|
Çok Okunanlar
Basından Seçki
|
|
|||||||||||
![]() Doç.Dr.Erol Göka
Gençler, 'Vur abalı' değil!
Bazen havanda su döveriz. Günlerce uğraşıp didinmemize rağmen bir bakarız bir
arpa boyu bile yol almamışız… Bu, hem bireysel yaşantılarımız hem de toplumsal,
siyasal, akademik hayat için böyledir. Binlerce insan, bir hedefe varmak için,
canlarını dişlerine takarak çalışır ama sonuç sıfıra sıfır elde var sıfırdır.
Kimileri, gösterilen hiçbir çabanın boşa olmadığını, en azından o alanda yeni
bir bilgi ve deneyim kazanıldığını söyleyerek bu görüşe karşı çıkabilir. Ama
"bilgi ve deneyim" iddiası, gerçek de kof bir avuntu da olabilir,
doğrusunu bilen yoktur.
Akademinin, toplumun, siyasal karar vericilerin elbirliği yapıp ortadan kaldırmaya
çalıştıkları, "intiharların önlenmesi", "madde bağımlılığının
ortadan kaldırılması" gibi bazı konular, aslında havanda su dövüldüğünün
çok güzel örneklerini oluştururlar. O kadar çok bilimsel çalışmaya, toplumsal
ve siyasal gayrete rağmen bırakın önleme ve ortadan kaldırılmayı, ne intihar
ne de bağımlılık oranlarında bir gerileme olmuştur. Elbirliğiyle havanda su dövdüğümüz, medya marifetiyle ve birkaç olay nedeniyle
son günlerde "toplumsal cinnet" gibi yaşamaya başladığımız bir konu
daha var: Gençlik ve şiddet. Gençlerdeki şiddet eğilimi ve nedenleri
konusunda, o kadar çok söz söyleniyor ve üstelik bu sözlerin hepsi de o kadar
çok eski ki… Nasıl oluyor da kendi kendimize gaz verip, gençlik ve şiddet konusunda
bilinenleri sabah akşam tekrar etme hevesini bulabiliyoruz? Hayretle izliyorum.
Bir dönem gençlik ve şiddet üzerine bilimsel çalışma yapmış ve düşünmüş, çalışmalarını
akademik ortamlarda ve medyada yayınlamış (bak.
www.erolgoka.com
)
birisi olarak hayretim umutsuzluğa doğru yol alıyor. Gençlik ve şiddet konusunda, akademiden bugüne kadar kulağımıza gelen sözlere
bir diyeceğim yok. Bu kadar tekrar edilip durduklarına göre herhalde bir gerçeklik
payları var ya da en azından olduğuna inanılıyor. Ama asıl yakıcı gerçek, bu
çalışmalardan elde edilen bilgi ve deneyimin asla gerçekliği tam anlamıyla örtemediği.
Örtemiyor zira tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de gençler şiddetten arındırılamıyor.
(Gerçi yetişkinler de şiddetten arındırılamadı, yetişkinlerin iktidar hırsları
için binlerce masum insanı öldürmelerinin önüne geçilemedi ama neyse… Konumuz
o değil ve hiçbir zaman da olamayacak. Hiçbir zaman, aslında gençlere yüklediğimiz
o kadar suçun, alasını biz yetişkinlerin işlediklerini, her melanette kesinlikle
gençlere taş çıkardığımızı konuşamayacağız. Taş kesilecek, susacağız. Çünkü…
"Çünkü"yü bu yazı boyunca anlatacağım.) İntiharı önleme, madde bağımlığını ortadan kaldırma, gençleri şiddetten arındırma
gibi konularda, toplumdan akademiye, siyasilerden medyaya elbirliğiyle havanda
su dövüyorsak, bir yerde yanlış yapıyor olmalıyız. Ya yöntemimizde bir yanlışlık
ya da birileri bizi bu tür sonuçsuz çabalara sevk ediyor, bu arada kendileri
malı götürüyor olmalı. Bence ikisinin de gerçek payı var, havanda su dövdüğümüzü
bile bile bıkıp usanmadan aynı sözleri söyleme ısrarımızda. Hem yöntemimiz yanlış
hem de bir güç ve iktidar mücadelesini fark etmemek için bunu yapıyoruz. Gençlik
ve şiddet gibi gençleri "vur abalı" haline getiren konularda ise bizzat
kendi güç ve iktidarımızı gizleyebilmek için şehvetle gençlere saldırıyoruz.
