| Anasayfam Yap Favorilere Ekle Haber Bandı EkleReklamİletişim |
![]() |
| BİLİM DÜNYA EĞİTİM EKONOMİ GÜNCEL KÜLTÜR-MEDYA SAĞLIK SİYASET SÖYLEŞİ SPOR VİDEO MAKALELER |
Ordunun profesyonelleşmesinin gerektiği, son dönemin tartışma konularından birisini oluşturmaktadır. Ordunun profesyonelleşmesi için bir çok sebep sayılabilir. Ama iki temel nedenden bahsetmek gerekirse... Birincisi; Türkiye’nin, beslediği bir milyona civarındaki orduya rağmen, güçlü ve etkin bir silahlı kuvvete sahip olduğu tartışmalıdır. Kıbrıs savaşına ilişkin anlatımlar (kendi gemisini batırmak) ve PKK terör örgütüne karşı verilen 26 yıllık terörle mücadele verileri, bu tartışmayı kaçınılmaz kılmaktadır. Konuyu, son günlerden yaşanan somut bir örnek üzerinden ele alacak olursak; bir karakola PKK terör örgütü saldırıyor, saldırıya karşılık vermek için yönlendirilen destek birlikleri hareket etmek için günün aydınlanmasını bekliyor, yağmur ve sis buna gerekçe olarak sunuluyor, sağlık ekipleri ise askerden 5-6 saat önce karakola ulaşıyor, ama asker 7-8 saat içinde ancak bölgeye ulaşabiliyor... Her türlü teknik donanıma rağmen sınırdan geçen 50-60 kişilik PKK’lı grubun çoban sanılması ve silahsız köylülerin ise terörist sanılması... İşte bu özet, durumu net olarak ortaya koyuyor! Merak edenler; Aktütün, Dağlıca, Sarıyayla vb karakollara yapılan saldırıları inceleyebilirler. Aslında, kamuoyunun bildiği olumsuz örneklerden çok daha fazlasını bilen Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ da, çözümün profesyonelleşmede olduğunu itiraf etmişti. İkinci ve asıl önemli neden ise TBMM’nin belirlemiş olduğu güvenlik konseptine göre hareket eden, kendisine tanımlanan işi yapan ve siyasete biçim vermeye hevesli olmayan bir orduya duyulan ihtiyaçtır. Bu tur bir ordu ihtiyacı, Türkiye’nin temel ve öncelikli sorunudur. Cumhuriyet tarihimize ilişkin kimi süreçler incelendiğinde/analiz edildiğinde, TSK’nin, siyaseti ve toplumu biçimlendirme konusunda hevesli olduğu, hevesli olmaktan öte, bu tür çalışmaları asli görevi gibi kabul ettiği görülecektir. Aslında son yıllarda deşifre edilen siyasete müdahale hazırlıkları da, bu durumun somut örneklerini teşkil etmektedir. Dolayısıyla mevcut durum; sivil ve demokratik denetime tabi, hukuka ve halk iradesine saygılı, insan hakları ve demokratik bir kültürle eğitilmiş orduya duyulan ihtiyacı ortaya koymaktadır. Bu tartışmaları bastırmak için yapılan soyut suçlamaların yanı sıra kimi argümanlarda öne sürülmekte. Bu argümanlar arasında, Türkiye’nin sahip olduğu stratejik konum sıklıkla dile getirilmektedir. Türkiye’nin tarihsel kökenleri ve etki alanı gibi somut olgular yerine, iki kıta arasında bulunmak ve Ortadoğu petrol kaynaklarına yakın olmanın stratejik önem olarak sunulması etkisiz bir çabadır. Soğuk savaş dönemi koşullarında anlamlı gibi görülen bu argümanın, bugün için fazla bir karşılığının olduğu söylenemez. Daha doğrusu, bunun üzerinden uygulanabilir politik strateji geliştirmenin karşılığı yok. Buna rağmen, sivil ve askeri bürokratik elit, hem siyaseti ve toplumu dizayn etmek, hem de batılı ülkelerin desteğini sağlamak için bu argümana sıkı sıkıya sarılmayı sürdürmektedir. Durumu iyi analiz edenler, Türkiye gerçeği ile örtüşmeyen bu tür stratejik değerlendirmelerin anlamsız olduğunun farkında. Mesela, millet tarafından beslenen asker sayısı ve buradan üretilen, ‘Türkiye’nin tek ihraç değeri ordusudur’ türü çıkarımlar, soğuk savaş döneminde batılıların jandarmalığının üstlenildiği dönemlerde anlamlı iken, SSCB’nin dağılmasıyla birlikte bu da anlamını yitirmiştir... İşte; ordunun genel perspektifi, fiili müdahale süreçlerinde sergilenen başarı düzeyi, soğuk savaşın bitmiş olması ve dünya genelinde güvenlik konseptlerinde ortaya çıkan değişimler gibi faktörler, askerliği, askerlik süresi ve görev tanımının yeniden yazılmasını gerekli kılmaktadır. Bunlarla birlikte, güvenlik konseptinin de yenilenmesi kaçınılmaz bir ihtiyaç olarak ortada. Kısacası; TSK, toplum nezdinde ki saygınlığını ve güvenirliğini korumak istiyorsa, sık sık dillendirdiği gibi “milletin emrinde” olduğuna kendisi de inanıyorsa, askerlik ve yeni güvenlik konseptleri için gerekli adımların atılmasını talep etmelidir. Çünkü var olan parçalı siyasi dağılım ve ulusalcı refleksler siyasilerin bu konuda adım atmasını sınırlamaktadır. TSK’nin bu durumdan yararlanma eğilim içinde olması, ülkenin ve kendinin kaybetmesi anlamına gelmektedir. Cumhuriyetin kökleştiği Türkiye, sivil iradenin çizdiği güvenlik konseptini yaşama geçirmede kararlılık göstermelidir. Bunlarla birlikte, şeffaflık ve hesap verebilirlik konusunda da sivil denetime tabi olmanın koşulları oluşturulmalıdır. Bu arada; bu konulara ilişkin tartışmalarda hiç kimsenin, bir ötekinin vatanseverliğini ve niyetini sorgulama hakkına sahip olmadığı da unutulmamalıdır. farukadnan@gmail.com Bu makale 2,826 kez okundu.
|
|
| İletişim | Reklam 2005 - 2010 Sitedeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz. |