Haber10 Arama
  SON HABERLER
Cengiz Sözübek
Cengiz Sözübek
Karakter boyutu : Normal Büyük Daha Büyük En Büyük
Fehmi Koru ve Bilderberg

“Bunlar engerekler
Ve çıyanlardır.
Bunlar ekmeğimize
Aşımıza göz koyanlardır.

Tanı bunları
Tanı da büyü !...”

(“Adiloş Bebe”ye-Ahmet Arif)

Son yüz elli yıldır yaşadıklarımızı nasıl adlandırabiliriz; “Aşırılıklar..İdeolojiler..İhtilâller..Komitacılar Çağı” mı yoksa artık tekerrür etmesi “sıradanlaşarak” komediye dönüşen “Trajediler Çağı” mı? Büyük bir “Cihan Devleti”nden çok büyük bedeller ödeyerek kurtarmayı başardığımız Anadolu topraklarının, târih boyunca “sahibi”ne ödettiği bedelin sonucu olarak yaşanması mukadder bir “trajedi” midir bu acaba?

Saint-Simon târihi iki devreye ayırır: Organik Çağlar ve Kritik Çağlar…Bu topraklar yüz elli yıl önce girdiği ve bir türlü çık(a)madığı "muâsırlaşma tüneli"nde hep orjinalin türevi üzerinden "Kritik Çağ"lar yaşadı diyebiliriz. Yazık ki "Biz Türkler" organik bağlarımızın koordinatlarını "uzaklarda" ararken geriye Batı'ya karşı komplekslerimize refakat eden "Japon Mucizesi ve Asya Kaplanları"na imrenmemiz kaldı.

Hep bizim bilmediğimiz sırlara vâkıf olan “devletlû”larımızın "Doğu'dan gelen trenin lokomotifi olmak yerine, Batı'ya giden trenin son vagonu olmayı" arzulamasıyla yaşadığımız "makas değişikliği"nin getirdiği tektonik siyâsî/içtimâî kırılmalar hâlâ varlığını devâm ettiriyor. 60/70'li yılların gençliği meydanlardan mahpuslara, mezarlara ve sürgüne giden bir rotasyona tabi tutularak bitirildi. 80'den sonra ve özellikle de 90'lı yıllarda neo-liberal politikaların tesiriyle siyâsetten uzaklaştırılarak acemi bir "kapitalist olma ülküsü" tazyikiyle ülke meselelerinden bîhaber ve işin acı tarafı da siyâseti "reel politikçi siyâset esnafları"nın insâfına terk edecek ferdiyetçi bir islâmcı/milliyetçi/solcu nesil icat edildi. İşte bu değişimin, dönüşümün ve “değişmedik, geliştik” kaçamaklarının adı şudur: “Umut Öldü !”

“Bu da Bizim Ütopyamız”

İnsanlar, toplumlar ve siyâsî sistemler arasındaki gerçek farklılıklar amaçlarda değil metotlardadır. Dolayısıyla amaçlar hakkında fazla soru sormayın. Çünkü ilan edilmiş amaçlar daima yüce ve iyidir. Metotlar hakkında sorun ya da metotları gözlemleyin. Bu asla yanıltmaz.” (Özgürlüğe Kaçışım ; Aliya İzzetbegoviç)

Târihin bizi getirdiği bu noktada, yani bu toprakların “ümitsizlik yeri değil, ümitsizliğin bizatihi kendisi” olduğu bir dönemeçte, millet adına yola çıkıp milletin emanetini heba eden tüm “muhâlif damar”ların yaşadıkları ve yaşattıkları hayal kırıklıklarını irdelememiz gerekiyor. Özellikle son çeyrek yüz yıldaki dönüşümler, üstelikte “iktidar”ın kıyısından köşesinden bir şekilde tutarken –belkide zıddıyla kaim olmanın getirdiği bir sonuç olarak- kendisini inkâr edercesine ve âdeta varlık sebebi olan değerlerin tam aksini yapacak şekilde cereyan etmesi emperyalizme “târihin sonu”nu ilân ettirecek kadar “yürekli” olmuştur. İktidar olan ama “muktedir” olamayan ve “Devletin Derinlikleri”nde köşe kapmaca oynar gibi kadrolaşma, burjuvalaşma ve nihâyet “uzlaşma” gibi sâdece güce ve güçlenmeye dayalı, bireyin özgürlüğünü ve sosyal dokuların özerkliğini ıskalayan naif bir iktidar kurgusu malesef bildik trajedileri yaşatmaya devam edecek gibi gözüküyor.

