|
Çok Okunanlar
|
|
||||||||||
![]() Yusuf Tosun
'Büyük Doğu' Ufku:
I.
Aramızda sesiyle, sözüyle, aksiyonuyla yaşamaya devam eden necip kahraman; fikir hayatımıza yazı ve hitabet kudretiyle yön veren büyük bir mütefekkir; henüz çocuk denecek yaşlarda şiirleriyle dikkat çeken, şiire yeni bir ses ve ahenk getiren büyük şair-sultanü'ş-şuara; İslam dünyasının yeniden şahlanışı için kendini bu davaya adayan ve Müslümanların kurtuluşu için hal çareleri arayan BÜYÜK DOĞU mimarı: Necip Fazıl KISAKÜREK… Onu 25 Mayıs (1905-1983) olan ölüm/doğum yıldönümünde rahmetle anıyoruz. II. Necip Fazıl; O VE BEN adlı eserinde isim olarak BÜYÜK DOĞU kavramının ilk çıkışına
ışık tutar. O dönem Ulus Gazetesi yeni bir milli marş için yarışma açmıştır.
Aynı gazete ancak böyle bir marşın Necip Fazıl tarafından yazılabileceğini düşünerek
teklifi üstada getirirler. Necip Fazıl ise; Mehmet Akif Ersoy'a büyük hürmeti
olduğunu beyan ederek, ancak gazetedeki yarışmayı durdurmak ve hiçbir isimden
bahsedilmemek şartıyla bu teklifi kabul eder. Bu şart kabul edilir ve Necip
Fazıl ÇİLE adlı şiir kitabında yer alan BÜYÜK DOĞU isimli marşı yazar: "aynası ufkumun, ateşten bayrak! Fakat o zamanki reis-i cumhurun hastalanması ve akabinde ölmesi, yazılan bu
marşın kendisine gösterilmesine engel olur ve milli marş macerası da bitmiş
olur. Ve böylece bu marş Necip Fazıl'ın fikir ve aksiyonunda büyük öneme sahip
BÜYÜK DOĞU ismini doğurur. BÜYÜK DOĞU, Necip Fazıl'ın bütün yazılarına (şiir, hikaye, roman, tiyatro...
v.s.) sinmiştir. Ancak, İdeolocya Örgüsü adlı eseri büyük doğu ufkunu zihinlerimize
ana hatlarıyla nakşeder. Necip Fazıl da bu esere büyük önem verdiğini ifade
eden; "bu eser benim bütün varlığım, vücut hikmetim her şeyim… ben,
arının peteğini hendeseleştirmeye memur bulunması gibi, bu eseri örgüleştirmek
için yaratıldım. Şiirlerim de, piyeslerim de, hikayelerim de, ilim ve fikir
yazılarım da sadece bu eserin belirttiği bina etrafında bir takım "müştemilat"tan
başka bir şey değil…" sözleriyle hem ruh dünyası, hem aksiyonu, hem
de BÜYÜK DOĞU'NUN köşe koordinatları hakkında bize fikir verir. Necip Fazıl'ın Büyük Doğu mefkuresi, mekandan çok zamanla ilintilidir. O bu
durumu şöyle ifade eder: "biz büyük doğuyu, vatanımızın bugünkü ve yarınki
sınırlarıyla çevrili bir ruh ve keyfiyet planında arıyoruz. O kendini mekan
çevresinde değil, zaman çevresinde gerçekleştirmeye talip…" Necip Fazıl; fikir ve aksiyonuyla kendi çağdaşı diğer düşünürler gibi doğu-batı
ikilemine Büyük Doğu ufkundan yola çıkarak açıklık getirmeye çalışmış ve batının
haset, kin, öfke, çılgınlık kokan kirli yüzüne karşı insanlığın ilk havzası
doğunun aydınlık ve bereketli yüzünü ortaya koymuştur. Bu anlamda insanlığa sınır tanımanın yanlış olacağına inanmakla birlikte, tarihteki
gelişimin mecburiyetinden dolayı veya düşünce ve olayları daha iyi anlamak ve
açıklayabilmek için doğu-batı kavramları zamanla çokça kullanılmaya başlanmıştır.
