 Cengiz Sözübek
Çin: Merkezi Krallık; Küresel Patinaj !?
Cengiz Sözübek
27 Mart 2006 Pazartesi 13:15
Çin’in önümüzdeki on yıllarda küresel sistemden memnun olmayan ülkeleri bir araya getirecek çekim merkezi olma ihtimali vardır.
|

“
Güçlü olamıyorsan, zayıfta değilsen, bu işin sonu yenilgidir.” (Çin
Atasözü)
1990’lı yılların başında en hararetli tartışmalar Soğuk Savaş sonrası kurulacak
yeni “denge”nin nasıl olacağı yönünde şekillenmişti. Bir yanda Körfez Savaşı’nın
parolası “yeni dünya düzeni”nin parametreleri, diğer yanda Rusya’nın yarım yüzyıllık
“soğuk dostluğu”nun yerini kimin veya kimlerin (veya “neyin”) alacağı gündemi
belirleyen konulardı. Temel olarak Ortadoğu-Kafkaslar eksenli Avrasya anakarasında
cereyan eden küresel mücadelenin muhtemel taraflarından birisinin Asya’nın doğusunun
tam kalbindeki bir ülkenin, yani Çin’in olacağını dillendirmek –istihbarat
raporları dışında- esas olarak “komplo severlerin” işleri olarak görülüyordu.
Bugüne kadar mevcut potansiyeli dikkate alınarak hayalinden korkulan Çin, bugün
artık, Savunma Bakanlığı Tedarik Bölümleri’nden büyük şirketlerin Bütçe Toplantıları’na,
dış politika dergilerinden ABD Başkanı’nın “Birliğin Durumu” konuşmalarına kadar
hemen bir çok alanda tartışılan, adı geçen, çoğu zamanda “nerden çıktı bunlar”
denilen bir ülke, belkide kadîm bir medeniyetin târihî iddialarını yenileyebileceğinden
korkulan “Uyuyan Dev” olarak anılıyor.
Çin en başta demografik potansiyel gücüyle karşımıza çıkıyor. Her ne kadar kişi
başına düşen geliri –Çinlilerin bunu umursadıkları meçhul- ekonomik dinamizmi
olumsuz yönde etkilesede, nüfusunun hızla artması geniş bir alanda yayılmış
topraklarının getirdiği avantajlarla birlikte ucuz işgücünü ve birkaç milyonluk
askerî personeli sağlayan potansiyele haiz konumda. Buna karşın, elli küsûr
millete, yirmibeş özerk bölgeyi sahip, bölgeler arasındaki ekonomik/demografik
uçurumun korkunç düzeyde olduğu Çin’in demografik/coğrafî avantajlarının yanı
sıra zayıf olmadığı ama güçlüde olamadığından çözemediği sorunlarıda en az avantajlı
olduğu konular kadar etkili ve büyük düzeyde. Bir yanda Hong-Kong “zaferi”nin
verdiği öz güven-aslında Çinliler için tarih Çin’le başlar, bu zaviyeden Çin’liler
öz güvenleri en yüksek milletlerden birisidir- diğer yanda bir türlü çözülemeyen
ve Çin’lilerin büyük bölümünce doğrudan arkasında ABD’nin olduğu düşünülen Tayland
meselesi, hemen yanı başındaki Kore mücadelesinde taraf olan ama bundan şu ana
kadar pek fayda sağlayamayan Çin’in bölgesel/küresel atılımlardan önce kendi
iç dinamiklerindeki hassas sorunlarını halletmesi gerekiyor. Ekonomik olarak
zaten fiilî konfedere devlet olan Çin, Sincan Uygur sorununun yanı sıra, coğrafî
bölgeler arsındaki sosyo-kültürel ayrılıkların muhtemel parçalayıcı etkileriyle
yüzleşmek zorunda. Doğu Türkistan’la ilgili ABD’den gelen “özgürlük mesajları”(2)
demografik ve ekonomik dinamiğin homojen yapıda olmamasından kaynaklanan “içerideki
mesajlarla” birleştiğinde Çin için hiçte iyi bir dönem başlamıyor olabilir.
Çeşitli düşünce kuruluşları tarafından açıklanan raporlarda Çin için 2020 yılının
önemine vurgu yapılır. Çin’in Batı’ya karşı en temel kozu nüfus avantajından
(üretim faktörlerinin en başında gelen “emeğin” ucuz olması) kaynaklanan ekonomik
avantajıdır ve bugünki haliyle; bir önceki yıla göre 30% düzeylerinde artarak
ithalat ve ihracat rakamları toplamda 1 trilyon doları bulmuş, 2010 yılında
2,5 trilyon dolardan fazla ticaret hacmine, akabinde ise ABD’yle boy ölçüşebilecek
bir düzeye geleceği tahmin edilmektedir. Çin şu anda bile “tehlike” sinyalleri
vermeye başlasada, küresel ölçekte bir karşı duruş için henüz yeterli imkânları
bulunmamakta ve bunun içinde önümüzdeki 15 yılı çok iyi değerlendirmesi gerekiyor.
