| Anasayfam Yap Favorilere Ekle Haber Bandı EkleReklamİletişim |
![]() |
| DÜNYA EĞİTİM EKONOMİ GÜNCEL KÜLTÜR-MEDYA SAĞLIK SİYASET SÖYLEŞİ SPOR |
| 4 Şubat 2012, Cumartesi | Ana SayfaGünün HaberleriArşivFoto GalerilerVideo GalerilerGazete Manşetlerihaber10.mobi | ||
|
|||
Son dönemde hem Türkiye'de hem de dünyada su meselesi önemli bir gündem
oluşturmaya başladı. 22 Mart "Dünya Su Günü" münasebetiyle birçok
etkinlik yapıldı. ( konferans, seminer, sergi, resmi törenler..vs...) Bu etkinlikler
neticesinde öne çıkan; canlı yaşamı için vazgeçilmezler arasında yer alan suyun;
insan nüfusunun artışı, küresel ısınma ve suyun düzenli kullanılmaması gibi
nedenlerden ötürü her geçen gün suyun azaldığıydı. Önümüzdeki yıllarda politik
bir malzeme olarak da kullanılmak istenen suyun en sıkıntılı bölgesi ise ORTADOĞU...Dolayısıyla
Ortadoğu ülkeleri arasında yer alan TÜRKİYE su meselesinde kilit noktada yer
alıyor. Dünya metropolleri arasında yer alan İstanbul ise bu anlamda kullandığı
su teknolojisi, işletme yöntemleri ve büyük çevre atılımlarıyla dünyanın gözde
merkezleri arasında bulunuyor. Su konusunda dünyada Tokyo ve Paris'ten sonra
üçüncü sırada yer alan İstanbul'un bu başarısının altında İSKİ yer almaktadır
şüphesiz. Geçtiğimiz Mart ayında Meksika'nın başkenti Mexico City'de, İSKİ Genel Müdürü
Dursun Ali ÇODUR'un da katıldığı 4. Dünya Su Forumu'nda yapılan oylama neticesinde
İstanbul'un, Dünya Su Konseyi Genel Kurulu'nun kararıyla 2009 yılında 5.
Dünya Su Forumu'na ev sahipliği yapma hakkını kazanması, konunun ülkemiz
açısından önemini bir kez daha ortaya koymuş oluyor. Dünya çapında büyük önem
verilen Dünya Su Forumu'na devlet ve hükümet temsilcileri, su konuları üzerine
politika geliştiren, teorik ve pratik çalışmalar yapan karar vericiler, akademisyenler,
uluslararası kuruluş, sivil toplum kuruluşları ve su kullanıcı birlikleri temsilcileri
katılıyor. (1) Ortadoğu olarak adlandırılan bölgede Türkiye'nin dışında; Lübnan, Suriye, Mısır,
İran, Yemen, Umman, Birleşik Arap Emirlikleri Bahreyn, Katar, Kuveyt, S.Arabistan,
Irak, İsrail, Filistin, Afganistan ülkeleri yer almaktadır. Ortadoğu kavramını
ilk defa 1902 yılında Amerika deniz tarihçisi A.T. Mahan ortaya atımıştır.
Bu tanımlama çerçevesinde Ortadoğu 8.012.779 km2 alan ve 1990 verilerine göre
250 milyon nüfusa sahiptir. Warld Watch tarafından yapılan bir araştırmaya göre
dünyada su kıtlığı çeken 26 ülkenin 14'ünün Ortadoğu'da yer aldığı gerçeği suyun
yakın gelecekte Ortadoğu için ciddi bir mesele olacağını göstermektedir. Yeryüzündeki suların dengeli bir şekilde dağılmadığını ise; "Yeryüzünde
214 tane su kaynağı vardır. Dünyanın % 40'nın su ihtiyacını karşılayan belli
başlı nehirlerin 155 tanesi iki ülke tarafından paylaşılmakta, 59'u ise 3 veya
daha çok ülke tarafından kullanılmaktadır." (2) istatistikleri açıkça ortaya
koymaktadır. Bu istatistikten yola çıkarak; dünyada kümülatifte canlı yaşamı
için yeterli olan su, yeryüzü coğrafyasına dengeli bir şekilde dağılmadığından
uzun vadade yine canlı yaşamı için problem teşkil ettiğini söylemek mümkündür.
Açıkça anlaşılıyor ki su; son dönemlerde dünya gündeminin ilk konuları arasına
girmiştir. Nüfus artışının yol açtığı su ihtiyacı, iklim değişikliği gibi nedenlerden
ötürü önümüzdeki 20-30 yılda birçok bölgede su krizine dönüşeceği muhtemeldir.
