halılar üzerinde kıyâm ve secdeli olarak namaza benzer bir şekilde icra edegelen bu kilise mensuplarının da genç kuşakları, Evangelist kilisesi tarafından elde edilmektedir. Bu da, gerek cemaatin gerekse Kadim kilisenin baş rahibinin büyük tepkisine neden olmaktadır. Rahatsızlıklarını dile getirmektedirler. Türkiye'de Laikçilik adına sergilenen din-karşıtı politikalar ve uygulamalar, Sünni, Alevî her türlü dinî tedrisat ve faaliyete getirilen amansız yasaklar, yıllardır kadim Süryani-Asuri topluluklarını sistematik biçimde Türkiye'den kovma ve kaçırtma politikaları da buna zemin hazırlamıştır. Ülkemizde dindar müslümanların her türlü dini eğitim ve faaliyetleri kısıtlanmış, bu konuda elleri kolları bağlanmış, insanımızın dini bağ ve inançları zayıflatılmıştır. 1925 yılından beri yürürlükte olan 677 Sayılı Tekke ve Zaviyelerin seddi ile ilgili kanunla Alevî-Bektaşî kardeşlerimizin kendilerini, inanç ve kimliklerini yasal bir zeminde ifade edebilmelerine engel olunmuş, bu şekilde yasal olarak temsil edilme olanağı bulamamışlardır. Bin yıllardır bu ülkenin ve Ortadoğu coğrafyasının inanç ve kültür mozik ve zenginliğini oluşturan Asurî-Süryanî kadim hristiyan topluluklar bir hoşgörüsüzlük örneği sergilenerek çeşitli baskı ve yıldırma politikalarıyla Türkiye dışına kaçırılmış, batılı devletlerin kucağına itilmiştir. Buna karşın ise, tamamen tehlikeli bir siyasal ve toplumsal proje olan protestan misyonerlik faaliyetlerine kucak açılmakta, eski islâmcı yeni liberal-batıcı siyasilerden teşvik ve destek görmektedirler. Burada, projenin şu anda iktidarı önemli oranda elinde tutan bir bölüm eski İslamcı yeni çıkar gruplarının üzerinden yürütülüyor olması en fazla dikkati çeken husustur. Protestan misyonerleri en büyük desteği ve cesareti iktidarı paylaşan bu bir takım eski Selametçi siyasilerden almaktadırlar. Diyarbakır ve Siirt çevresindeki protestanlaştırma faaliyeti, aileler içinde, hatta eşler arasında parçalanmalara ve büyük sıkıntılara neden olmaktadır. Bunun daha da yaygınlaşması durumunda Güneydoğu başta olmak üzere gerek yurt sathında gerekse Orta Doğu coğrafyasında büyük toplumsal ve siyasi kriz ve çatışmalara yol açacağı kesindir. Bu yüzden, tamamen coğrafyamızın, toplumumuzun ve yüce dinimizin geleceğini tehdit eden, bu siyasal projeyi durdurmak görevimizdir.
2)Anadolu'daki Amerikan okullarını üs edinen protestan misyonerlerinin Sivâs ve civarında Alevî-Bektaşîleri protestanlaştırmaya yönelik faaliyetlerine ilişkin olarak Başbakanlık Osmanlı Arşivleri'nde H. 1305 ve 1312 tarihli iki önemli vesika bulunmaktadır: BOA: Bu makale toplam 4321 defa okunmuştur.
|
Döviz fiyatları güncelleniyor
RÖPORTAJ
|
||||||||||
|
||||