|
Çok Okunanlar
Basından Seçki
|
|
||||||||||
![]() Dr. Bekir S. Gür
Okullarda Tırmanan Şiddet mi, Bayağılık mı?
Psikopatlaşan Okul: Cemil Meriç eğitimde yaşanan yozlaşma karşısında, ilme yeniden "şahsiyet"
öğretmenliğe ise "asillik" kazandırmaya çabalar. Meriç'e
göre, öğretmen, Zeus gibi kafasından bir Atena doğurmadığı için zürriyetsizleşmiştir;
zürriyetini kaybeden öğretmenin başından kopan "parça"nın "canavarlaşması"
ise hazindir. Okullarda artan şiddet olaylarını düşünürken, zihnimde dolaşan
şeylerden birisi Meriç'in öğrenciyi "parça" olarak nitelemesi ve bu
parçanın "canavar"laştığını ifade etmesi idi. Öğretmen öğrencisine
şekil vermeye nokta koyduğu andan itibaren, öğrenci öğrencilikten çıkmakta,
"parça" olmaktadır, "parça"nın "canavarlaşması"
ise hazin olsa da beklenmedik değildir. Okullarda artan şiddet konusunda okuduğum yazarların tümünün ittifak ettikleri
bir şey var. Buna göre, okuldaki şiddet, tam olarak "pedagoji"
dışındaki bir meseledir. Dolayısıyla, mesele, ekonomik, kültürel, geleneksel,
toplumsal, siyasal ve yapısal gerilimlerin eğitime yansıması olarak ortaya kondu.
İlgili görüşleri tek tek ele alma veya reddetme gibi bir niyetim yok. Amacım,
bütün bu tartışmalarda devre dışı bırakılan bir hususun merkezi rolüne işaret
etmek. Eğitimsel açıdan bakıldığında, asıl önemli soru şudur: Özneleri ve süreçleriyle
bildik eğitimi imleyen okul, nasıl oldu da, kendi dışındaki her şeyden kolayca
etkilenir oldu? Bu soru mühimdir çünkü eğitimin hayatın diğer kürelerindeki
herhangi bir şeyden kolayca etkilendiğini kabul etmek, öğretmen ve öğrenci gibi
eğitim öznelerini oldukça pasif olarak kabul etmek demektir. İşte tam olarak
bu kabulden dolayı, tartışmalarda eksik bırakılan şey, eğitim öznelerinin niçin
pasifleştiğidir. Yazıda savunacağım gibi, öğrencilerin suça itilmesi dâhil eğitimde
yaşanan birçok kriz, eğitimin temel dayanaklarının ilerlemeci eğitimbilimciler
eliyle imha edilmesiyle ancak olanaklı olmuştur. Bu ifadede bir hususa dikkat
çekmek istiyorum: Eğitimdeki krizlerin olanaklılıkları hakkında bir şey söylemekle,
bu krizleri neden-sonuç içerisinde ele almıyorum; bundan ziyade, hayatın herhangi
bir küresindeki bir krizin eğitimi kolayca etkileyebilmesinin koşulu hakkında
bir şey söylüyorum. 20. yüzyılın başından itibaren kendini artan şekilde baskın olarak hissettiren
ilerlemeci eğitim anlayışlarına göre, öğrencinin özgürleşmesinin önündeki en
büyük engel öğretmenin otoritesiydi; öğrenciler zihinsel ve bedensel
özgürlüğü elde etme adına öğretmenin otoritesinden azade kılınmalı ve doğal
şekilde gelişmeliydi. Eğitime dair, yeryüzünde gelmiş geçmiş en büyük aldatmaca,
bu iddianın ta kendisidir! Liberalinden solcusuna kadar hemen hemen herkes,
bu iddiayı cansiperane savunmuş ve tam olarak bundan dolayı eğitimin altını
oymayı kolaylaştırmıştır. Söz konusu iddianın savunucularının ne otoriteyi ne
özgürlüğü ne de bunların eğitimdeki işlevlerini iyi anladıklarını söylemek mümkün