Bu maksatla Necip Fazıl, doğuyu tanımamız ve sahip çıkmamız gerektiğini salık
verir. Çünkü doğu, ilk peygamberlerin, resullerin, vahyin merkezidir. Batı, aklı ve maddeyi temsil ederken, doğu derinliğin ve ruhun simgesidir.
Bu anlamda Büyük Doğu düşüncesinin ana kaynağı İslam olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.
Necip Fazıl, bu ana kaynak bahsini geniş olarak ele alır İdeolocya Örgüsü eserinde.
Ve ana kaynak İslamı; insan, cemiyet, devlet, kainat, siyaset, adalet, mülkiyet,
ordu, kadın, sanat… v.s. boyutlarıyla ele alırken ana kıstas da; dışı şeriat,
içi tasavvuf olan bir doğu mefkuresi şeklinde karşımıza çıkar. Necip Fazıl, Kanuni Sultan Süleyman döneminde bozulmaya başlayan topluma Büyük
Doğu menşeli kurtuluş reçeteleri hazırlar sürekli. Ve bozulan gidişatı yeniden
düzeltecek, insanlığı İslamın aydınlığına kavuşturacak bir inkılap bekleyişi
içerisindedir. Bu inkılap devrimbazların işi olamaz. Büyük Doğu, bu inkılabın
zuhurunda etkin rol almalıdır ona göre. Yine o, bozulan insanlığa kurtuluş olarak gördüğü inkılabı bütün yönleriyle
izah ederken; aynı zamanda ideal toplum profili hakkında da bir resim sunar
bize. Böylece olması gereken bir devlet yönetim ve idaresi fikri de doğmuş olur.
Bu detaylarla, meşhur Büyük Doğu mefkuresinin içini doldurur böylece. Bu yönüyle
Büyük Doğu; toplumu kucaklayan büyük bir idealdir: Necip Fazıl; büyük doğu mefkuresini en ince detaylarına kadar topluma tatbikini
emir-yasaklarla bir takım kurallar çerçevesinde ortaya koyar. Adeta yeni kurulmakta
olan bir devletin anayasası gibi… Bu idaredeki temel kıstas İslam'dır elbette.
Ancak, kuralları saptayıp ortaya koyan Necip Fazıl, yani reistir. Toplumun yönetim
mekanizmasını ve bu mekanizmanın yetkili organ ve liderlerini görevde kalma
süresi ve vasıflarıyla birlikte zikreder. En önemli kavramlar; "yüceler
kurultayı", "başyüce ve başyüce vekili", "Başbuğ"… Bu anlamda Büyük Doğu; çileli ve meşakkatli bir davadır. Yürüyüş, ızdıraplı ve yollar cam kırıklarıyla doludur. Ümidini yitirmeden büyük doğu mimarının ifadesiyle; "sislere batmış bir dağ başına doğru ilerleyen kıvrım kıvrım bir patika örgüsü…"… Bu patika, bir zamanlar dünyanın en muhteşem caddesiyken, zamanla bozulmuş, tahrip edilmiş ve yol işlenmez hale getirilmiştir. Büyük Doğu erine düşen; bu yolu yeniden işler hale getirip tepedeki güneşe ulaşmaya çalışmaktadır. III. IV. Necip Fazıl'ın iç alemine hüzünlü bir yolculuk var bu hapishane günlüklerinde.
Bu hapishane hayatı; Necip Fazıl'ın hayatında önemli bir yere sahiptir. Çünkü
bu sürecin kişiliği, yazın hayatı ve aksiyonu üzerinde tesirleri olduğunu görüyoruz
daha sonraki dönemlerde. Öyle ki hapishane, Necip Fazıl'ın ruhunu inceltiyor.
İç alemine daha narin ve nazik bir sefer yapıyor sanki. Dine daha sıkı sarıldığına
şahit oluyoruz hapishane günlüklerinde. Hapishane -özellikle Malatya'da geçirdiği hapishane günleri- Necip Fazıl için;
"gökler dolusu sustuğu ve gök gürültüleriyle dolduğu" bir yerdir.
