- |
|
Çok Okunanlar
Basından Seçki
|
|
||||||||||
![]() Dr. Kadir İnal
Sağlık Sistemimiz Sağlıklı mı?
Sağlık hizmetlerinin iki temel sac ayağı vardır; koruyucu hizmetler ve tedavi
hizmetleri. Ülkemiz pratiğinde tedavi hizmetleri, hak ettiği ilgiyi yeterince
bulamamış olsa da her zaman gündemde olmuş, ancak koruyucu hizmetler çoğunlukla
ihmal edilmiştir.
Koruyucu hizmetler deyince akla neler gelir? Hastalıkların oluşmasına meydan vermemek adına, hastalıklara sebep olabilecek
etmenleri tespit edip, etkisizleştirmek için yapılacak her türlü eylemi, bu
başlık altında sıralayabiliriz. Koruyucu hekimliği sadece aşılama olarak algılamak
bir yanılgıdır.Bu anlamda hava, su, gürültü kirliliğinden tutun, besinlerdeki
katkı maddelerine, hareketsiz yaşam koşullarımızdan, içki ve uyuşturucu alışkanlıklarına,
bilinçsiz beslenmeden, kalabalık ve düzensiz şehir yapılanmasına, yanlış ilaç
kullanımından, çocukları yanlış eğitme biçimimize kadar pek çok etmen, beden
ve ruh sağlığımızı tehdit etmektedir. Koruyucu hizmetler deyince de, tüm bu
sorunlarla mücadele etmek anlaşılmalıdır. Tanımından da görüleceği üzere, koruyucu sağlık hizmetleri, tek başına sağlık
bakanlığının altından kalkabileceği bir alan değildir. Aşılamayı, nüfus planlamasını,
gebe takibini elbette sağlık bakanlığı yapacaktır. Diğer alanlarda ise sağlık
bakanlığının yapması gereken, önderliğini ortaya koymak ve ilgili kurumlarla
koordinasyon içerisinde işlemleri yürütmektir.. Sağlıklı bir yaşam için gerekli
olan asgari standartları belirlemek, şehirleşmeden endüstrileşmeye, tarımdan
gıda üretimine, suların klorlanmasından fabrikaların uygun filtre kullanmasına,
çocuk eğitiminden televizyon yayınlarına kadar sağlığımızla ilgili her alanda
yetki ve sorumluluk sahibi olmaktır.Tüm bu işlemlerde sağlık bakanlığının ağırlığını
yeterince hissetmeden, mesafe alamayacağımız kesindir. Koruyucu hizmetlerde yaşadığımız sorun, uygulanan yöntemden ziyade yeterlilik düzeyindedir. Sağlık bakanlığının örgütlenme şeması güncel değildir. Yüz yıl öncesinin koşullarına göre hazırlanmış bu şema, günümüz ihtiyaçlarına cevap verememektedir. Örneğin Sağlık Bakanlığında, geçen yüzyıl için önemli sorunlarımızdan olan verem ve sıtma ile mücadele amacıyla kurulmuş, Verem Savaş ve Sıtma Savaş Müdürlükleri vardır. Bugün itibarıyla en azından sıtma artık bir sorun olmaktan neredeyse tamamen çıktığı halde, bu müdürlükler varlığını devam ettirmekte iken, çok daha güncel ve önemli olan AIDS ile mücadele için bir müdürlük kurulmamıştır. Bu anlamda örgütlenme sistematiği tümden elden geçirilmeli, sigara, alkol, uyuşturucu bağımlılıkları ve AIDS gibi güncel tehditlerle mücadele edecek, birey, aile ve toplum sağlığı ile ilgili tüm alanlarda proje üretecek, planlama ve denetim yapacak birimler olmalı ve etkin hizmet için gerekli donanım sağlanmalıdır. Yine bu birimlerin diğer bakanlık birimleri ve yerel yönetimler ile etkin bir işbirliğinin sağlanması gerekmektedir. Mevcut birimler kuşatıcılık açısından yeterli olmadığı gibi, personel ve donanım eksiklikleri ve sistem yanlışlıkları yüzünden istenen verim elde edilememektedir. Sağlık hizmetlerinin ikinci ayağı olan tedavi hizmetlerine geldiğimizde, daha
sorunlu ve tartışmalı bir durumla karşı karşıya olduğumuzu görürüz. Devletçi sistemde temel sorun, ''memur zihniyeti'' ile verilen hizmette ortaya
çıkabilen ''kalite sorunu''dur. Ülkemiz pratiğinde buna ilave olarak, çok düşük
maaşlar nedeniyle muayenehane açmaya meyleden hekimlerimizin bazılarının, zamanla
hastalardan ''bıçak parası'' adı altında ek ücret almadan ameliyatlarını ve
yataklı tedavilerini yapmamaları şeklinde ortaya çıkan istismar sorununu göz
ardı edemeyiz.. Bu sorunların yaşanmaması, çalışanların tüm enerjilerini işlerine
sarf etmelerinin sağlanması için, iyi bir eğitim, çalışanların yaşam standartlarının
iyileştirilmesi ve iyi bir denetim sisteminin kurulması esastır. İnsanlarımızın
haklarını arama bilincinin yükselmesi de buna katkı sağlayacaktır. Devletçi
sistemin diğer bir olumsuz yönü, malzeme ve hizmet alımlarında, devlet kurumlarının
yolsuzluğa daha açık olması nedeniyle ortaya çıkan maliyet artışıdır. Bu da
eğitim, etkin düzenlemeler ve iyi denetimle asgariye indirilebilir. Devletçi
sistemin en önemli avantajı ise, hasta ile hastane ve hekim arasında para trafiğinin
olmaması nedeniyle, herkesin olaya sadece sağlık perspektifinden bakmasını sağlamasıdır.
