 Samed Günek
Stratejik Derinlik İsrail’in kara propagandasına karşı
Samed Günek
9 Temmuz 2010 Cuma 15:09
|

Son dönemlerde Türk dış politikasının temel çerçevesini belirleyen stratejik derinlik politikası kamu diplomasisi uygulamalarına geniş bir alan açmakta ve Türk dış politika yapıcılarının alışık olmadığı bir diplomasi türü önermektedir. Dışişleri Bakanı Prof. Dr Ahmet Davutoğlu’nun ritmik diplomasi olarak tarif ettiği, çeşitli konular ve sorunlar üzerinden uygulamaya koyduğu bu diplomasi türü Türk dış politikasına ön alanlar açmakta ve müzakere süreçleri için bir tür iletişim mecrası oluşturmaktadır. Türkiye, İsrail’in Gazze’ye insani yardım götüren gemilere uluslararası sularda yaptığı acımasız saldırı sonrasında ortaya koyduğu tavırla bu diplomasinin çok iyi bir örneğini sergiledi. İsrail’in bu son saldırısı Ortadoğu siyaseti açısından politik anlamda bir kırılma olduğu gibi eylemler, yöntemler ve söylemleri de yeniden ve güçlü bir şekilde tartışmaya açtı. Ortadoğu politikasının iki önemli aktörü Türkiye ve İsrail böylece yöntemleri açısından iki uç noktaya savruldu. Türkiye, yapıcı ve ahlaki yöntemleri benimsedi, ahlaki ve insani bir politikanın gereğini yerine getirdi. İsrail yıkıcı, ahlak dışı, hukuksuz yöntemlere sarıldı. Sonuçta görünen o ki Ortadoğu’da sürdürülemez olan yalnızca mevcut siyasal ve politik süreç değil aynı zamanda bu mevcut durumdan beslenen söylem ve yöntemlerdir. Günümüzde küresel politik sistemin aktörleri yalnızca iç siyasal süreçlerde değil küresel sorunlarda da arttı. Artık adı kamuoyu olan, ortak akıl ve vicdanı temsil ettiği varsayılan yeni bir dayanak noktası var. Küresel sistemde devletler kendi politikalarını meşrulaştırmak için kamuoyunu arkalarına almak zorundalar. Bu kamuoyu ülkenin ilişkili olduğu bütün konu ve ülkeleri kapsayacak denli geniş bir yelpaze olabilir. Fakat Kamuoyunu ikna etmek için artık yalnızca yönlendirilmiş ve yanlı bilgiler yetmiyor. Bilginin aynı zamanda hakikati de söylemesi gerekiyor.
İsrail için Kamu diplomasisi hakikatin üzerine örten bir şal
Başbakan Erdoğan İsrail’i Gazze konusunda yalan söylemeyi devlet politikası haline getirmiş bir ülke olarak tanımladı. Başbakan Erdoğan’ın bu tanımlaması aslında tam da İsrail’in Gazze olayında uyguladığı kara propagandayı tarif ediyor. İsrail uluslararası hukukun aleni olarak çiğnedi, akıl ve vicdan sahibi her insanın açıkça gördüğü zulmü kendince ‘gemidekiler askerimize bıçaklarla saldırdı’ yalanıyla örtbas etmeye çalışıyor. Kamu diplomasisin bir türü olarak propaganda İsrail’in mahirce yaptığı bir iştir. Haksız iken haklı, zorba iken mağdur konumuna dönüşebiliyor. Kuşkusuz bunda sistemli ve kararlı lobisinin, küresel medya ağları üzerindeki gücünün büyük payı var. Bilgi akışını yönlendirme noktasında üstün bir maharete sahip Mostar’ın daha önceki sayılarında da belirttiğimiz gibi, İsrail’in Hasbara komisyonu (Israeli Reaction Center) bütün dünyada İsrail menfaatine bilgi yaymayı, olumsuz bilgi akışını engellemeyi amaç edinmiş bir kuruluş. Hasbara, İbranice açıklamak/anlatmak, aydınlatmak anlamına geliyor. İsrail’in bütün dünyadaki haklılığını ispatlamak için milyonlarca dolarlık bütçeye sahip bu dev kuruluş tam da kara propagandanın babası Nazi