Biraz sonra ayrıntısını anlatacağım bu gizlenen güç ve iktidar gerçeğinden hareketle,
gençlerin şiddetten ve her türlü melanetten arındırılması (!) için ben de bir
yöntem öneriyorum. Şimdiye kadar yapılanlar bir işe yaramadı ama benimkinin
denenirse etkili olacağını (ama asla denenmeyeceğini) adım gibi biliyorum. Gençleri
şiddetten ve her türlü melanetten arındırmak (!) için bulduğum yönteme, "özür
dileyici (apologetic) bakış" adını veriyorum. Gençlerden özür dileyerek başlayalım her işe "Sevgili gençler, İktidarlar başkasının üzerinden kurulur "Yansıtmalı özdeşim" adıyla anılmasa da iktidarların yoksullar, ezilenler,
zayıflar, kadınlar, azınlıklar üzerinde nasıl kurulup, kendini onlar nezdinde
hangi düzeneklerle meşrulaştırıldığı hakkında çok yazılıp çizildi. Ama nedense
(herhalde bu teorileri yazanların da yetişkin psikolojisine sahip olmalarından
olsa gerek) bugüne kadar yetişkinlerin gençler üzerindeki iktidarlarını nasıl
sağladıkları konusunda pek kafa yorulmadı. Oysa güç ve iktidarla ilgili tüm
söylenenler, yetişkinlerin gençler üzerindeki iktidarları için de geçerli. Üstelik
gençler, bedensel ve zihinsel açılardan, yetişkinlerle benzer ve dahası olumlu
özelliklere sahipler. "Bir gencin zihnini bir yetişkinin zihninden ayıran en önemli özellik
nedir?" diye sorsak, yetişkin zihni lehine söyleyebileceğiniz tek şey,
onun daha deneyimli olduğundan ileri gidemez. Ama yetişkinlerin iktidarının
tek gerekçesi olarak onların deneyim sahibi olduğunu ileri sürersek bizi iki
bakımdan tam bir düşünsel batak bekliyordur. Deneyim bu kadar iyi bir şeyse,
özgürce deneme ve deneyim kazanma hakkı gençlerin elinden alınamaz, bir. Deneyim
bu kadar iyi bir şeyse, toplumu en yaşlıların yönetmesi (gerontokrasi) gibi
saçma bir teze kapı açılmış olur, iki… Tüm siyasal akımlar, gençleri musibet kaynağı görür Muhafazakar yansıtma: Muhafazakarlar diyebileceğimiz, toplumsal hayat
için öncelikle ahlak ve maneviyatın en birinci gereklilik olduğuna inanan kesim,
insanın cinsel ve duygusal yanlarından kaynaklanan tüm sözüm ona olumsuzlarını
gençlerin üzerine yıkar. Cinsel ve ahlaki suçların büyük çoğunluğun yetişkinler
tarafından işlendiği gerçeğini görmezden gelir. Gençlerin iyi insan olmaları
için cinsellik ve duygusallıklarından feragat etmeleri gerektiğini, bunları
kendi başlarına yapamayacakları için de ahlaki ve manevi bir yetişkin sisteminin
içine girmeleri gerektiğini buyurur durur her türlü muhafazakar söylem. Bu nedenle
muhafazakarlık yanlısı medyada, gençlerin ahlaki ve manevi zafiyetlerinin alıp
yürüdüğü ve toplumu çöküş noktasına getirdiği yıllardır vazgeçilmez bir temadır. Solcu yansıtma: Gençliğin bir sınıf değil toplumsal tabaka olduğunu
her seferinde vurgulayarak, egemen sınıflar tarafından heder edilmek istenen
enerjisini toplumsal ilerleme ve devrim lehine harcaması gerektiğini söyleyen
solcu söylem için gençler, bir enerji yığınından ibarettir. Yetişkinlerin düşüncesizce
yaptığı tüm girişimler görmezden gelinerek gençler, düşünceden ve deneyimden
yoksunluğun kökeni gibi gösterilir. Gençler, sol söylemde önerilen yolda çabalarlarsa