V. Necip Fazıl'ın 1934 yılına kadarki hayatı tamamen kadın, içki ve kumar etrafında
şekillenmişken; bir vapur yolculuğunda tanıştığı ve bir daha görmediği bir kişi
vesilesiyle bambaşka bir yöne kayar. Daha sonra bu manevi şahıs ile tanışıklığını, yaşadıklarını, gördüklerini,
işittiklerini ve üzerinde bıraktığı etkiyi O ve BEN adlı eserinde geniş geniş
anlatır. "Tanrıkulundan dinlediklerim" eseri de bu şahs-ı manevinin
tesiriyle yazılmıştır. VI. Necip Fazıl, cumhuriyet döneminin ilk önemli şairlerindendir. Tüm şiirleri
Çile adlı eserinde toplanmıştır. Sağlığında dokuz defa basılan Çile şiir
kitabı, her baskısında yeni şiirlerle zenginleştirilmiştir. Şiir alanında Cahit
Sıtkı Tarancı, Ahmet Muhip Dranas, Sezai Karakoç başta olmak üzere birçok önemli
şair üzerinde etkisi vardır. Necip Fazıl'ın şiir sanatı (poetika) ile ilgili
geniş bir açıklama, ÇİLE şiir kitabının sonunda yer almaktadır. Onun poetikası,
daha çok kendi şiiri üzerine bir çerçeve ve değerlendirme sunar bize. Yani o,
kendi şiiriyle ilgili konuşur poetikasında. Necip Fazıl sahneyi; "toprak üstüne tebeşirle çizilen esrarlı bir dört
köşe…" olarak tanımlıyor. Hayatın "değersiz" ve "geçici
yüzünü" değil, onu curuflarından ayıklayarak tıpkısını fakat başka türlüsünü
yansıtan "mistik bir ayna" olarak görüyor sahneyi. Ve bu anlayışla
sahnelenmek üzere çeşitli piyesler yazıyor. İlk tiyatrosu Tohum'u yedi günde
yazıyor. İlk defa Muhsin Ertuğrul tarafından 1935 yılında sahneye konmuş ve
İstanbul şehir tiyatrosunda temsil edilmiştir. Şiir ve tiyatro kadar olmasa da bir çok hikaye yazmıştır. Daha önce değişik
isimler altında parça parça yayınlanan hikayeleri son haliyle ve hepsini kapsayacak
şekilde "hikayelerim" ismiyle kitaplaştırılmıştır. Toplam 53 hikayenin
yer aldığı bu çalışma, Necip Fazıl'ın hikayeciliği konusunda da bize bir fikir
verir. Ancak, hikayeciliğinin şiir ve tiyatro kadar başarılı olmadığını söyleyebiliriz.
Buna rağmen hikayeciliği ise romandan daha başarılıdır. Bir kısım hikayeleri
kumar ve hasta kumarbaz tipi etrafında şekillenirken, bir kısmı da ölüm, yalnızlık,
korku…vs temaları çerçevesinde şekillenir. Mesaj yüklü olan bu hikayelerde olay
belli örgüler etrafında gelişir. Hikayelerinin büyük bir çoğunluğu gerçek hayat
kesitlerinden oluşur. Hatta hayatıyla bire bir örtüşen hikayeleri de vardır.
Mesela Bir Yalnızlık Gecesinin Vehimleri adlı hikayesi, kendi doğduğu
evi ve o evde bir parça yaşadıklarını konu alır. "Meş'um yakut" Necip Fazıl'ın 1928 yılında yayınlanan ilk
romanıdır. Hakkında yazılan yazılarda ismi pek geçmeyen ve Necip Fazıl'ın da
hatıralarında ismini pek anmadığı bu çalışma, Orhan Okay'ın tespitine göre;
polisiye tarzında yazılmış olup muhtemelen Peyami Safa'ya olan yakınlığından
kaynaklanan, onun gibi polisiye roman yazma sevdasından kaynaklanmıştır. Diğer
romanları "Aynadaki Yalan" ideolojik bir karakter taşırken,
ölümünden sonra basılan "Kafa kağıdı" ise "o ve ben"
otobiyografik çalışma ile "Babıali"'nin hazırlık notları veya
müsveddeleridir Okay'a göre. Özellikle Aynadaki Yalan romanında verilmek istenen mesaj, edebi değerinin
önüne geçmiştir denilebilir. İslami söylemin ön planda olduğu bir romandır.
