|
Çok Okunanlar
Basından Seçki
|
|
|||||||||||
![]() Cengiz Sözübek
Çin: Merkezi Krallık; Küresel Patinaj !?
“Güçlü olamıyorsan, zayıfta değilsen, bu işin sonu yenilgidir.” (Çin
Atasözü)
1990’lı yılların başında en hararetli tartışmalar Soğuk Savaş sonrası kurulacak
yeni “denge”nin nasıl olacağı yönünde şekillenmişti. Bir yanda Körfez Savaşı’nın
parolası “yeni dünya düzeni”nin parametreleri, diğer yanda Rusya’nın yarım yüzyıllık
“soğuk dostluğu”nun yerini kimin veya kimlerin (veya “neyin”) alacağı gündemi
belirleyen konulardı. Temel olarak Ortadoğu-Kafkaslar eksenli Avrasya anakarasında
cereyan eden küresel mücadelenin muhtemel taraflarından birisinin Asya’nın doğusunun
tam kalbindeki bir ülkenin, yani Çin’in olacağını dillendirmek –istihbarat
raporları dışında- esas olarak “komplo severlerin” işleri olarak görülüyordu.
Bugüne kadar mevcut potansiyeli dikkate alınarak hayalinden korkulan Çin, bugün
artık, Savunma Bakanlığı Tedarik Bölümleri’nden büyük şirketlerin Bütçe Toplantıları’na,
dış politika dergilerinden ABD Başkanı’nın “Birliğin Durumu” konuşmalarına kadar
hemen bir çok alanda tartışılan, adı geçen, çoğu zamanda “nerden çıktı bunlar”
denilen bir ülke, belkide kadîm bir medeniyetin târihî iddialarını yenileyebileceğinden
korkulan “Uyuyan Dev” olarak anılıyor. Bölgesel Güç ; Küresel Coğrafya ! “İki nedenden dolayı Çin, Rusya için tehlikelidir: kendiliğinden Atlantikçiliğin
jeopolitik bir üssü olarak ve “sahipsiz alanlar” arayan yüksek nüfus yoğunluğu
olan bir ülke olarak. Her iki durumda da Çin, heartlandı mevzii açıdan tehdit
eden bir konumdadır. ..Bunun dışında, Çin kapalı ırki-kültürel spesifikliği
haizdir ve tarihte müşahede edilen dönemlerde Avrasya’nın kıtasal inşasına hiçbir
zaman katılmamıştır…Sincan ve Tibet olmaksızın Çin’in Kazakistan ve Batı Sibirya’ya
potansiyel jeopolitik müdahalesi imkânsız hâle gelmektedir. Ayrıca, sadece bu
toprakların Çin kontrolünden tam kurtuluşu değil, hatta bu bölgelerdeki durumun
istikrarsızlığa dönüştürülmesinin ilk aşamaları dahi Rusya’nın stratejik kazanımı
olacaktır... Bu halkların Lamais geleneklerinin birliği Çin karşıtı jeopolitik
stratejide Moskova için önemli bir araçtır.” (3) “Denizlerle çevrili Japonya’yla yakın bir ilişki Amerika’nın küresel politikası
için esastır, ancak anakara Çin’iyle işbirlikçi bir ilişki Amerika’nın Avrasya
jeostratejisi için zorunludur… Böylece Amerika Çin’in yalnızca küresel olarak
önder olmak değil, yalnızca bölgesel olarak dahi egemen olmak arzusunun da önündeki
birincil engel olarak görülmektedir… Çin’in geleceğin küresel gücü olduğu şeklindeki
egemen görüş Çin hakkında paranoyayı kuluçkaya yatırmakta ve Çin içinde megalomaniyi
beslemektedir. Uzun zamandan beri geleceğin küresel gücü olmaya hazırlanan,
saldırgan ve uzlaşmaz bir Çin’e karşı duyulan korku en yii durumda erken doğmuştur;
en kötü durumda ise bunlar, kendini gerçekleştiren kehanetler olabilir. Bundan
çıkan sonuç, Çin’in küresel güce yükselişini önlemeye yönelik bir koalisyon
örgütlemenin verimli olmayacağıdır.” (4) Çin’in dış politika açılımlarında Amerika ve eskisi kadar olmasada hâlâ belirli
bir ölçekte Rusya’yla ilişkiler belirleyici faktörlerdir. Soğuk Savaş’ın ilk
döneminde Sovyetlerle yaşanan kısa birliktelik yerini rekabete bırakmış, karşı
tarafın güçlenmesinden endişe eden her iki ülkede birbirlerine ihtiyatla yaklaşmıştı.