enerjilerini iyi, aksini yaparlarsa kötü yolda kullanmış olacaklardır. Gençlerin
kendilerine özgü ihtiyaçları ve özgürlükleri görmezden gelindiği için, sol söylem
de uygulamada çok muhafazakar görünümler sergilemiştir. Liberal yansıtma: Görünüşte özgürlük yanlısı olmasına rağmen, insani
potansiyellerden ziyade pazara güvenen liberal söylem, diğer insanlar üzerinden
gerçekleşecek tüm arzularımızın serbestleşmesini savunur; marka tutkunu ve karşısındakini
düşünmeyen bir gençlik anlayışını yayar. Gençlerin dayanışmacı insani özelliklerini
görmezden gelen ve onların gruplar halinde olumlu davranışlar sergilemelerinden
kendi iktidarı adına korkan liberaller, gençlerin kolektif faaliyetlerini engellemeye
girişir, en azından desteklemezler. Ülkemizde de son dönemlerde liberal bir
düşünce tarzı egemendir ve gençlerimiz, liberal yansıtmanın etkisiyle, artık
ezilenlerden yana olmaktan vazgeçmiş kendi aralarındaki "ezik"leri
aşağılayan ve onlara kötü davranan, hayattaki en olumsuz durum olan "ezik"
olmamak için uğraşan bir güdüyle hareket etmektedirler. Evet, ortada iktidar sahiplerinin kendi iktidarları için yaptıkları yansıtmalara
göre davranan ve bizim onlara tüm bu yansıtmaların ortak mekanı olarak miras
bıraktığımız hoyrat-arabesk bir kültür ve medya ortamı içinde yetişen gençlerimiz
var. Onlar adına hiç iyi şeyler yapamadık, her türlü melanette onları fersah
fersah geçiyoruz. Ama arada fırsat çıktığında tüm musibetlerin kaynağı olarak
onları göstermekten, görmekten bir türlü vazgeçmiyoruz. Her fırsatta kendi çocuklarımızı,
kendi yaratımımız olan 'öcü'ye benzetmekten vazgeçmiyoruz. Onlara gerçek ve
sahici, yetişkinden farkı olmayan insanlar gibi davranamıyoruz. Zavallı gençlerimizse, bizim saldırılarımıza karşı bir şey yapamıyorlar. Ne medyaları var, ne sivil toplum örgütleri, ne partileri. Arada bir küçük isyan ateşleri yakıp etrafında toplaşsalar da eninde sonunda bizim haksız saldırılarımıza boyun eğmek, "büyüklerimiz böyle diyorsa bir hikmeti vardır" demek zorunda kalıyorlar. "Büyüklerin sözlerinde hikmet olsaydı, dünya böyle rezil bir dünya olur muydu?" diyemiyorlar. "Bizi anlayın, anlamaya çalışın. Biz de tıpkı sizin gibi bir insanız, tek farkımız henüz mesleğimizin ve ekonomik özgürlüğümüzün olmayışı" diyemiyorlar. Yüzlerce yıllık erkek egemenliğine karşı çıkan kadınlar gibi isyan edemiyor, örgütlenemiyorlar. Onları bize karşı asıl zayıf düşürense, gençliğin insan ömründe geçici bir dönem olması. Yoksulların zenginleşmeleri, kadınların erkekleşmeleri imkansız, o yüzden onlar direnmek, mücadele etmek zorunda ama gençler, eninde sonunda yetişkin olup zorbaların safına katılacaklar. Bu nedenle yaşları büyüdükçe hep eleştirdikleri yetişkinlere benzemeye başlıyorlar. Bu, gerçek bir insanlık trajedisi. Gençler, üzerindeki iktidarımızdan gönüllü olarak vazgeçmeden bu trajediden kurtulamayız. Daha iyi bir dünya için, gençler üzerindeki iktidarımızdan vazgeçmemiz, onlardan özür dilememiz gerekiyor.
www.erolgoka.com Bu makale toplam 3368 defa okunmuştur.
|
||||||||||||
|
||||