| Anasayfam Yap Favorilere Ekle Haber Bandı EkleReklamİletişim |
![]() |
| DÜNYA EĞİTİM EKONOMİ GÜNCEL KÜLTÜR-MEDYA SAĞLIK SİYASET SÖYLEŞİ SPOR |
| 9 Şubat 2012, Perşembe | Ana SayfaGünün HaberleriArşivFoto GalerilerVideo GalerilerGazete Manşetlerihaber10.mobi | ||
|
|||
Yeni bir Yüksek Askeri Şura (YAŞ) dönemi yaklaşıyor. Askeri Şura’nın Ağustos çalışmaları, ordu içindeki kadro hareketliliğinin, terfi ve tayinlerin tartışıldığı, karara bağlandığı toplantılardır. Sivil-asker ilişkisindeki problemin önemli noktalarından birisi de Şura çalışmalarının biçimidir. Demokratik geleneğin işlediği koşullarda, askeri bürokrasinin önerileri ve sivil iradenin direktifleri doğrultusunda şekil alması gereken Askeri Şura çalışmalarının, Türkiye’de sivil iradenin dışında biçimlendirildiği ve sadece onaylanmak ve imzalanmak üzere hükümetlere sunulduğu bilinmektedir. Sivil iradenin katkısı dışında biçimlenen bu işleyiş tarzı, yıllardır devam ede gelmektedir. Askeri bürokrasinin kendi içinde bu süreci nasıl işlettiği konusunda bilgi sahibi değiliz. Bu süreç, önceden belirlenmiş kriterler çerçevesinde, kendi içinde olumlu işleyen bir süreç olsa dahi, işleyişin sadece askeri bürokrasi arasında cereyan etmesi, sistemin doğruluğunu tartışmalı kılmaktadır. Doğru olan, milletin oyu ile seçilmiş iktidarların, ordu kadrolarının biçimlendirilmesi süreçlerinde yönetmeleridir. Bugüne kadar uygulanan Yüksek Askeri Şura geleneği incelendiğinde ortaya çıkan tablo; Şura, birinci günü, Başbakanın başkanlığında toplanır. Başbakan, medyaya kısa bir görüntü verir ve toplantıda ayrılır. Askeri bürokrasi kendi içinde tartışır ve kararları alır. Şura çalışmaları bittiğinde ise Başbakan ve Cumhurbaşkanı Şura üyeleriyle birlikte yemek yer. Alınan kararlar imzalanarak yayınlanır… İşte bu yapılanmada siyasi irade, alınan kararların nedenleri ve işleyiş konusunda herhangi bir bilgiye sahip değildir… Olan bitenin özeti bu… Gelenekselleşen bu işleyişin istisnai hali, Başbakan Tayyip Erdoğan’ın son yıllarda Şura toplantılarına gösterdiği ilgidir. Erdoğan’ın, önceki hükümet temsilcilerinin aksine, toplantılara katılma konusunda daha hassas ve özenli olduğu biliniyor. Peki, olması gereken, yukarıda izah ettiğimiz türden bir işleyiş mi? Elbette hayır… Bu işleyişin değişmesinin gerektiği ortadadır. Özellikle devletin demokratik dönüşümünün gerekli ve önemli olduğunu tartıştığımız bu günlerde, 2010 Yüksek Askeri Şura çalışmalarının, var olan bu gelenek dışında devam etmesinin önemi açıktır. Önemli olmaktan öte, demokratik dönüşümün anlam bulabilmesi açısından da gereklidir. Bakın Yüksek Askeri Şura çalışmalarının, sivil irade katkısı ve katılımıyla yapılmasını gerekli kılan, onlarca sebep saymak mümkündür. Sadece birkaçını gündeme getirmek gerekirse; 1. Türkiye, şu an itibariyle, onlarca darbe girişimine yönelik faaliyetlerin yargıya taşındığı bir ülkedir. Darbe girişimlerinin yargıya taşınmış olmasının önemli bir adım olduğu açık. Ancak, muvazzaf, yani görevde olan personelin, bu tür hazırlıkların içinde olduğuna ilişkin iddiaların yargı sürecinde olması, olayın vahametini ortaya koymaktadır. Bu yargılama süreçlerinin büyük bir kısmının askeri bürokrasinin pasif bir tutum izlemesiyle yargıya taşınmış olması önemlidir. Kendi içinde ortaya çıkan darbe heveslilerini tasfiye etmekte zorlanan ve çekingen bir tutum takınan komuta kademesinin, doğru