Nixon’un Mao Zedong’u ziyaret etmesiyle, iyice keskinleşen ABD-Çin karşılıklı
“iyi niyet” temennileri dahada ileri boyutlara ulaşmıştır. Kuşkusuz bu “ittifak”ın
belkide tek ve biricik hedefi Rusya olmuş, bölgenin esas belirleyici ittifakı
olan ABD-Japonya birlikteliğinin gölgesinde kalmıştır. 2.Dünya Savaşı’ndan sonra
Japonya’nın savunmasını “üstlenen” ABD benzer şekilde, Japonya’nın ekonomik
gücüyle ters orantılı siyasi gücü Çin’i dengelemek isteyen ABD için Japonya
ile stratejik iş birliğini gerektirmiş, nihayetinde Şubat 2005’te “Japonya-ABD
Güvenlik Antlaşması” imzalanarak zaten geniş bir alanı kapsayan ikili ilişkilerin
çok boyutlu bir yapıya dönüştürüleceğinin sinyalleri verilmiştir(5). ABD için temel strateji kendisine meydan okuyacak bir gücün veya güçler bloğunun
sivrilmesini önlemek olduğundan, Çin’in –eğer başaramazsa- önümüzdeki on yıllarda
tek başına bir küresel güç olmaması durumunda bile, küresel sistemden kendisi
gibi memnun olmayan ülkeleri bir araya getirecek çekim merkezi olma ihtimali
vardır. Çin için ittifak kurabileceği ilk ülke, CIA raporlarında birlikte anılan
Hindistan olacak, devamında ise karşılıklı verilecek tavizlerin seyrine göre
Rusya bu birlikteliğe dahil olabilecektir.(6) Ancak Rusya, Soğuk Savaş döneminde
olduğu gibi Batı’ya“uzlaşarak bölüşmeye” ikna ederse, NATO’nun Güneydoğu Kanadı’ndaki
hezimetlerin, kadife devrimlerin karşılığında, yönünü güneydoğusuna çevirerek
Avrasyacıların bile “Avrasyacılığın önündeki engel” olarak gördüğü Çin’e yönelir.
Rusya eğer Kafkaslar’da ABD eksenli bir kuşatmayla karşı karşıya kalırsa, yine
ABD destekli Rusya-Japonya ve belkide Rusya’nın yaptığı “pazarlıkların” benzerini
yapabilecek olan Hindistan’ın dahil olduğu Çin karşıtı blok kurulabilir. Bu
farklı kombinasyonlar içerisinde hedefteki ülke Asya’nın doğusu olduğunda Çin,
Kafkaslar ve Doğu Avrupa olduğunda Rusya’dır. Rusya-Hindistan-Çin arasında kurulacak olan ve Rusya’yı NATO’ya kaptırdığı
“kalelerini” geri kazanmayı, Hindistan’a uzun vadede deniz gücü olma imkânını,
Çin’e ise “uyanmazsa, uykularını kaçıracağı” güçlerin ekonomik gücünü kazandıracak
veya en azından onlara patinaj yaptıracak bir “Üçlü İttifak” tarihin seyrini
değiştirecek potansiyele sahiptir. Ancak global bir projenin lokal kara deliklerle
akamete uğratılması da mümkündür. Bölgedeki ülkeler arasında tarihten gelen
sürtüşmeler, etnik milliyetçiliğin kolaylıkla kışkırtılabileceği dikkate alındığında,
birbirlerinin enerjilerini yok edecek bir yapıya dönüşebilir.(7) Bunun için
yeterli malzeme, Atlantikçi/Avrasyacı ulusal güvenlik danışmaları başaramasa
bile mebzul miktarda vardır; çünkü artık her yer “Balkanlar”dır, Çin’in çevreside,
“merkezi”de… Bu makale toplam 857 defa okunmuştur.
|
||||||||||||
|
||||