Peki “mesele” nedir; irticâî kadrolaşma, etnik milliyetçilik, jakoben solculuk, liberal emperyalizm, sabatayistler, çelik çekirdek kadro, gizli örgütler …?

Ne yazık ki “mücadele”nin seyri hep dış ve düş güçlere, farklı segmenter yapıda olmanın getirdiği sahte düşmanlıklara, kendi beceriksizliklerini, korkaklıklarını ve riyakârlıklarını “kripto güçler”in oyunlarına havale ederek şekillendi. Milletin “iktidar” olması ama “mülk”ten de hakkı olanı alarak ve “Hürr”leşerek aynı zamanda “muktedir” olması için yapıldığı sanılan “kavga”nın diyalektiği, nihâî sonucu tek tip insan projesi olan ve son yıllarda iyice “Tanrı” pozuna bürünen Küresel Oligarşi ile varlık ve bekâsını ona borçlu olduğu, ortak târihi pek olmasada “ortak kaderi” olan ama “acenta” olmaktan da öteye gidemeyen “Millî Oligarşi” arasında diğerine karşı tercih yaparak “güçlenme” şeklinde olmaktadır.

Milletin ve onun “kurduğu, koruduğu ve kolladığı” Devlet’inin son tahlilde “var kalması” için suni düşmanlıkların ve hayali güçlerin değil, işte bu riyakârlığın ve işbirlikçiliğin sorgulanması gerekiyor. Millet’in değerleriyle kavgalı ve onu mülkünden/hürriyetinden mahrum bırakan “Yerli/Millî” Oligarşiyle mücadele ederken onun kapsama alanını emperyalizmin efsunlu “özgürlük” vaatlerinin daraltacağını hesaplamakta, Küresel Düzen’in bayilerine bile yaşam hakkı vermeyeceğini ilân edercesine “Sömürenleri Sömüren” bir hoyratlığa dönüşmesine karşı durmak için yıllardır Millet’i aşağılayan ve yok sayan “Bizim Oligarşi”nin telkinlerine kanmakta aynı “Son”un farklı şekillerde tezâhürüdür.

Son yıllarda artık iyice “Cendere”sine girdiğimiz Psikolojik Savaş’ın getirdiği tartışmalar, gazeteciliğin duayenlerinden Fehmi Koru’nun “Bilderberg Ziyareti”yle farklı bir mecraya kaydı. Koru’nun kendisini tekzip edercesine “davete icabet” etmesi “Beyaz Türkler”i sevindirirken, kendisinden olduğunu sandığı bir çok kişinin bir şekilde “devşirildiği”ne şahit olan İslâmcılar için bildik “trajedi”lerin devamı olarak görüldü. Peki gerçekte olan neydi; İslâmcılar mı Fehmi Koru’sunu kaybetmişti yoksa “Beyaz Türkler” mi saflarını sıklaştırmıştı?

