haber10.mobi
Haber10 Arama
Cengiz Sözübek
Cengiz Sözübek
Karakter boyutu : Normal Büyük Daha Büyük En Büyük
Çin: Merkezi Krallık; Küresel Patinaj !?
Güçlü olamıyorsan, zayıfta değilsen, bu işin sonu yenilgidir.” (Çin Atasözü)

1990’lı yılların başında en hararetli tartışmalar Soğuk Savaş sonrası kurulacak yeni “denge”nin nasıl olacağı yönünde şekillenmişti. Bir yanda Körfez Savaşı’nın parolası “yeni dünya düzeni”nin parametreleri, diğer yanda Rusya’nın yarım yüzyıllık “soğuk dostluğu”nun yerini kimin veya kimlerin (veya “neyin”) alacağı gündemi belirleyen konulardı. Temel olarak Ortadoğu-Kafkaslar eksenli Avrasya anakarasında cereyan eden küresel mücadelenin muhtemel taraflarından birisinin Asya’nın doğusunun tam kalbindeki bir ülkenin, yani Çin’in olacağını dillendirmek –istihbarat raporları dışında- esas olarak “komplo severlerin” işleri olarak görülüyordu. Bugüne kadar mevcut potansiyeli dikkate alınarak hayalinden korkulan Çin, bugün artık, Savunma Bakanlığı Tedarik Bölümleri’nden büyük şirketlerin Bütçe Toplantıları’na, dış politika dergilerinden ABD Başkanı’nın “Birliğin Durumu” konuşmalarına kadar hemen bir çok alanda tartışılan, adı geçen, çoğu zamanda “nerden çıktı bunlar” denilen bir ülke, belkide kadîm bir medeniyetin târihî iddialarını yenileyebileceğinden korkulan “Uyuyan Dev” olarak anılıyor.

Çin en başta demografik potansiyel gücüyle karşımıza çıkıyor. Her ne kadar kişi başına düşen geliri –Çinlilerin bunu umursadıkları meçhul- ekonomik dinamizmi olumsuz yönde etkilesede, nüfusunun hızla artması geniş bir alanda yayılmış topraklarının getirdiği avantajlarla birlikte ucuz işgücünü ve birkaç milyonluk askerî personeli sağlayan potansiyele haiz konumda. Buna karşın, elli küsûr millete, yirmibeş özerk bölgeyi sahip, bölgeler arasındaki ekonomik/demografik uçurumun korkunç düzeyde olduğu Çin’in demografik/coğrafî avantajlarının yanı sıra zayıf olmadığı ama güçlüde olamadığından çözemediği sorunlarıda en az avantajlı olduğu konular kadar etkili ve büyük düzeyde. Bir yanda Hong-Kong “zaferi”nin verdiği öz güven-aslında Çinliler için tarih Çin’le başlar, bu zaviyeden Çin’liler öz güvenleri en yüksek milletlerden birisidir- diğer yanda bir türlü çözülemeyen ve Çin’lilerin büyük bölümünce doğrudan arkasında ABD’nin olduğu düşünülen Tayland meselesi, hemen yanı başındaki Kore mücadelesinde taraf olan ama bundan şu ana kadar pek fayda sağlayamayan Çin’in bölgesel/küresel atılımlardan önce kendi iç dinamiklerindeki hassas sorunlarını halletmesi gerekiyor. Ekonomik olarak zaten fiilî konfedere devlet olan Çin, Sincan Uygur sorununun yanı sıra, coğrafî bölgeler arsındaki sosyo-kültürel ayrılıkların muhtemel parçalayıcı etkileriyle yüzleşmek zorunda. Doğu Türkistan’la ilgili ABD’den gelen “özgürlük mesajları”(2) demografik ve ekonomik dinamiğin homojen yapıda olmamasından kaynaklanan “içerideki mesajlarla” birleştiğinde Çin için hiçte iyi bir dönem başlamıyor olabilir.

Çeşitli düşünce kuruluşları tarafından açıklanan raporlarda Çin için 2020 yılının önemine vurgu yapılır. Çin’in Batı’ya karşı en temel kozu nüfus avantajından (üretim faktörlerinin en başında gelen “emeğin” ucuz olması) kaynaklanan ekonomik avantajıdır ve bugünki haliyle; bir önceki yıla göre 30% düzeylerinde artarak ithalat ve ihracat rakamları toplamda 1 trilyon doları bulmuş, 2010 yılında 2,5 trilyon dolardan fazla ticaret hacmine, akabinde ise ABD’yle boy ölçüşebilecek bir düzeye geleceği tahmin edilmektedir. Çin şu anda bile “tehlike” sinyalleri vermeye başlasada, küresel ölçekte bir karşı duruş için henüz yeterli imkânları bulunmamakta ve bunun içinde önümüzdeki 15 yılı çok iyi değerlendirmesi gerekiyor. Yarım yüzyıllık “Sovyet Rüyası”ndan dersler çıkartmayarak büyük ama hantal bir ekonomik sistemin inşası Çin’i –Brzezinski ve Kissenger’in tahmin ettikleri gibi- küresel değil bölgesel güç yapacaktır. Aynı şekilde, Putin’e kadarki Rusya’nın “serbest piyasa” adıyla küresel güçlerin oluşturduğu oligarşinin cenderesine girmesi örneği Çin’in dışa açılması noktasında dikkatli olması gerektiğini göstermekte. Başta Amerika olmak üzere, Burjuva Avrupa’nın kuruluşu da dahil olmak üzere, dışa açılmadan önce ekonomik anlamda iç dinamiklerini sağlamlaştırma stratejisine Çin’de –bu güne kadar uyguladığı şekliyle- devam ederek kontrollü dışa açılma uygularsa küresel ölçekli tehditlerden en az zararla kurtulabilir.

