 Murat Yetkin
Erdoğan'ı beklerken
Murat Yetkin
26 Haziran 2011 Pazar 08:19
|
Başbakan Tayyip Erdoğan ile CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun dün Türkiye İhracatçılar Meclisi genel kuruluna katılacakları duyurulunca, siyaset çevrelerinde bir kıpırdanma oldu.
Türkiye geçen haftayı Yüksek Seçim Kurulu’nun Hatip Dicle’nın milletvekilliğini düşürme, İstanbul ağır ceza mahkemelerinin de Mehmet Haberal, Mustafa Balbay ve Engin Alan’ın milletvekili yemini etmek üzere tahliyesine izin vermeme tartışmasıyla geçirmişti.
Erdoğan’ın 12 Haziran seçimi sonrasında aldığı tatilden dönüşünde, bir gece önce kurmaylarıyla toplanıp yargıyla sandık arasına sıkışan seçim sonuçlarını ve Meclis’in daha açılmadan krize sürükleniyor olmasını görüştüğü duyulmuştu.
BDP destekli bağımsızların Meclis’i boykot kararı ardından çıkış yolunun Meclis’teki siyasi parti grupları tarafından bulunması yolunda talepler vardı.
Meclis Başkanı Mehmet Ali Şahin’den sonra, dün de Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, çözümün Meclis çatısı altında bulunması çağrısı yapmıştı. Bu sözler CHP’den gelen ‘Gerekirse Anayasa, yasa değişikliğine varız’ çağrısına yeşil ışık yakan türdendi.
TÜSİAD açıkça ‘liderler buluşsun’ diyordu ki böylelikle daha çok Erdoğan ve Kılıçdaroğlu’nun bir araya gelmesinin kast edildiği algısı vardı.
Dolayısıyla dün seçim sonrası ilk kez aynı törene katılacakları duyurulunca, siyaset kulislerinde iki liderin belki de kısaca buluşacakları, konuşacakları ve belki de Erdoğan’ın bu konuda ortamın gerilimini giderecek bir şeyler söyleyebileceği beklentisi doğdu.
Öyle olmadı. Erdoğan konuşmasında bu kriz hiç yokmuş gibi davrandı; belki de AK Parti’nin stratejisi bunu gerektiriyordu. Konuşmasını yaptı, Kılıçdaroğlu ile selamlaştı ve salondan ayrıldı. Geriye ‘Bu nasıl demokrasi, muhalefetin ne dediğini bile dinlemiyor’ diye tepki gösteren bir ama muhalefet lideri bıraktı.
AK Parti belki gerçekten işi akışına bırakmak, görünüşte yargı kararlarıyla belirlenen bu süreçte taraf olarak algılanmak istemiyor. Bu konunun gazete manşetlerinde AK Parti sözleriyle durulmasını, tartışılmasını istemiyor. Erdoğan kendisi konuşmayarak aslında kurmaylarının da bu konuda söz söylemesini teşvik etmemiş oluyor. Onlar da, tam yeni bakanlar kurulunun, yeni Meclis Grup Başkan Vekilliklerinin, yeni Meclis komisyon başkanlıklarının belli olacağı şu hassas kariyer günlerinde konuşup kendilerini riske atmak istemiyorlar.
İşte bu yüzden bütün gözler Erdoğan’a çevrilmiş durumda. Erdoğan konuşmak için belki bizlerin bilmediği bazı görüşmelerin, örneğin İmralı’da PKK lideri Abdullah Öcalan ile yapılan, yapılacak olan yeni bir temasın sonuçlanmasını, belki hukuk kurmaylarının yeni bir formülle çıkmasını bekliyor. Bilgi eksikliği ortamında bunları kestirmek gerçekten güç...
Ama Erdoğan neyi bekliyor olursa olsun, herkesin Erdoğan’ın ağzından çıkacak sözü beklediği mevcut ortamdan, Erdoğan her ne söyleyecekse fazla tartışılmadan kabullenileceği ortama geçiş kolaylaşıyor. Böyle bir ortamda Erdoğan muhalefetin ne dediğine ne kadar önem verecek? O da belli değil. Bu ortam yeni Anayasa çalışmalarını nasıl etkileyecek mi? İşte o belli; bu kriz Erdoğan’ın bulacağı bir formülle aşılırsa, Anayasa çalışmalarında muhalefetin eli zayıflayabilir. Bekleyiş, Erdoğan2ın elini güçlendiriyor.
Politik psikoloji açısından laboratuar ortamı gibi günlerden geçiyor Türkiye.
Radikal