propaganda bakanı Joseph Goebbels gibi bilgiyi tek elden yönetiyor, inanılmaz bir enformasyon yayıyor. Kendini anlatmak bir yerde kendini dayatmaya dönüşüyor. Burada iktidarın en temel aracı da bilgi oluyor. Eleştiriye kapalı, çift dilli okumalara açık ve kendini dayatma üstüne kurulu bir sistem böylece anlatmakla dayatmak arasındaki o ince çizgiyi de ortadan kaldırıyor. Geniş halk kitleleri ve politika yapıcıları üzerinde her şeyin verildiği gibi alındığı bir bilgi-iktidar düzlemi oluşuyor. Ancak son gelişmeler gösteriyor ki artık İsrail dezanfarmosyan yayarak haksız iken haklı konumuna yükselemeyecektir. En azından insaf sahipleri nezdinde yaptığı yanlışlarca mahkûm olacaktır. Küresel ve bölgesel konularda İsrail politikaları lehine sofistik manevralar yapan etkili ve gülcü lobisinin, bütün dünyaya İsrail propagandası yayan küresel medya ağlarının gücü de İsrail’i haklı göstermeye yetmeyecektir. Çünkü dünya zihinsel ve teknolojik bir dönüşümden geçiyor. Bu süreçte yeni kamu diplomasisi uygulamaları bir propaganda aracı olmaktan öte düşünce ve görüşlerin dezenformasyona uğramadan ortak ve katılıma açık bir düzlem içinde inşa edilmesini öngörmektedir. Artık dünyada sivil toplumun, bağımsız inisiyatiflerin, orta ölçekli devletlerin küresel politikalarda etkili olmaya başladığı bir döneme giriliyor. Alternatif küresel ve bölgesel medya ağları oluşmaktadır. Nitekim El cezire, CNN, BBC gibi kanallarda olay bütün ayrıntılarıyla haberleştirilmiş ve derin analizler yapılmıştır. Özellikle de El Cezire’nin Gazze’ye yardım gemisinde İsrail’in saldırısına maruz kalan farklı milletlerden insanlarla yaptığı röportajlar ve uzman analizleri gerçek bilginin yayılmasında çok önemli katkılar yapmıştır.
Ekonomik ve askeri güç Türkiye’nin yumuşak gücünün bir unsuru olmalı
Bütün gelişmeler gösteriyor ki, İsrail küresel sisteme kendi tezleriyle entegre olan, güçlü bir demokrasi ve ekonomiye sahip Türkiye’nin gücünü hafife almamalı. Nitekim İsrail’in sivil insanları katlettiği süreç boyunca Türkiye ortaya koyduğu politikayla sistem üzerinde dengeleri nasıl değiştirebileceğine ilişkin önemli mesajlar vermiştir.
Türkiye, uluslararası sistemde kendi hakkını aradı, İsrail’i yaptığı zorbalık üzere yalnızlaştırmayı bir politika olarak benimsedi.
İsrail, fütursuzca bütün dünyayı inandıracağını sandığı üstü örtülmeyecek yalanlar bulmaya girişti. Bir taraftan Ortadoğu’ya özellikle de İran’a askeri gücüyle mesaj verirken diğer yandan da Avrupa ve ABD’de bütün önemli noktalarda etkili lobisi aracılığıyla psikolojik bir süreç başlattı.
Türkiye, diplomasisin imkânlarını kullandı. Ancak yapılan açıklamalarla ‘Türkiye için diplomasinin sınırları da’ çizildi.
Türkiye İsrail ilişkileri uluslararası arenada bir nüfus savaşına dönüşüyor
Son tahlilde şunu söyleyebiliriz, İsrail’in kanlı gemi baskınından sonra Türkiye İsrail ilişkileri çoğunlukla uluslararası arenada yürütülen bir nüfus savaşına dönüşecek. İsrail’in bu kamu diplomasi savaşını hukuksuz eylemlerinin üstünü örtmeye çalıştığı kara propaganda taktiğiyle sürdürmesi mümkün değildir. Türkiye güçlü bir ekonomiye ve caydırıcı bir askeri güce sahip olduğu müddetçe yumuşak gücünü etkin bir şekilde kullanabilir.
Mostar Dergisi, Temmuz 2010