Bölgesel Güç ; Küresel Coğrafya !

“İki nedenden dolayı Çin, Rusya için tehlikelidir: kendiliğinden Atlantikçiliğin jeopolitik bir üssü olarak ve “sahipsiz alanlar” arayan yüksek nüfus yoğunluğu olan bir ülke olarak. Her iki durumda da Çin, heartlandı mevzii açıdan tehdit eden bir konumdadır. ..Bunun dışında, Çin kapalı ırki-kültürel spesifikliği haizdir ve tarihte müşahede edilen dönemlerde Avrasya’nın kıtasal inşasına hiçbir zaman katılmamıştır…Sincan ve Tibet olmaksızın Çin’in Kazakistan ve Batı Sibirya’ya potansiyel jeopolitik müdahalesi imkânsız hâle gelmektedir. Ayrıca, sadece bu toprakların Çin kontrolünden tam kurtuluşu değil, hatta bu bölgelerdeki durumun istikrarsızlığa dönüştürülmesinin ilk aşamaları dahi Rusya’nın stratejik kazanımı olacaktır... Bu halkların Lamais geleneklerinin birliği Çin karşıtı jeopolitik stratejide Moskova için önemli bir araçtır.” (3)

“Denizlerle çevrili Japonya’yla yakın bir ilişki Amerika’nın küresel politikası için esastır, ancak anakara Çin’iyle işbirlikçi bir ilişki Amerika’nın Avrasya jeostratejisi için zorunludur… Böylece Amerika Çin’in yalnızca küresel olarak önder olmak değil, yalnızca bölgesel olarak dahi egemen olmak arzusunun da önündeki birincil engel olarak görülmektedir… Çin’in geleceğin küresel gücü olduğu şeklindeki egemen görüş Çin hakkında paranoyayı kuluçkaya yatırmakta ve Çin içinde megalomaniyi beslemektedir. Uzun zamandan beri geleceğin küresel gücü olmaya hazırlanan, saldırgan ve uzlaşmaz bir Çin’e karşı duyulan korku en yii durumda erken doğmuştur; en kötü durumda ise bunlar, kendini gerçekleştiren kehanetler olabilir. Bundan çıkan sonuç, Çin’in küresel güce yükselişini önlemeye yönelik bir koalisyon örgütlemenin verimli olmayacağıdır.” (4)

Çin’in dış politika açılımlarında Amerika ve eskisi kadar olmasada hâlâ belirli bir ölçekte Rusya’yla ilişkiler belirleyici faktörlerdir. Soğuk Savaş’ın ilk döneminde Sovyetlerle yaşanan kısa birliktelik yerini rekabete bırakmış, karşı tarafın güçlenmesinden endişe eden her iki ülkede birbirlerine ihtiyatla yaklaşmıştı. Nixon’un Mao Zedong’u ziyaret etmesiyle, iyice keskinleşen ABD-Çin karşılıklı “iyi niyet” temennileri dahada ileri boyutlara ulaşmıştır. Kuşkusuz bu “ittifak”ın belkide tek ve biricik hedefi Rusya olmuş, bölgenin esas belirleyici ittifakı olan ABD-Japonya birlikteliğinin gölgesinde kalmıştır. 2.Dünya Savaşı’ndan sonra Japonya’nın savunmasını “üstlenen” ABD benzer şekilde, Japonya’nın ekonomik gücüyle ters orantılı siyasi gücü Çin’i dengelemek isteyen ABD için Japonya ile stratejik iş birliğini gerektirmiş, nihayetinde Şubat 2005’te “Japonya-ABD Güvenlik Antlaşması” imzalanarak zaten geniş bir alanı kapsayan ikili ilişkilerin çok boyutlu bir yapıya dönüştürüleceğinin sinyalleri verilmiştir(5).