değil. Dahası, tamamen eskinin reddine dayalı bir reaksiyon olduğu için de bu
iddianın savunucularının, savundukları eğitim yaklaşımının imalarını ve sonuçlarını
etraflı olarak düşündükleri söylenemez. Bu uzun bir hikâyedir ve başka yerde
genişçe ele alınacaktır. Yine de, burada kısaca vurgulanması gereken birkaç
şey vardır. Bahsi geçen aldatmacaya göre, öğretmenin otoritesi sıfırlandığında
yani tamamen "öğrenci merkezli" bir eğitim olduğunda, ezbercilikten
ve papağanlaşmaktan uzaklaşacak olan öğrencinin, eleştirel ve yaratıcı düşüncesi
gelişecektir. Bu hüsnükuruntuların hiçbir reel karşılığı olmadığını, Amerika'da
bu anlayışla yürütülen eğitimin sürekli kötüleşmesi sonucu kaleme alınan Risk
Altında Bir Ulus (1983) adlı rapordaki bir ifade gayet güzel anlatmakta:
"Bayağılık tırmanışta"! Bugün Türkiye'de eğitimde yaşanan krizin, bayağılaşmayla ilgisi olmadığını kim söyleyebilir? Nitelikli bilgi ve düşünce yerine bayağılığın artmasının ancak bir koşulu vardır: Öğretmenin her adımı, öğrencinin zihinsel ve bedensel özgürlüğü adına kısıtlanır; öğretmene biçilen yeni role göre öğretmenliğin hiçbir kutsallığı yoktur, öğretmen dersi eğlenceli kılmak adına öğrencinin motivasyonunu artırmaya memur bir palyaçodur. Güvenilmez bir özne konumuna indirgenen ve küstürülen öğretmenin kendine saygısı kalabilir mi? Öte yandan, öğrenci özgürlük ve "doğal" gelişme adına öğretmenin
"boyunduruğundan" alınmış kapitalist piyasanın pençelerine teslim
edilmiştir. Doğada yanı vahşi piyasada ne yapacağını bilemeyen öğrenci, kargaşa
içinde önüne konan yalancı değerleri kutsar ve bayağılaşma hususunda "serbest
rekabet ortamında" akranlarıyla yarışır. Piyasada bir başına ne yapabileceği hakkında yeterli birikime sahip olmayan
çocuğun önünde iki ihtimal vardır; çocuk bunlardan birini veya ikisinin bir
karışımını seçmekte "özgürdür". Birinci ihtimale göre, çocuk piyasa
karşısında zavallı ve çaresiz olduğu için Hannah Arendt'in dediği gibi konformizme
(uymacılık) kayacaktır. Bu birinci ihtimalde, öğrenciyi aktifleştirmek
için yola çıkan yeni yaklaşım, pasif özneler üretmekten başka işe yaramaz. İkinci
ihtimale göre, çocuk Arendt'in deyişi ile reşit olmayanın suç işlemesine
doğru kayacaktır. Dolayısıyla, öğretmenin otoritesinin bitimi, sanıldığın aksine,
öğrencinin özgürleşmenin başlangıcı değildir. Tam tersine, Arendt'in dediği
gibi, çok daha kötü bir baskının başlangıcıdır. Çünkü ortalama bir öğretmen
baskıcı olduğu anda, aslında kendi otoritesine ihanet eder! Burada eleştirilmesi gereken şey, otorite değil, tam tersine otorite eksikliğidir.
Çünkü unutulmasın otoritesini tesis edemeyen bir kişi ancak baskıya başvurur.
Yine de, sıradan bir öğretmen baskısını çok fazla abartamaz ve çocuk kendisini
geliştirebileceği kanalları bulur. Oysa çocuk, piyasanın insafına teslim edildiği
zaman, doğrudan doğruya her türlü baskıya açık hale gelir. Kapitalist piyasa,
bir anlamda kargaşa ortamı olduğu için, çocuğun sağlıklı gelişmesini engeller.
