| Anasayfam Yap Favorilere Ekle Haber Bandı EkleReklamİletişim |
![]() |
| DÜNYA EĞİTİM EKONOMİ GÜNCEL KÜLTÜR-MEDYA SAĞLIK SİYASET SÖYLEŞİ SPOR |
| 9 Şubat 2012, Perşembe | Ana SayfaGünün HaberleriArşivFoto GalerilerVideo GalerilerGazete Manşetlerihaber10.mobi | ||
|
|||
MARMARA ve Giresun üniversitelerinde rektör seçimleri yapıldı ve YÖK bu seçim sonuçlarının adeta tam tersi bir liste yaptı... Cumhurbaşkanı’na bu liste gönderilecek. En çok oy alan adayın liste dışı bırakılması... En az oy alan adayın listeye konulması... Durumun tuhaflığı Cumhurbaşkanı Gül’ün de dikkatini çekmiş, YÖK’ten bilgi istemiş niye böyle yaptınız diye... YÖK tarihinde, üniversitelerdeki seçimlerde en az oy alan adayın rektör olarak atandığının örnekleri çoktur. Marmara ve Giresun üniversitelerinde rektör adayı olarak ismi geçen şahıslar hakkında bir şey yazmayacağım; adları ve aldıkları oylar gazetelerde yayımlandı zaten. Önemli olan sistemin çarpıklığıdır. YÖK sistemi dün kötü idi, bugün de kötüdür. Sadece bugün değil, Sayın Sezer’in Cumhurbaşkanı, Sayın Gürüz ve Teziç’in YÖK Başkanı olduğu dönemlerde de aynı şeyler yapıldı. Önceki dönemlerde YÖK kadrosu ve rektörlerin genel eğilimi ile bugünkü YÖK kadrosu ve rektörlerin genel eğilimi arasındaki büyük fark, sistemin ne kadar siyasi ve ideolojik “manüpilasyona açık“ olduğunun belgesidir! Üç yanlış üst üste! Türkiye’de üniversite yönetimlerinin belirlenmesi sisteminde üç yanlış birden söz konusudur: - Üniversite rektörleri için bugün olduğu gibi seçim yapılması yanlıştır! Bunu “demokratik üniversite” diye savunmak hem ‘demokrasi’ hem ‘üniversite’ kavramlarını anlamamış olmaktır! Çünkü demokrasi siyasi bir kavramdır, siyasi görüşlerden birini ‘seçmek’tir. Üniversitede ise seçim değil, liyakat ölçütleri esas olmalıdır. Bugünkü sistemde ideoloji, çıkar birliği, ahbaplık gibi faktörler etkili olabilmektedir. Prof. Teziç zamanında Kasım 2005’te yapılan uluslararası sempozyumda da bu gerçek dile getirilmişti. - Bu sakıncaları gidermek için YÖK’ün süzgeç görevi yapması umulmuş, böylece sistemde bir hata daha oluşmuştur: YÖK siyasi etkilere çok açık bir kurum olduğu gibi, az üyeli kurullarda dostluk ve ideoloji gibi faktörler daha etkili olabilmektedir. - Üçüncü yanlış, Cumhurbaşkanı’nın son atama makamı olmasıdır. Bu, akademik sisteme ‘dışarıdan’ müdahale niteliğindedir. Sistem reformu Şu garabete bakınız: YÖK Başkanı tanıdığı (ahbabı?) bir profesörü rektör seçilmesi için vekâleten falanca üniversiteye gönderiyor... Seçimlerde bu isim en çok oyu alıyor... YÖK’te yapılan oylamada ise liste dışı bırakılıyor! Deve misali, neresi doğru ki? Sistemin yanlışlığını Sayın Cumhurbaşkanı defalarca ifade etti. YÖK’ün merkeziyetçi ve hiyerarşik yapısı, akademik hayatın özgürlük, liyakat, rekabet gibi gereklerine aykırıdır. Türkiye, büyük ve köklü üniversitelerden başlayarak, kademeli bir şekilde “mütevelli heyet” sistemine geçmelidir. En azından, 2006’da yayımlanan “Strateji Raporu”nda belirtildiği gibi, rektörlük için aday olma ve seçimlerde oy kullanma konusunda liyakat ölçütleriyle kısıtlamalar getirilmeli, üniversitedeki seçimlerin karakteri “demokratik” değil, “elitist” olmalıdır! Üniversitede ‘demokrasi’ değil, özgürlük, liyakat, rekabet, verimlilik, sorumluluk lazımdır! YÖK sadece koordinasyon ve denetim işlevi yapmalıdır. Sayın Gül’e akademik bir rapor hazırlattırarak konuyu gündeme getirmesini öneriyorum MilliyetBu makale 251 kez okundu.
|
|
| İletişim | Reklam 2005 - 2012 Sitedeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz. |