ABD için temel strateji kendisine meydan okuyacak bir gücün veya güçler bloğunun sivrilmesini önlemek olduğundan, Çin’in –eğer başaramazsa- önümüzdeki on yıllarda tek başına bir küresel güç olmaması durumunda bile, küresel sistemden kendisi gibi memnun olmayan ülkeleri bir araya getirecek çekim merkezi olma ihtimali vardır. Çin için ittifak kurabileceği ilk ülke, CIA raporlarında birlikte anılan Hindistan olacak, devamında ise karşılıklı verilecek tavizlerin seyrine göre Rusya bu birlikteliğe dahil olabilecektir.(6) Ancak Rusya, Soğuk Savaş döneminde olduğu gibi Batı’ya“uzlaşarak bölüşmeye” ikna ederse, NATO’nun Güneydoğu Kanadı’ndaki hezimetlerin, kadife devrimlerin karşılığında, yönünü güneydoğusuna çevirerek Avrasyacıların bile “Avrasyacılığın önündeki engel” olarak gördüğü Çin’e yönelir. Rusya eğer Kafkaslar’da ABD eksenli bir kuşatmayla karşı karşıya kalırsa, yine ABD destekli Rusya-Japonya ve belkide Rusya’nın yaptığı “pazarlıkların” benzerini yapabilecek olan Hindistan’ın dahil olduğu Çin karşıtı blok kurulabilir. Bu farklı kombinasyonlar içerisinde hedefteki ülke Asya’nın doğusu olduğunda Çin, Kafkaslar ve Doğu Avrupa olduğunda Rusya’dır.

Rusya-Hindistan-Çin arasında kurulacak olan ve Rusya’yı NATO’ya kaptırdığı “kalelerini” geri kazanmayı, Hindistan’a uzun vadede deniz gücü olma imkânını, Çin’e ise “uyanmazsa, uykularını kaçıracağı” güçlerin ekonomik gücünü kazandıracak veya en azından onlara patinaj yaptıracak bir “Üçlü İttifak” tarihin seyrini değiştirecek potansiyele sahiptir. Ancak global bir projenin lokal kara deliklerle akamete uğratılması da mümkündür. Bölgedeki ülkeler arasında tarihten gelen sürtüşmeler, etnik milliyetçiliğin kolaylıkla kışkırtılabileceği dikkate alındığında, birbirlerinin enerjilerini yok edecek bir yapıya dönüşebilir.(7) Bunun için yeterli malzeme, Atlantikçi/Avrasyacı ulusal güvenlik danışmaları başaramasa bile mebzul miktarda vardır; çünkü artık her yer “Balkanlar”dır, Çin’in çevreside, “merkezi”de…

DİPNOT:
(1) CIA Başkanı Porter Goss’ın ABD’ye karşı Çin tehlikesi hakkında Kongre’ye verdiği bilgide şu anda bölgedeki Amerikan varlığına mevcut tehdidin yanı sıra 2015 yılında Çin füzelerinin ABD topraklarını vurabileceğini söylemesi hayli ilginç olsa gerek.
(2) Ekim 2001’deki APEC toplantısında Bush “Çin’in terörle mücadeleyi bahane ederek Çin’deki azınlıklara baskıcı politika uygulayamayacağını” söylemişti.
(3) Rus Jeopolitiği Avrasyacı Yaklaşım, Aleksandr Dugin, Küre Yayınları
(4) Büyük Satranç Tahtası, Zbigniew Brzezinski, Sabah Kitapları
(5) İki ülke arasındaki Senkaku Adası ve Donghai Denizi kaynaklarının işletilmesi üzerindeki iddialar, Jiang Zemin’in 90’lı yılların sonunda tartışmalar yaratan “2.Dünya Savaş’ındaki Japonya’nın tecavüzlerini unutamayız” beyanatı, Japonya Beyaz Kitabı’ndaki Çin’in bir tehdit olduğu yönündeki tespiti iki ülke arasındaki ilişkilerin geleceği hakkında ip uçları verebilir. Japonya ile Çin arasındaki ilişkiler sürekli gerginlik içinde geçsede Japonya’nın en büyük ticaret ortağı ABD değil 150 milyar dolarla Çin’dir.
(6) www.saag.org ‘da China-India Strategic Alliance-Shouldn’t be Unthinkable başlıklı yazısında Dr.Subhash Kapila bu ittifakın alt yapısını ve muhtemel sonuçlarını tartışmıştır.
(7) CIA’ya bağlı Ulusal İstihbarat Konseyi’nin yayımladığı ve daha çok “Çin ve Hindistan Yükselecek” başlığıyla hafızalarımızda yer edinen raporda “Rusya ve Çin’de etnik ve dini potansiyel husumet adaları öne çıkacak” denildiği gibi.

Yararlanılan Kaynaklar:
www.avsam.org
www.turksam.org
www.saag.org

sozubekce@hotmail.com

Bu makale toplam 857 defa okunmuştur.

 

ABD Doları (USD) Alış 1.5200, Satış 1.5280; Avrupa Para Birimi (EUR) Alış 2.0900, Satış 2.1020
2004 - 2010 Tüm hakları saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilemeden yayınlanamaz.
Telefon: (212) 280 26 00 | Faks : (212) 280 89 09 | haber10@gmail.com