Dolayısıyla, suyun stratejik önemi daha da artmaktadır. Bu nedenle de, birçok
uluslar arası örgüt bu konuya eğilmiş ve çeşitli senaryolar üretmişlerdir. Simon
Peres'in: "Türkiye'nin bölgedeki stralejik konumu ve zengin su kaynaklarına
sahip oluşu bizim için büyük önem taşımaktadır. Türkiye'nin siyasal denge unsuru
olabileceği gibi, bölgedeki su sorununun çözümünde avantaj bir bir rol alabileceği"
( Nokta - Kasım 1993) ifadeleri ortadoğu ve Türkiye açısından suyun politik
malzeme konusu olacağını önceden haber vermiştir. 1997 yılında BM genel sekreteri
olan Butros GALİ, 21. yüzyılın temel çatışmalarının su üzerine olacağı tezi
dikkat çekicidir. Su savaşları senaryoları ve literatürü her geçen gün daha
çok tartışılmaya başlanmıştır. Geçtiğimiz günlerde İngiltere Savunma Bakanı
John Reid ise; "...dünya üzerinde zaten az olan su kaynaklarının, küresel
ısınma nedeniyle daha da zayıfladığı ve bu durumun da ülkeler arasında çatışmalara
neden olabileceği" şeklinde açıklamalarda bulunmuştu. Geçmişten günümüze savaş sebebi olan, toprak ve yer altı zenginliklerinin son
dönemlerde yerini suya bırakacağı gözüküyor. Ortadoğu için güncel bir konu olan
su çekişmeleri Türkiye, Irak ve Suriye'yi daha çok ilgilendirmektedir. Dolayısıyla
da stratejik bir kaynak olarak su, her geçen gün daha çok önem kazanmaktadır. 11 Eylül 1990'da Newyork Times'te çıkan bir habere göre su kaynaklarının iktisatlı
kullanılmaması ve tedbir alınmaması durumunda 2025 yılında 37 ülkede ciddi kuraklık
yaşanacağı tahmin edilmektedir. Meseleyi daha anlaşılır kılmak için öcelikle Türkiye'deki su durumuna ve sınıraşan
sulara göz atmakta fayda vardır: 1981 yılına kadar yapılan ölçümlerde, Türkiye'nin doğu ve kuzey bölgelerinde
akarsulardaki debilerde %1 artış, batı ve güney bölgelerinde ise %5-10 oranında
düşüş olduğu gözlemlenmiştir. Türkiye'de su kaynaklarını geliştirmek maksadıyla birçok çalışmalar yapılmaktadır.
Baraj inşaatı, bu çalışmaların en önemlilerindendir. Baraj ömrü ülkemizde 50
yıl olarak kabul edilmektedir. ABD'de ise bu ömür 100 yıl seçilmektedir. 1999
yılı itibariyle dünyada; 47.425 adet büyük baraj olduğu tespit edilmiştir. Türkiye'de
ise 2003 yılı itibarıyla; 504 baraj yapıldığı ve 100 kadar barajın inşaatının
devam ettiği kayıtlar arasındadır. Akarsu ve göl kenarlarının mesire yeri, turizm amaçlı değerlendirilmesi mümkündür.
Yine balıkçılık ve su ürünleri iç suyolu taşımacılığı, buralarda yapılabilir
veya bu vesileyle verimi daha da arttırmak mümkündür. Su kaynaklarının korunması ve kirlenmesinin önlenmesi şarttır. Aynı şekilde
barajların ekonomik ömürlerini arttırmak ve erozyonu önlemek için ağaçlandırma
da önemlidir. Türkiye'nin sınır aşan altı suyu bulunmaktadır. Bunlar Akdeniz, Karadeniz,
Ege, Hazar denizleri ile Basra körfezine akan sulardır. Sınır aşan nehirlerimizin
en önemlileri Dicle ve Fırat'tır. Bu iki nehir Türkiye su potansiyelinin %30'unu
oluşturmakta olup, yaklaşık Nil nehri kadar suya sahiptir. Türkiye, KEK protokolü (1987) dahilinde her ay Suriye'ye ortalama 500m3/sn
su bırakmayı (Fırat Nehri) taahhüt etmiştir. Şimdiye kadar Türkiye bu taahhüdünü
yerine getirmiştir. Ancak son yıllarda kuraklık nedeniyle barajlarımızın boşalması,
Suriye'ye giden aylık miktarın 500 m3/sn altına düşmesine neden olmuştur. Manavgat Nehrinden Su Temin Projesi, su sıkıntısı çeken Orta Doğu ve Akdeniz
Ülkelerine arıtılmış su transferini öngörmektedir. Ayrıca 1986 yılında ilk defa
Türkiye'nin teklif ettiği Türkiye'den doğup Akdeniz'e dökülen Seyhan ve Ceyhan
nehirlerindeki fazla suyun, su kıtlığı çeken Ortadoğu ülkelerine pazarlanmasını
öngören Barış Suyu Projesi'nin uygulamaya geçirelememesinde; Suriye ve S.Arabistan
gibi ülkelerin güvenlik gerekçesiyle karşı çıkmasının etkisi büyüktür. Ancak
su sıkıntısının artması neticesinde bugün bu projenin kabulü ihtimal dahilindedir. Meriç nehriyle ilgili Türkiye ile Yunanistan arasında 1935 ve 1963 yıllarında
iki adet anlaşma yapılmıştır. Bu anlaşma ve protokellerle Meriç nehri suyun
ortak kullanımı ve faydalanması ile ilgili bir takım ortak kararlar alınmıştır.