Yarım yüzyıllık “Sovyet Rüyası”ndan dersler çıkartmayarak büyük ama hantal bir
ekonomik sistemin inşası Çin’i –Brzezinski ve Kissenger’in tahmin ettikleri
gibi- küresel değil bölgesel güç yapacaktır. Aynı şekilde, Putin’e kadarki
Rusya’nın “serbest piyasa” adıyla küresel güçlerin oluşturduğu oligarşinin cenderesine
girmesi örneği Çin’in dışa açılması noktasında dikkatli olması gerektiğini göstermekte.
Başta Amerika olmak üzere, Burjuva Avrupa’nın kuruluşu da dahil olmak üzere,
dışa açılmadan önce ekonomik anlamda iç dinamiklerini sağlamlaştırma stratejisine
Çin’de –bu güne kadar uyguladığı şekliyle- devam ederek kontrollü dışa açılma
uygularsa küresel ölçekli tehditlerden en az zararla kurtulabilir.
Bölgesel Güç ; Küresel Coğrafya !
“İki nedenden dolayı Çin, Rusya için tehlikelidir: kendiliğinden Atlantikçiliğin
jeopolitik bir üssü olarak ve “sahipsiz alanlar” arayan yüksek nüfus yoğunluğu
olan bir ülke olarak. Her iki durumda da Çin, heartlandı mevzii açıdan tehdit
eden bir konumdadır. ..Bunun dışında, Çin kapalı ırki-kültürel spesifikliği
haizdir ve tarihte müşahede edilen dönemlerde Avrasya’nın kıtasal inşasına hiçbir
zaman katılmamıştır…Sincan ve Tibet olmaksızın Çin’in Kazakistan ve Batı Sibirya’ya
potansiyel jeopolitik müdahalesi imkânsız hâle gelmektedir. Ayrıca, sadece bu
toprakların Çin kontrolünden tam kurtuluşu değil, hatta bu bölgelerdeki durumun
istikrarsızlığa dönüştürülmesinin ilk aşamaları dahi Rusya’nın stratejik kazanımı
olacaktır... Bu halkların Lamais geleneklerinin birliği Çin karşıtı jeopolitik
stratejide Moskova için önemli bir araçtır.” (3)
“Denizlerle çevrili Japonya’yla yakın bir ilişki Amerika’nın küresel politikası
için esastır, ancak anakara Çin’iyle işbirlikçi bir ilişki Amerika’nın Avrasya
jeostratejisi için zorunludur… Böylece Amerika Çin’in yalnızca küresel olarak
önder olmak değil, yalnızca bölgesel olarak dahi egemen olmak arzusunun da önündeki
birincil engel olarak görülmektedir… Çin’in geleceğin küresel gücü olduğu şeklindeki
egemen görüş Çin hakkında paranoyayı kuluçkaya yatırmakta ve Çin içinde megalomaniyi
beslemektedir. Uzun zamandan beri geleceğin küresel gücü olmaya hazırlanan,
saldırgan ve uzlaşmaz bir Çin’e karşı duyulan korku en yii durumda erken doğmuştur;
en kötü durumda ise bunlar, kendini gerçekleştiren kehanetler olabilir. Bundan
çıkan sonuç, Çin’in küresel güce yükselişini önlemeye yönelik bir koalisyon
örgütlemenin verimli olmayacağıdır.” (4)
Çin’in dış politika açılımlarında Amerika ve eskisi kadar olmasada hâlâ belirli
bir ölçekte Rusya’yla ilişkiler belirleyici faktörlerdir. Soğuk Savaş’ın ilk
döneminde Sovyetlerle yaşanan kısa birliktelik yerini rekabete bırakmış, karşı
tarafın güçlenmesinden endişe eden her iki ülkede birbirlerine ihtiyatla yaklaşmıştı.
Nixon’un Mao Zedong’u ziyaret etmesiyle, iyice keskinleşen ABD-Çin karşılıklı
“iyi niyet” temennileri dahada ileri boyutlara ulaşmıştır. Kuşkusuz bu “ittifak”ın
belkide tek ve biricik hedefi Rusya olmuş, bölgenin esas belirleyici ittifakı
olan ABD-Japonya birlikteliğinin gölgesinde kalmıştır. 2.Dünya Savaşı’ndan sonra
Japonya’nın savunmasını “üstlenen” ABD benzer şekilde, Japonya’nın ekonomik
gücüyle ters orantılı siyasi gücü Çin’i dengelemek isteyen ABD için Japonya
ile stratejik iş birliğini gerektirmiş, nihayetinde Şubat 2005’te “Japonya-ABD
Güvenlik Antlaşması” imzalanarak zaten geniş bir alanı kapsayan ikili ilişkilerin
çok boyutlu bir yapıya dönüştürüleceğinin sinyalleri verilmiştir(5).