Bilderberg toplantısına katıldığı için Koru’nun “samimiyeti”ni sorgulamaya hakkım olmasada, artık “islâmın hastalığına dönüşen islâmcılığın” bundan sonrası için nasıl bir misyon üstleneceği hakkında “Taha Kıvanç”a düşen rollerden bahsetmeden de geçemeyeceğim. Meşruiyetini ve muafiyetini milletin “güvenliği”nden alan ama milletin “Millet” olmaması için onu bölen, parçalayan ve yöneten “yerli” güçlerle mücadelede en ön saflarda yer alan “Taha Kıvanç”, Küresel Oligarşi’nin Soğuk Savaş dönemine ait gizli örgüt/bilinemez komplolarının değil gözümüzün içine baka baka yapılan ve artık sivil toplum örgütleri şeklinde kamufle edilen açık istihbaratı millet ve devlet adına deşifre etmesi gerekiyor. Yıllardır mücadele ettiği “Millî Oligarşi”nin abisi olan Küresel Oligarşi’yle “sol”un olduğu gibi “islâmcılar”ın da yaptığı işbirliğinin/uzlaşmanın ne anlama geldiğini bilmeliyiz.

2003’deki “Tezkere” dayatmasında “dünya gerçeklerini bilmeyenler”in safında yer alan Fehmi Koru, en çokta bundan sonra gereken “Hüseynî Duruş”un takipçisi olmalıdır. Küresel Oligarşi ve onun bayisinin bileşke kuvvetine karşı “safı belli” olacak, siyâsetin çirkinliklerinden uzak ama siyâsetsizleştirmeye de karşı durarak herkesi ve herşeyi sorgulayan ve inadına “direnen” soylu bir nesle hürriyet-meşveret-adalet eksenli bir zihnî paradigma aşılanması gerekiyor. Fehmi Koru bu güne kadar sürdürdüğü çizgisini, şüpheci ve sorgulayan ama yer yer ifrata kaçan komplolarını (mesela geçen yıllarda Bilgerbeg toplantılarıyla ilgili yazdıkları… Bilderbeg’te alınan kararları tahmin etmek için paranın ve reel politiğin mantığını, CEO’ları, Ulusal Güvenlik Danışmanları’nı ve “oligarşi”nin bize dayattıklarını takip etmek kâfidir bana göre) bırakmış bir “Taha Kıvanç”la, dünyayı iyi okuyan ve “yazan” ama kimi zamanda “korku dengesi”ni bozmama endişelerinin “gerektirdiği” pragmatizmini bırakıp uzun soluklu bir politik proje kuracak “Fehmi Koru”yu terkîp ederek sürdürmelidir.

Fehmi Koru yıllar önce yazdığı “Bu da Bizim Ütopyamız” başlıklı yazısını “Yalnız Türkiye’nin etrafındaki ülkeleri değil, tüm İslâm Dünyası’nı vizesiz, hatta pasaportsuz gezeceğimiz günlerin fazla uzak olmadığına inanıyorum” şeklinde bitirmişti. Emperyalizmin amaçlarını anlamak için gizli örgütlerin deşifresinden önce, somut olarak karşımızda duran işgallere, ekonomik talanlara, tek tip insana kurulu kültürel yozlaşmalara karşı asîl bir duruşun nasıl olması gerektiğine, “Bu Ülke”nin her kesiminden çocuklarının “Erdemliler Hareketi”yle bir araya nasıl getirebileceğimiz gibi “ütopya”larımıza kafa yormak gerekiyor.

Ütopya ve trajedi arasında “Hürr”iyete kaçarken, buda bizim “ütopya”mız o zaman: hem “Beyaz Türk”lerin hem de küresel oligarşiyle simbiyotik bağ kurmaya hevesli “Taze Türk Büyükleri”ni sorgulayan bir Taha Kıvanç, hem reel politiği bilen hem de “ütopya”ları olan bir Fehmi Koru…

sozubekce@hotmail.com

Bu makale toplam 2504 defa okunmuştur.

 

ABD Doları (USD) Alış 1.5080, Satış 1.5180; Avrupa Para Birimi (EUR) Alış 1.9600, Satış 1.9750
kitapadresi.com
2004 - 2010 Tüm hakları saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilemeden yayınlanamaz.
Telefon: (212) 280 26 00 | Faks : (212) 280 89 09 | haber10@gmail.com