| Anasayfam Yap Favorilere Ekle Haber Bandı EkleReklamİletişim |
![]() |
| DÜNYA EĞİTİM EKONOMİ GÜNCEL KÜLTÜR-MEDYA SAĞLIK SİYASET SÖYLEŞİ SPOR |
| 9 Şubat 2012, Perşembe | Ana SayfaGünün HaberleriArşivFoto GalerilerVideo GalerilerGazete Manşetlerihaber10.mobi | ||
|
|||
Yanılmıyorsam, devlet adamından beklentilerimizi tartışmaya açan da Turgut Özal oldu. Ondan önce askerî kıtayı kısa kollu ve desenli gömlekle selamlayan bir devletli
görmedik. Çok partili düzen Meclis kürsüsüne bazı küfürbazları da taşıdı. Ama
Başbakan Recep Peker «Psikopat» lafının bedelini yıllar yılı ödeyemeyecekti.
Oysa gene Özal, öfkelendiği biri hakkındaki küçümseme duygusunu «O küçük Turgut'la
hesaplaşsın» diye ifade etti ve kıyamet de kopmadı. Kimdi geçen gün, halka yakın iktidarın başbakanı böyle konuşur, yeri gelir
ulan da, der; onlar aralarında anlaşır, diye... Latife yollu da olsa Başbakan'ı
mazur göstermeye çalışan? Köşekadılarından biriydi, ama hangisi hatırlayamadım.
Konuşurken küfür salçasını bol tutan bir halkız. Geçen hafta gündeme giren
«ulan» hitabı, küfür olarak pek ağır bir kelime de değildir. Seslenme ihtiyacıyla,
bazen sevgi ifadesi olarak da söylenir. Biraz incelmiş şekli «ülen»dir. En kabası
da «lan». Yazarken bir taraftan da gülüyorum, aklıma bir film sahnesi geldi. İlyas Salman
rüşvet almayı yüzüne gözüne bulaştırdığı için, bu işin ustası olan müdürünü
çileden çıkarmış, adam bu beceriksizi almış altına, dizi böğründe, iki eliyle
de gırtlağını sıkmaktadır. Alttaki güç nefes alırken üstündekine, nezaketi de
elden bırakmadan: – Ulan Sayın Müdürüm, diye sesini duyurmaya çalışır. Başbakan da: – Ulan Sayın Vatandaşım, demeyi akıl etse, mesele bu kadar büyütülmezdi. Filmi görmediği anlaşılıyor. Yoksa hafızası ve refleksleri kuvvetli bir zattır.
* Devletlinin ağzına asıl yakışmayanı «Ana» lafıdır. Yalçın Pekşen'in The Türkler'i,
akıl almaz tezatlar kavmidir ya, bu meyanda kutsal bildiğimiz ana kavramı en
ağır küfürlerin de başlıca malzemesini oluşturur. «Ananı al da git!» lafı, peş
peşe gelen hitapların en ağırı olmuş. * Ali İhsan Yıldız ile N. Erman Yıldız adlı okurlarım (ayrı ayrı gelen notlarında)
ulan kelimesi ile Devellioğlu'ndaki lân («Vefasızlık, hakikatsizlik») arasında
bir ilişki buluyorlar. Benim zihnim şehir adı Ulan-Batur'a takılı; «kızıl kahraman» anlamına geldiğine
dair notlar var. Orada ulan, «kızıl» demek. En bilineniyse kelimenin «oğlan»ın değişmiş şekli olduğu açıklamasıdır. Dil Yâresi Okurlarımdan Anıl Kayıran, Ada Kadıoğlu ve Hanzade Uzunömeroğlu da yazdılar.
Bizzat Mehmet Sağlam da beni bilgilendirdi; yanlışımı düzeltti daha doğrusu.
Eksik olmasın! Ben bir Radikal yazarından aktarmaca metropagan («Yüksek ücretler ödeyip yeni
inançlar edinen ve kendini iyi hisseden kimse»), kompati («Üzerinde mutlu olunan
köprü»), dertpati («Birinin derdiyle dertlenme hali») ve bankamülk («Mortgage»)
gibi teklifleri size duyurmaya çalışmıştım. Meğer bunlar o yazarın değil, gene yanılmıyorsam eski Millî Eğitim Bakanlarımızdan Mehmet Sağlam Bey'in teklifleriymiş. Kaçırmayın dedikleri film Sinemadan farklı olarak gazete, televizyondan faydalanmayı bilemedi ve bundan
hep zarar gördü. Düşünür müsünüz, filmlerinin en iyi müşterisi televizyonlar
olan sinema için günümüzde, yeryüzündeki bütün evler ve kahveler sinema salonu
işlevi görüyor. Görerek işiterek seyretmek insanoğluna okumaktan daha rahat ve çekici geliyor.
Bu ilgiden faydalanmanın yolunu aramak gerekmez mi? Hafta boyu yüzlerce sinema filmi geçiyor ekranlardan. Gazetelerdeki televizyon
haberleri arasında her gün, o gün seyredilebilir filmlere dair kısa bilgiler
de oluyor. Pazar akşamı kaçırılmaması gereken bir film var mı diye ben de bu
haberlere baktım. Ve hemen gördüm ki, gecenin seyredilecek filmi bellidir. Hem de hiç tereddütsüz. Adı Kurtlar İmparatorluğu. Konusunu, Jean-Christophe Grange'ın Doğan Kitap'ta çıkan ve Türkiye'de de çok satan romanından almış bir film. Gazetelerimiz haberlerinde, başrollerden birini oynayan Jean Reno'dan söz etmeyi de unutmamışlar. Belirtilen bir diğer özellik, filmin bir bölümünün İstanbul'da ve Kapadokya'da
çekilmiş olması. Gelin de seyretmeyin! Gazetelerimiz methede ede bitirememişler filmi. «Katilin peşinde sürek avı»
(Radikal); «Kitabı Türkiye'de de 30 baskı yaptı. TV'de ilk kez» (Hürriyet);
«Paris'ten Kapadokya'ya» (Sabah); «Kurtların izini süren polisler» (Cumhuriyet);
«Olay film ekranda» (Posta); «Hiç bitmeyen gerilim» (Bugün); «Kurtlar İmparatorluğu'nda
herkesin bir planı var» (Zaman); «Bozkurtlara Fransız kalan film» (Yeni Şafak);
«Ülkücü mafyaya Fransız yorumu» (Evrensel). Milliyet, Akşam, Star, Millî Gazete
ve Birgün'ün o gün seyredilecek filmler haberlerinin başında da bu filmin adı
yazılıydı. Seyrettik. Uyuşturucu kaçakçısı bir Türk kızının Paris'te beynine müdahale
edilerek hafızası silinmiş. Oradaki derin devletin marifeti. Romandan hikâyenin
bu faslını alıp, seyredilemeyecek kadar karanlık, sevimsiz, dediğim gibi seyri
güç bir film çevirmişler. Bana, «Bu Fransızlar ne zaman doğru dürüst bir film
çevirdi ki!» dedirtecek cinsten bir şeydi. Jean Reno da orada varmış, yokmuş
fark etmez bir film. Gecemizi berbat etti, desem yeridir. Bu filme dikkatimizi çektiler diye gazetelerimize teşekkür edecek değilim herhalde... Radikal Bu makale 467 kez okundu.
|
|
| İletişim | Reklam 2005 - 2012 Sitedeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz. |