ABD için temel strateji kendisine meydan okuyacak bir gücün veya güçler bloğunun
sivrilmesini önlemek olduğundan, Çin’in –eğer başaramazsa- önümüzdeki on yıllarda
tek başına bir küresel güç olmaması durumunda bile, küresel sistemden kendisi
gibi memnun olmayan ülkeleri bir araya getirecek çekim merkezi olma ihtimali
vardır. Çin için ittifak kurabileceği ilk ülke, CIA raporlarında birlikte anılan
Hindistan olacak, devamında ise karşılıklı verilecek tavizlerin seyrine göre
Rusya bu birlikteliğe dahil olabilecektir.(6) Ancak Rusya, Soğuk Savaş döneminde
olduğu gibi Batı’ya“uzlaşarak bölüşmeye” ikna ederse, NATO’nun Güneydoğu Kanadı’ndaki
hezimetlerin, kadife devrimlerin karşılığında, yönünü güneydoğusuna çevirerek
Avrasyacıların bile “Avrasyacılığın önündeki engel” olarak gördüğü Çin’e yönelir.
Rusya eğer Kafkaslar’da ABD eksenli bir kuşatmayla karşı karşıya kalırsa, yine
ABD destekli Rusya-Japonya ve belkide Rusya’nın yaptığı “pazarlıkların” benzerini
yapabilecek olan Hindistan’ın dahil olduğu Çin karşıtı blok kurulabilir. Bu
farklı kombinasyonlar içerisinde hedefteki ülke Asya’nın doğusu olduğunda Çin,
Kafkaslar ve Doğu Avrupa olduğunda Rusya’dır.
Rusya-Hindistan-Çin arasında kurulacak olan ve Rusya’yı NATO’ya kaptırdığı
“kalelerini” geri kazanmayı, Hindistan’a uzun vadede deniz gücü olma imkânını,
Çin’e ise “uyanmazsa, uykularını kaçıracağı” güçlerin ekonomik gücünü kazandıracak
veya en azından onlara patinaj yaptıracak bir “Üçlü İttifak” tarihin seyrini
değiştirecek potansiyele sahiptir. Ancak global bir projenin lokal kara deliklerle
akamete uğratılması da mümkündür. Bölgedeki ülkeler arasında tarihten gelen
sürtüşmeler, etnik milliyetçiliğin kolaylıkla kışkırtılabileceği dikkate alındığında,
birbirlerinin enerjilerini yok edecek bir yapıya dönüşebilir.(7) Bunun için
yeterli malzeme, Atlantikçi/Avrasyacı ulusal güvenlik danışmaları başaramasa
bile mebzul miktarda vardır; çünkü artık her yer “Balkanlar”dır, Çin’in çevreside,
“merkezi”de…
DİPNOT:
(1) CIA Başkanı Porter Goss’ın ABD’ye karşı Çin tehlikesi hakkında Kongre’ye
verdiği bilgide şu anda bölgedeki Amerikan varlığına mevcut tehdidin yanı sıra
2015 yılında Çin füzelerinin ABD topraklarını vurabileceğini söylemesi hayli
ilginç olsa gerek.
(2) Ekim 2001’deki APEC toplantısında Bush “Çin’in terörle mücadeleyi bahane
ederek Çin’deki azınlıklara baskıcı politika uygulayamayacağını” söylemişti.
(3) Rus Jeopolitiği Avrasyacı Yaklaşım, Aleksandr Dugin, Küre Yayınları
(4) Büyük Satranç Tahtası, Zbigniew Brzezinski, Sabah Kitapları
(5) İki ülke arasındaki Senkaku Adası ve Donghai Denizi kaynaklarının işletilmesi
üzerindeki iddialar, Jiang Zemin’in 90’lı yılların sonunda tartışmalar yaratan
“2.Dünya Savaş’ındaki Japonya’nın tecavüzlerini unutamayız” beyanatı, Japonya
Beyaz Kitabı’ndaki Çin’in bir tehdit olduğu yönündeki tespiti iki ülke arasındaki
ilişkilerin geleceği hakkında ip uçları verebilir. Japonya ile Çin arasındaki
ilişkiler sürekli gerginlik içinde geçsede Japonya’nın en büyük ticaret ortağı
ABD değil 150 milyar dolarla Çin’dir.
(6) www.saag.org ‘da China-India Strategic Alliance-Shouldn’t be Unthinkable
başlıklı yazısında Dr.Subhash Kapila bu ittifakın alt yapısını ve muhtemel sonuçlarını
tartışmıştır.
(7) CIA’ya bağlı Ulusal İstihbarat Konseyi’nin yayımladığı ve daha çok “Çin
ve Hindistan Yükselecek” başlığıyla hafızalarımızda yer edinen raporda “Rusya
ve Çin’de etnik ve dini potansiyel husumet adaları öne çıkacak” denildiği gibi.
Yararlanılan Kaynaklar:
www.avsam.org
www.turksam.org
www.saag.org
sozubekce@hotmail.com