Bunun için de sağlıklı işleyen bir sosyal güvenlik sistemi şarttır. Sağlık hizmetinin özel sektör tarafından sunulmasının da yine olumlu ve olumsuz
yönleri vardır. Özel hastanelerde, genel olarak hastalar daha iyi muamele görmekte,
hizmet kalitesi daha yüksek tutulmaktadır. Ancak özel hastanede hasta, her şeyden
önce ''müşteri''dir. Esas amacın para kazanmak olması da potansiyel bir sorundur.
Sağlığın çok spesifik bir alan olması, hastaların yapılan bir işlemin gerekliliğini
sorgulayabilecek bir donanıma sahip olmasının mümkün olmaması hasebiyle, istismara
açıktır. Potansiyel olarak istismara fazlasıyla açık olan bu hizmet, para karşılığında
verildiğinde, ortaya haklı veya haksız birçok tereddüt çıkmaktadır. Ülkemizde cumhuriyetin kuruluşundan beri devletçi sistemle yürütülen sağlık
hizmetinin önceleri tek istisnası özel muayenehaneler idi. Yataklı tedavi hizmetleri
ile ameliyat işlemleri ise devlet hastanelerinde yapılabiliyordu. 20.yüzyılın
son çeyreğinde, ülkemizde hızla artan nüfusa ve köyden kente göçe bağlı olarak
artan hastane ihtiyacı, devlet tarafından karşılanmayınca, hizmette ciddi aksaklıklar
baş gösterdi. Hastane kapılarında kuyruklar oluşmaya, ameliyatlar ve bazı tetkikler
için aylar sonrasına randevular verilmeye başlanınca, bu durumun fark edilmesi
gecikmedi. Ardı ardına özel hastaneler açılmaya başladı ve sağlık sistemimiz
karma model zeminine oturdu. Halihazırda, devlet sağlığa kayda değer yatırım
yapmaz ve özel sektörden hizmet alım oranını her geçen gün arttırırken, ülkemizin
dört bir yanında inşası devam eden yüzlerce özel hastane projesini de göz önüne
aldığımızda, özel sektörün ağırlığının her geçen gün artarak ''Amerikanvari''
bir zemine kaymakta olduğunu görebiliyoruz. Peki bu hayra alamet midir? Ülkemizde, şu an için devlet hastanelerinin kapasite olarak ihtiyaçlara cevap
verebilecek durumda olmaması nedeniyle, hizmet açığının, özel sektörden hizmet
alımı yoluyla telafi edilmesi olumlu ve gerekli bir adımdır. Orta ve uzun vadede,
devletin planlı bir yatırım politikası ile, sistemi devlet lehine kaydırmasının
ülkemiz açısından hayırlı olacağına inanmakla beraber, özel sektörün belli oranda
ağırlığını muhafaza etmesinin faydalarını da göz ardı etmemek gerektiğini düşünüyorum.
Gelişmiş Avrupa ülkeleri arasında bile net bir standardı bulunmayan ve ülkeden ülkeye farklılıklar arz eden sağlık hizmet sunumunun, ülkemiz özelinde idealini yakalamak açısından daha fazla veriye ihtiyaç vardır. Bu konuyu başlı başına bir makalede tartışacağım için şimdilik bu kadarıyla yetiniyorum. Ülkemiz sağlık sisteminin pratik sorunlarının, sosyal ve ekonomik olmak üzere
iki temel boyutu olduğunu söyleyebiliriz. Sosyal açıdan öncelikli sorun hizmet
sunumundaki yetersizliktir. Ülkemizde, ''özel'' ve ''resmi'' ayırımı yapmaksızın,
sağlık hizmeti veren kurumların toplam hizmet sunumu, ülkemiz ihtiyacını karşılayamamaktadır.