Bundan dolayı, öğrencinin kendine öğretmenini veya kitaplarındaki şahsiyetleri
model alacağı yerde, medyadan kendine sunulan kişileri model almasında şaşacak
hiçbir şey yoktur. Eğitimde yaşanan temel sorunları aşmanın yolu, öğretmenin rolüne güven ve saygı duymaktan geçer. Öğretmene ve onun yeteneklerine güveni olmayan bir eğitim sistemi çökmeye mahkûmdur! Öğretmenin her adımının psikolojik danışman, kartel medyası, bürokrasi vs. yoluyla gözetlenmesi ve kısıtlanması durdurulmalıdır. Öğretmen diye geçinen herkesin otorite olamadığı kaydını düştükten sonra, şunu açıkça ifade edelim: Ailesi tarafından şekillendirilemeyen her öğrenciyi bayağılaştırmaktan kurtarmanın olası tek yolu, öğretmenin öğrenciyi ahlaken ve bilgi bakımından aydınlatmasını, şekillendirmesini ve yetiştirmesini teşvik etmektir. Yoksa öğrencilerimiz ya pasifleşecek ve üreticiliklerini kaybedecek ya da yanlış istikamette aktifleşecek, kendine ve başkasına zarar verecektir. Tamamen hür bırakılan bir çocuğun kendini geliştirdiği görülmemiştir. Bu davranış modelini daha iyi anlamak için, iyi bilinen ve sıkça anılan bir
yasayı mecaz olarak kullanabiliriz: termodinamiğin ikinci yasası. Entropi de
denen bu yasaya göre, zamanın bir oku vardır; serbest bir sistem sürekli olarak
düzenli bir halden daha düzensiz bir hale doğru hareket eder. Bu düzensizlik
öyle bir noktaya varır ki sistemdeki her noktanın düzensizliği birbirinin aynısı
olur. Bu termodinamik denge anında "ısı ölümü" yaşanır ve hayat
son bulur! Termodinamik ısı ölümünün eğitimdeki karşılığı yeni neslin ahlaken
ve bilgi açısından tek tip bir tarzda bayağılaşmasından başka bir şey
değildir. Eğitimdeki ilerlemecilik sayesinde öğretmenlerin sıkıntısı maalesef gün geçtikçe artacak gibi. Öğrencilerdeki bayağılaşmayı olanaklı kılan gidişat devam ederse olacak ve olmakta olan şey muhtemelen şu: Kendilerine biçilen yeni rollere uymak istemeyen bir kısım güzide öğretmenler mesleğin dışına itilecek veya pasifleştirilecekler; öğretmenliği sırf bir gelir kaynağından ibaret gören sözde öğretmenlerin sayısı artacak; öğretmenlerden mutlu bir azınlık ise yeni rollerini severek üstlenecektir. Bu gidişatın değişmesinin bir koşulu, öğretmen ile öğrenci arasındaki ilişkinin mahiyetini sahih bir şekilde yeniden tesis etmektir. Ahlak ve bilgi timsali seçkin öğretmenleri, psikoloji eliyle sıkıştırmak ve sınırlandırmak yerine, bırakalım da asıl ve asil işlerini yapsınlar! "İlerici" eğitim eliyle, öğrencinin öğretmenin otoritesinden azade kılınıp, çok daha baskıcı ve bayağılaştırıcı olan doğaya/piyasaya terk edilmesi karşısında Cemil Meriç'i hatırlamamak mümkün mü? Ne diyordu Üstad: "Murdar bir hâl'den muhteşem bir maziye kanatlanmak gericilikse, her namuslu insan gericidir." gurbekir@gmail.com Bu makale toplam 4213 defa okunmuştur.
|
RÖPORTAJ
|
||||||||||
|
||||