Haber 10
Anasayfam Yap Favorilere Ekle Haber Bandı EkleReklamİletişim  
Haber 10
DÜNYA EĞİTİM EKONOMİ GÜNCEL KÜLTÜR-MEDYA SAĞLIK SİYASET SÖYLEŞİ SPOR
9 Şubat 2012, Perşembe
 DÖVİZ KURLARI : 
Nasuhi Güngör
Nasuhi Güngör
Neden ‘Hayır’ diyorlar?
Nasuhi Güngör

Neden ‘Hayır’ diyorlar?

Neden bazı siyasi partiler, yaşadıkları tüm acılara, çektikleri bunca çileye, hatta gördükleri işkencelere rağmen referandum konusunda olumsuz bir tavır içindeler? Bunu anlamak aslında o kadar da zor değil.

Başbakan Tayyip Erdoğan’ı 12 Eylül rejiminin işlediği cinayetler karşısında sahte gözyaşı dökmekle suçlayanlar, acaba o gündeme getirmeseydi, Erdal Eren’i, Necdet Adalı’yı, Mustafa Pehlivanlıoğlu’nu ne zaman hatırlayacaktı?

CHP’nin önceki genel başkanı Deniz Baykal, 12 Eylül’ün acımasız çarkları işlerken neredeydi? Hangi dava arkadaşının mahkemesine yardımcı oldu? Solcular inim inim inlerken kendisi neyle meşguldü? Yoksa bir büyük holdinge danışmanlık mı yapıyordu? Sakın kendisini bir gecede siyasi tarihe yollayan Önder Sav’ın yıllarca danışmanlık yaptığı holding de aynı olmasın!

Dersim katliamı üzerine bir öyle bir öyle diyerek genel başkan olan Kılıçdaroğlu, şimdi hangi hesaplaşmadan, hangi vicdandan söz ediyor?

Peki MHP lideri Devlet Bahçeli, 12 Eylül’de neredeydi? Yargılandı mı, mahkeme mahkeme koşturdu mu? Ömrünün en güzel yıllarını cezaevinde geçirdi mi?

Bugün ‘müsvedde’ diye tarif ettiği ülkücüleri anlamasını niye bekliyoruz ki!

***

27 Mayıs, 12 Eylül ve 28 Şubat.

Örnekler artırılabilir. Ancak özellikle bu üçü, Türkiye’de sadece siyasi hayatın değil, topyekun kurumların, partilerin ve toplumsal algıların olağanüstü ve hukuk dışı yöntemlerle dönüştürüldüğü tarihler. Başka bir ifadeyle, Türkiye’yi yöneten aklın, dünyayı okuma ve algılama konusunda siyaseti bir kenara iterek işi kendi yöntemleriyle kotardığı tarihler.

Bugün bazı kesimlerin olup biteni anlamakta güçlük çekmesi biraz da bu modelden kaynaklanıyor.

Değişim dinamiklerini, askeri darbelerle ya da hukuk dışı mekanizmalarla yönetmeye kalkışan, dünyayı böyle okuyan; ancak her defasında eline yüzüne bulaştıran bir ülkede, ilk kez ciddi bir dönüşüm hamlesi sivil irade eliyle şekilleniyor.

27 Mayıs’ta sistemin ‘gizli patronu’ haline gelen yargının tepkisinde ya da bir siyasi parti olmaktan çok devlet kurumu özelliği ile yola devam etmek isteyen CHP ve MHP’nin öfkesinde bunu görmek mümkün.

‘Bunu bir demokrasi sınavına dönüştürmeyin’ diye gazete köşelerinde siyasi partilerden bile önce davranıp ‘hayır’ kampanyası başlatanların gözden kaçırdığı gerçek de bu.

Değişimi ‘devlet’e havale edip konforunu devam ettirmeye alışan çevrelerin, bu defa süreci siyasetin ve sivil dinamiklerin yönetmesinden rahatsız olmaları elbette şaşırtıcı değil.

Kuşkusuz itirazları sadece yönteme değil.

Çünkü siyasi iradenin bir yandan hukuk dışı mekanizmaları tasfiye eden bir kararlılık göstermesi, diğer yandan tüm olumsuzluklara rağmen ‘demokrasi’ çıtasını yükseltme çabasını sürdürmesi, bu tür çevrelerin beklentilerini boşa çıkarıyor.

Sürecin gayrı meşru yöntem ve aktörler eliyle yönetildiği dönemler, toplumsal dinamiklerin temsili bir yana, sistem dışına itildiği sonuçlar üretti.

***

12 Eylül 2010 tarihinde ortaya nasıl bir tablo çıkar?

Herkesin kendi bulunduğu cepheden buna verecek bir cevabı var elbette. Bugün itibarıyla referandumda ‘evet’ oylarının daha fazla çıkacağını düşünenlerdenim.

Ama şundan daha fazla eminim. Bu referandumdan çıkacak sonuç ne olursa olsun, Türkiye’de geleneksel devlet yapılanması değişim kulvarına girmiştir. Çıkacak hiçbir sonuç bunu geriye götüremez.

27 Mayıs’ın, 12 Eylül’ün ve elbette 28 Şubat’ın dayattığı hukuk dışı yapılanmaların sonu gelmiştir.

Gerisi teferruattır.

Star

Bu makale 878 kez okundu.

YORUM YAZ
BU MAKALEYE YAPILAN YORUMLAR
YAZARIN SON YAZILARI
» Suriye kimin umurunda
» Türkiye hangi blokta?
» Suriye Kürtleri Erbil’de
» Bölünmek ve büyümek
» Maliki neye malik?
» Müdahil ve güçlü Türkiye
» Türkiye-İran nereye?
» Beyrut’tan bölgeye mesaj
» İç barış, bölgesel hamle
» Irak artık İran mıdır?
SON DAKİKA
araba.com
YAZARLAR
RÖPORTAJ
Atatürk kendi medyasını kurdu
TAHA Akyol: Atatürk’ün, ‘Bu Cumhuriyet, kendi mizacında kendi basınını meydana getirecek’ diye bir konuşması var. Nitekim 1925 ve 1926’daki yargılamalardan sonra basın sustu.
Kitap Adresi
DÜŞÜNCE-ANALİZ
DÜŞÜNCE-EDEBİYAT
ÇOK OKUNANLAR
Bugün Bu Hafta Bu Ay
Haber 10 İletişim | Reklam    2005 - 2012
Sitedeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz.
Anadolu AjansıAnadolu Ajansı Cihan Haber AjansıCihan Haber Ajansı