Özellikle SSK ve Devlet Hastaneleri ayırımının varolduğu dönemlerde, mevcut
kapasitenin kullanımında da önemli sorunlar yaşanıyor iken, bu gereksiz ayırımın
kalkması ile, en azından kapasitenin verimli kullanımında mesafe alınmıştır.Yine
özel hastanelerden hizmet alınmaya başlanmasıyla, bu alandaki açık kısmen kapanmıştır.
Ancak bu sorunun tamamen ortadan kalkması için, değişik kapasitelerde birçok
hastaneye daha ihtiyaç vardır. Sosyal açıdan sorunlardan birisi olan ilaç kuyrukları ise, ilaçların
özel eczanelerden teminine hak tanınması ile şu an için çözülmüş durumdadır. İkinci sorun ''bilinç'' sorunu ve buna bağlı olarak ''israf''ve ''yolsuzluk''tur.
Bu sorun politikacılarımızdan bürokratlarımıza, hekimlerimizden öğretim görevlilerimize,
aydınlarımızdan medyamıza, imalatçılarımızdan tüccarlarımıza, eczacılarımızdan
vatandaşlarımıza kadar, toplumun her katmanını ilgilendirmektedir.İsraf , bilinçsiz
ilaç kullanımı ve yolsuzluk, bu sektörün en önemli kara delikleridir. Bu sorunlara
karşı ortaya konacak etkin mücadele ile, maliyetlerin aşağıya çekilmesi öncelikli
hedef olmalıdır. Mevcut ihale yönetmeliği ile, sarf malzemesi ve ilaç alımında
yolsuzluklar asgariye inmiştir.Ancak özellikle cihaz ve hizmet alım ihalelerinde,
ihale şartnameleri ihaleyi kazanması istenen firmanın istediği şekilde hazırlanabilmekte
ve ihaleyi kazanacak firma ihaleden önce belirlenebilmektedir.Bunun sonucu da
maliyetlerin ciddi şekilde yükselmesidir. Bu konuda daha hassas yönetmelikler
ve tedbirlere ihtiyaç vardır. Üçüncü sorun, sağlıksız bir ortamda yaşamamızdan kaynaklanan aşırı taleptir. Gerekli eğitim, alt yapı yatırımı ve denetim bugüne kadar yeterince yapılmadığı için, gereğinden çok fazla sağlık sorunuyla yüzleşmekteyiz ve doğal olarak bu ekonomik anlamda maliyetlere yansımaktadır. Koruyucu sağlık hizmetlerine yapılacak yatırımlar ile, orta ve uzun vadede sağlık harcamalarımızın bugünkünden çok daha aşağılara düşeceği gün gibi aşikardır. Planlanacak her hangi bir sağlık sisteminin temeli, halkı bilinçlendirmek,
koruyucu sağlık hizmetlerini öncelemek, hastalık üreten ortamı sağlık üreten
bir ortama dönüştürmek olmadıkça başarılı olamaz. Mevcut politikalarla, bütçenin
%4'ü değil ,10'u da sağlığa tahsis edilse,sağlıkta başarılı olamayız. Sadece Sağlık Bakanlığını değil,Tarım ,Çalışma ve Sosyal Güvenlik, Çevre ve
Orman, İçişleri, Maliye ve Milli Eğitim gibi bakanlıkları ve yerel yönetimleri
de yakından ilgilendiren bu konuda, ilk yapılması gereken; Sağlık bakanlığının
öncülüğünde, tüm bu kurumlardan, üniversitelerden ve oda temsilcilerinden oluşan
bir kurul oluşturmaktır. Uzun tartışmalardan sonra, koruyucu sağlık hizmetlerini
önceleyen ciddi ve kalıcı bir ''devlet politikası'' oluşturulması, her kurumun
uygulama noktasında üzerine düşen vazifenin gereğini ciddiyetle yerine getirmesi
gerekmektedir. Okullar ve medya imkanları seferber edilerek halkın bilinçlendirilmesi
ve uygulanacak politikaya katılımı sağlanmalıdır. Sağlık dolu günler dileklerimle, drkadirinal@yahoo.com Bu makale toplam 769 defa okunmuştur.
|
RÖPORTAJ
|
||||||||||
|
||||