ve tutarlı karar vereceği konusunda kuşkular söz konusu… Bunun yanı sıra, terörle mücadelede ortaya çıkan kimi ihmal iddialarının araştırılması ve kamuoyuna bilgi verilmesi konusunda da komuta kademesinin duyarlı olduğunu söylemek zor. Ortaya çıkan yüzlerce ihmal iddiasına karşılık, kamuoyuna yansımış bir araştırma ve kovuşturma bilgisi yok. İhmal sonucu hayatını kaybedenlerin ailelerinin taraf olduğu bir iki olay dışında hiçbir çalışmayı duymadık. Bu tür örneklerin çokluğuna rağmen, hiçbir adım atmayan komuta kademesinin, Yüksek Askeri Şura sürecini milletin tercihleri doğrultusunda yöneteceğini nereden bileceğiz? Dolayısıyla, sivil iradenin Yüksek Askeri Şura’ya aktif katılımı oldukça önemlidir… 2. Ordu bürokrasisinin, ordu-millet ilişkisine yönelik olarak kullandığı temel ifade; ‘ordu milletin bağrından çıkmıştır.’ Milletin orduya olan saygısı, sevgisi, sahiplenişi ve ortaya çıkan tüm olumsuz örneklere rağmen var olan tutumunu sürdürmesi, bu ifadenin, millet açısından doğru olduğunu ortaya koymaktadır. Ancak, ordunun komuta kademesi tarafından baktığımızda ise bu yaklaşımın, zaman zaman ifadeden öteye geçmediği görülecektir. ‘Devleti, millete karşı koruma amacıyla’ darbe hazırlığı içinde olanlar ve millete hakaret eden subayların varlığı, ‘milletin bağrından çıktığı’ söylenen ordunun, en azından bir kısmının, millet ile bir sorunu olduğunu ortaya koymaktadır… Ortaya çıkan ses kayıtlarında, hala görevde olan bir komutanın, “bu millet karaktersizdir” türü ifadeleri, milletin inançlarını alay konusu yapması ve buna karşı komuta kademesinin herhangi bir adım atmaması, kabul edilebilir bir tutum değildir. Böylesine açık bir olay karşısında dahi adım atmayan bir komuta kademesinin, milleten yana bir Yüksek Askeri Şura yöneteceğini düşünmek güçleşmektedir… Milletin evlatları terörle mücadelede hayatlarını kaybederken, zengin çocuklarına parayla çürük raporu veren veya parayla rahat askerlik yapacakları yerler ayarlayan komutanlara ilişkin, herhangi bir araştırma veya yargılama süreci başlatmayan komuta kademesine, millet nasıl itimat etsin? Milletin seçtiği Başbakana hakaret eden ve bunu parolaya geçiren askerler ve komutanlar konusunda adım atmayan komuta kademesi, doğru ve tutarlı davrandığını bize nasıl açıklayabilir ki? 3. Genelkurmay Başkanı tarafından, “sözün bittiği yer” olarak tanımlanan nokta, 26 yıllık terörle mücadele sürecini, sadece ordunun inisiyatifine bırakmanın yanlışlığını ortaya koymaya yetmektedir. Çünkü ordunun temel önceliği, güvenlik ve silahlı mücadeledir. Dolayısıyla da, terörün kaynağı ve çözüm yollarına ilişkin değerlendirmeleri ve adımları da ona havale etmek doğru değildir. Bugüne kadar yapılmış olması, doğru olduğu anlamına gelmez. Dolayısıyla, millete karşı sorumlu olan sivil iradenin, sürecin biçimlenmesinde aktif tutum alması önemlidir… Kısacası; Türkiye’nin demokratik dönüşümü için sivil iradenin, Yüksek Askeri Şura çalışmalarında aktif rol alması hayati öneme sahiptir. Genel çerçevesini çizdiğimiz bu sorun alanları için onlarca somut örnek saymak mümkündür. Bu nedenle, Başbakanın bu Yüksek Askeri Şuraya aktif katılımı ve inisiyatif alması, hem millete karşı taşıdığı sorumluluğun, hem de demokratik işleyişin gereğidir… farukadnan@gmail.com Bu makale 2,822 kez okundu.
|
|
| İletişim | Reklam 2005 - 2012 Sitedeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz. |