Meriç nehri ile ilgili Bulgaristan'da 28 Ekim 1968 yılında işbirliği anlaşması
yapılmıştır. Aras ve Çoruh nehri Türkiye ile Gürcistan, Ermenistan ve Özerk Nahçıvan Cumhuriyeti
ile sınır oluşturmaktadır. Kura, Posof ve Arpaçay nehirlerini de ilave edebiliriz.
Bu nehirlerle ilgili 8 Ocak 1927 tarihinde "Türkiye Cumhuriyeti ile Sosyalist
Şura Cumhuriyeti ittihadi hudutlarını teşkil eyleyen nehir, çay, dere sularından
istifadeye dair mukavelename ile Serderabat Barajının inşaasına dair müzeyyel
protokol imzalanmıştır. Dicle ve Fırat ile ilgili en önemli anlaşma Lozan Barış anlaşmasının 109. maddesidir.
Yine bu nehirlerle ilgili 29 Mart 1946'da "Türkiye ile Irak arasında Dostluk
ve İyi Kamşuluk Anlaşması", 1947'de "Dicle, Fırat ve kolları sularının
düzene konması protokolü 7 Şubat 1976'da "Ekonomik ve Teknik İşbirliği
anlaşması" imzalanmıştır. Asi nehri ile ilgili de 19 Mayısı 1939'da "Hatay Suriye Tahdidi hududu
Son Protokolü" imzalanmıştır. Türkiye'den doğup sınır aşan sular Dicle Nehri Doğu Anadolu Hazarbaba eteklerinden
doğar ve Habur'daki sınırlarımızı aşarak Irak topraklarına girer, toplam 1840
km olan Dicle nehrinin sınırlarımız dahilindeki uzunluğu 523 km dir. Dicle nehri
Basra Körfezi yakınlarında Fırat'ta birleşerek Şatt -ül Arap su yolunu oluşturarak
Basra Körfezine dökülür. Fırat Nehri Doğu Anadolu'daki Murat ve Karasu nehirlerinin birleşmesinden oluşur.
Birecik'ten Suriye topraklarına girer Uzunlugu 2780 km olan Fırat Nehri'nin
971 km.si Ülkeminz topraklarındadır. Ülkemizin en uzun nehridir. Türkiye'den doğan Aras Nehri Azerbeyzan ve İran sınırını oluşturarak Hazar
Denizi'ne dökülür. Çoruh Nehri ise Erzurum Mescit dağlarından doğarak Gürcistan
üzerinden Karadenize dökülür. Ayrıca Asi Nehri, (Lübnan'da doğar, Türkiye üzerinden Akdenize dökülür. ) Meriç
Nehri (Bulgaristan'dan doğar Türkiye üzerinden Ege denizine dökülür). Türkiye
dışından doğup Türkiye'de denize dökülen en önemli nehirlerdir. Ayrıca Ortadoğu bölgesinde Türkiye'nin Kıyıdaş olmadığı sınırıaşan sular; Şeria
Nehri, Nil Nehri dir. Her geçen gün değişik politik sebeplerden dolayı ısınan Ortadoğu'nun, yukarıda ifade edilen sebeplerden ötürü yeni bir çatışmaya gebe olduğu gözükmektedir. Ortadoğu üzerinde hesapları olan ABD başta olmak üzere birçok batı ülkesi sözkonusu sorunu kaşımaya başladı bile. Eğer Ortadoğu ülkeleri uluslararası standart ve hukuku da gözönünde bulundurarak akılcı ve adil bir çözüm üretemezlerse yeni Su Savaşları çıkabilir. Bu nedenle soruna şimdiden daha serinkanlı ve insani çözümler üretmek için geç kalınmamalıdır. DİPNOT: yustosun@hotmail.com Bu makale 21,377 kez okundu.
|
|
| İletişim | Reklam 2005 - 2012 Sitedeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz. |