 Prof. Dr. Hacı Duran
Anadilin İdeolojik Gösterimi
Prof. Dr. Hacı Duran
27 Aralık 2010 Pazartesi 22:03
|
Cumhurbaşkanı Sayın Abdullah
Gül, Kürtçenin ikinci bir remi
dil olması yönündeki kışkırtıcı tartışmalara yeni bir boyut kattı. TES İŞ
Sendikasının, 19 Aralık 2010 tarihinde yapılan 9. Kongresinde, “resmi olmayan
farklı ana dilleri ideolojik ve siyasi Saiklerle
gündeme taşır ve tartışırsak, huzurumuzu, düzenimizi bozarız”, dedi.
Bilindiği gibi, BDP ve
taraftarları uzun zamandır, Kürtçenin ikinci bir
resmi dil olması, özerklik ve teröristlerin af edilmesi konularında, sürekli
propaganda yapmaktadır. Konu tartışıldıkça, Türkiye gerilmektedir. İnsanların
karşılıklı kuşkuları artmaktadır. Bu durum AK Parti’ye halkın verdiği desteği
de olumsuz yönden etkilemektedir.
Sayın Cumhurbaşkanı Gül’ün
“yerel anadilin ideolojik bir değere dönüşmesi” konusundaki uyarısı üzerinde,
özellikle durmak gerekir. Çünkü bir halk kültürünün, geleneğinin ve anadilin
ideolojik bir değere dönüşmesi, başlı başına önemli bir konudur. Sosyolojik
tahlilleri gerektirmektedir. Bir taraftan yaşayan bir yerel kültür yani anadil
var. Diğer taraftan bu kültürü, çağdaş manada siyasi ve ideolojik bir değere
dönüştürme süreci var.
Konu iki yönden önemlidir.
Birincisi ideolojik ve siyasi bir değere dönüşen her hangi bir anadil veya
inanç, kendiliğinden çatışma, çözülme ve siyasi kutuplaşma inşa eder. Bu
çatışmalar, çözülmeler ve kutuplaşmalar, sadece ötekileştirilen geniş sosyal
yığınlarla yaşanmaz. Aynı zamanda ideolojileştirilen yerel kültürün taşıyıcısı
ve mensubu olan halk arasında da ortaya çıkar. Böylece karşıtlık ve çatışma hem
adına ortaya çıkartılan kültürün/anadilin mensupları arasında, hem de
ötekileştirilen geniş halk yığınları, yani toplumun geneliyle yaşanır.
İkincisi, ideolojik bir değere
dönüştürülen otantik kültürler/anadiller, aynı zamanda özgün bağlamlarından da
kopartılmış olurlar. Kökeninden kopartılan bir inanç, bir değer ve bir anadil
zamanla kendine yabancılaşır. Bizzat ideolojiye öncülük eden grupları elimine
eder. Bu durum onlarda kimlik krizi yaratır. Marksist öğretinin fanatik sol
gruplar tarafından sürekli yeniden üretilmesi, kalıplaştırılması, bilindiği
gibi zaman içerisinde öğretiyi sosyolojik bir muhayyile olmaktan çıkarttı.
Bilimsel bir öngörü olmasını da böylece engelledi.
Benzer bir durum son zamanlarda
post-modern bakış tarzlarıyla inşa edilmeye çalışılan etnik kimlikler için de
geçerlidir. Bilindiği gibi, Yerel
değerlere dayalı tabii varoluş biçimlerinin ideolojik gömleklerle sunulması,
söylemleştirilmesi ve yeniden üretilmesi uygulamaları, Türkiye’de fazlasıyla yapılmaktadır.
Halen de bu tür çabalar devam etmektedir. Örneğin İslam’ın ideolojik bir
doktrin ve siyasi düzen olarak sunulması konusunda çok çalışma yapıldı. Bu
konuda birçok sosyal grup faaliyet gösterdi. Şimdilerde Alevilik için aynı
uygulamaları tekrarlamak isteyenler vardır. Bundan dolayı Aleviler arasında
ciddi bölünmeler, inanç farklılıkları ve çekişmeler yaşanmaktadır. Çeşitli
etnik varoluşlar da bu süreci hala yaşamaktadır. Lazları, Kürtleri vb. yerel anadilleri
siyasi ideolojik değerlere dönüştürme çabaları ise halen devam etmektedir.
Terör örgütü ve BDP’nin yerel düzeyde yaşanan ve
konuşulan Kürtçeyi, siyasi bir ideolojiye
dönüştürmesi ve siyasal bir malzeme olarak kullanması çabaları gittikçe
artmaktadır. Onların bu çabası anadil olarak yerel düzeyde konuşulan Kürtçeyi kendi otantik ortamından kopartmaktadır. Kürtçe
konuşmayı bir dili konuşmaktan çıkartmaktadır. Konuşmayı bir gösteriye ve
meydan okumaya dönüştürmektedir. Böylece anadili konuşma, sade bir topluluk,
grup ve insan davranışı olmaktan da çıkmaktadır.
BDP’lilerin bu çabaları aynı zamanda Kürtçeyi de kendi içinde yapı-bozumuna uğratmaktadır. Onu
doğal ortamından koparmaktadır. Kendi özgün yapısına ve gelişimine yabancılaştırmaktadır.
Çünkü bir dil doğal haliyle bırakılırsa zaten kendi kendini geliştirir. Gelecek
zamanlara taşır. Siyasi ve ideolojik bir çaba olmadan yüz yıllardır konuşulan Kürtçenin, günümüze taşınmış olması bu durumun tipik
örneklerinden birisidir. Benzer bir örneği Selçuklulardan da vermek mümkündür.
Onların anadili Türkçe olduğu halde, yaklaşık iki buçuk yüz yıl boyunca resmi
dil olarak Farsçayı kullandılar. Ancak buna rağmen
Türkçe yaşamaya devam etti.
Sayın Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün anadil tartışmaları konusundaki
uyarısı, bir yönüyle kışkırtıcı siyasi ve ideolojik davranışların akıbetine
işaret ederken; diğer yönüyle, yaşayan anadillere saygıyı da ifade etmektedir.
duranhaci@gmail.com