Ancak, roman tekniği açısından pek başarılı olduğu söylenemez. Romanda diğer
eserlerinden alıntılara rastlanır. (At'a Senfoni'den ve özellikle hikayelerinde
aynı ve benzer sahnelere rastlamak mümkün.) Necip Fazıl'ın yazı hayatında, dergiciliğin özel ve önemli bir yeri vardır
şüphesiz. O, üç büyük derginin doğuşuna imza atmıştır. Bunlar; Ağaç, Büyük
Doğu ve Borazan adlı dergilerdir. Ağaç dergisi; 14 mart 1936-29 Ağustos
1936 tarihleri arasında 17 sayı olarak çıkmıştır. Borazan ise 28 Kasım
1947-12 Aralık 1947 tarihleri arasında ancak 3 sayı olarak çıkabilmiştir. En
uzun soluklu dergi ise Necip Fazıl'la özdeşleşen Büyük Doğu dergisidir.(36
yıl, 599 sayı) Türkiye'nin 2. Dünya Savaşının da etkisiyle bir yön arayışı içerisinde
olduğu bir dönemde, Büyük Doğu da gardını alıyor. (ilk sayı 17 eylül 1943'te
çıkıyor). Zaman zaman yayınına çeşitli sebeplerden dolayı ara veren Büyük Doğu
dergisi, Necip Fazıl'ın ismiyle ve idealiyle özdeşleşmiş bir süreli yayındır.
Necip Fazıl'ın bu dergi sütunlarından gerek kendi ismiyle gerekse müstearlarıyla
(Ne.Fe.Ka.,Ka.,Fa.,Tetikçi….v.s.) yazdığı yazılar, daha sonraları değişik isimler
altında kitaplaştırılmıştır. Büyük Doğu dergisi çıktığı dönemlerde büyük ilgi
odağı olmuş ve büyük yankılarda bulunmuştur. Büyük Doğu, aynı zamanda bir çok
şair ve yazara mektep de olmuştur. Büyük Doğu ve Necip Fazıl çizgisinin en iyi
takipçisi ve sürdürücüsü Diriliş ismiyle özdeşleşen Sezai Karakoç'tur şüphesiz.
BÜYÜK DOĞU, çeşitli zaman dilimlerinde günlük, haftalık, aylık periyotlarla 36 yıl yayın yapmıştır. BÜYÜK DOĞU dergisinin çıkış günlerinin değişkenlikler arz ettiği görülür.(çarşambaları çıkar….,pazartesileri çıkar…v.s.). Büyük Doğu dergisinin ilk yıllarında 'Cuma günleri çıkar' vurgusunun özellikle yer aldığı dikkatlerden kaçmıyor. Büyük Doğu, çıktığı dönemlerin fikir, sanat, düşünce gündem ve nabzını tutmuştur. VII. Necip Fazıl, at ile ilgili ilginç saptamalarda da bulunur. Edebiyatta, sanatta,
dinde atın yerini ele alır ve ilginç bulgular sunar bize. Atın insan hayatı
içindeki yerini çok yönlü bir araştırma ve izahla ortaya koyarken, atla yüzleştirir
yüreğimizi: "kahramanın yüreğini kurşun gibi eritip suya dökecek olursanız
meydana çıkacak şekil attır." Necip Fazıl, tarih boyunca atın geçirmiş
olduğu evreleri inceler ve sonuçta kalıcı bilgiler yerleştirir hafızamıza. Hititlerle
başlayan at serüveni -ki Hititlerin o zaman merkezi Kayseri idi.- Higsos'ların
(Hititlerin müttefiki) Hititlerden ayrılması ve Mısır'ı işgaliyle birlikte at
da dünyaya yayılmaya ve başka kavimlerle tanışmaya başlamıştır. VIII. yustosun@yahoo.com Bu makale toplam 10027 defa okunmuştur.
|
Döviz fiyatları güncelleniyor
RÖPORTAJ
|
||||||||||
|
||||