Haber 10
Anasayfam Yap Favorilere Ekle Haber Bandı EkleReklamİletişim  
Haber 10
DÜNYA EĞİTİM EKONOMİ GÜNCEL KÜLTÜR-MEDYA SAĞLIK SİYASET SÖYLEŞİ SPOR
9 Şubat 2012, Perşembe
 DÖVİZ KURLARI : 
Adnan Boynukara
Adnan Boynukara
Bu Yaklaşım Terör Sorununu Çözemez
Adnan Boynukara

Bu Yaklaşım Terör Sorununu Çözemez

Son günlerde yaşanan kimi olaylar ve konuşmalar, Türkiye’nin yaşamak zorunda kaldığı terör sorununun bitirilememesinin nedenlerini ortaya koymaya yetti. Öyle ki, konuşulanları ve tartışmaları dinledikçe, “bu yaklaşımla ve bu tutumla bu sorun çözülmez” dememek elden değil…

İşte, “bu yaklaşımla ve bu tutumla terör sorunu çözülmez” dedirten olaylardan birkaçı;

Başbakan, gencecik insanların yaşamını yitirdiği bir saldırı üzerine, askerlere destek olmak ve mücadele koşullarını yerinde görmek için bölgeyi ziyaret etmek istediğini Genelkurmay Başkanına iletiyor. Genelkurmay, planlama yapıyor ve Başbakan, terörle mücadelenin en yoğun olduğu sınır karakollarına gidiyor. Geziyi, ordunun kameramanları ve fotoğrafçıları kaydediyor. Geziye ilişkin onlarca resim çekiliyor. Resimlerin çoğunda, yarım metre yüksekliğindeki siperlerde, Başbakanın ayakta durmuş halde bilgi alan görüntüleri var. Ama terör üzerinden siyasi rant dağıtmak, güç devşirmek ve polemik yaratmak isteyen yaklaşım, Başbakan’ın onlarca görüntüsü arasından, siperde çömelmiş resmini basına servis ediyor. Bu yetmezmiş gibi geziye ilişkin hazırlanan ve Genelkurmay sitesine konulan bilgi notunda, bu ülkenin Başbakanı’nın adını yazmaktan kaçınıyor

Ve günlerce, merkez medyanın bu konuyu tartışmaya açmasına zemin hazırlanıyor…

CHP’nin yeni Genel Başkanı Kılıçdaroğlu ise bu polemikten yararlanmak istercesine, “Başbakan’ın çömelmiş görüntüsünden rahatsız oldum, o nedenle ben de sınıra gitmek istiyorum” demeye başladı. Medya ise “siperde çömelecek mi çömelmeyecek mi” konusunu tartışmaya açtı. Genelkurmay, planlamaları yaptı ve komuta kademesiyle birlikte CHP’liler, iç bölgelerdeki siperleri ziyaret etti. İki metreyi aşan siperlerin arkasında, ayakta durularak resimler çekildi. Çekilen resimler CHP Genel Merkezine gönderildi ve Önder Sav’ın uygun gördüğü resimler kamuoyuna servis edildi. Geziye ilişkin tüm ayrıntılar ve katılanların isimleri de Genelkurmayın sitesinde yayınlandı…

Tüm bu yanlışlıklar yetmezmiş gibi TV konuşmasında, bu iki gezi arasında ‘hakemliğe’ soyunulması ve gelen eleştirilerden sonra Başbakanın bölge gezisine ilişkin metinde düzeltme yapılarak Başbakan Erdoğan isminin de metne yazılmasını, basit bir hata veya alt kadroların neden olduğu eksiklik olarak değerlendirmek oldukça güç…

Sizce bu tutum, terör sorununun çözümüne katkı sağlayabilir mi?

Konuşmalarında, yaptığı kimi alıntılar nedeniyle ‘entelektüel’ olduğu ifade edilen Başbuğ, giderayak, her konuda, görüşlerini açıkladı. Konuşmada, PKK’nın beş kez bitirilme noktasına geldiği, ama ‘şanslı’ olduğu için bitirilemediğini öğrendik! Ülkenin ve vatandaşların güvenliğinden sorumlu olan komutan; neden bitirilemediği, olayın arkasında nelerin olduğu ve buna karşılık nelerin yapıldığını söyleme gereği duymadı… Dolayısıyla da biz sadece, “PKK’nın şanslı bir örgüt olduğunu” öğrenmiş olduk!

Komutan; “Verilemeyecek hiçbir hesabım yok. Birileri gibi dün bunu söylerken bugün başka şey söylemem. Dün ne söylediysem bugünde aynı sözlerin altına imzamı atarım” ifadesine rağmen, olup biten onlarca olumsuz örneğe ilişkin bir tek özeleştiride bulunmadı

Mesela; Pimi çekilmiş el bombasıyla üç askerin şehit olması, MKE yapımı mayınlarla yedi askerin şehit olduğu Çukurca olayı, PKK’nın döşediği mayının ele imha edilmesi emrinin verilmesi, Dağlıca’da gencecik askerler hayatlarını kaybederken düğünde eğlenen komutanın durumu, gece yarısı sınırda dolaşan 50-60 kişilik terörist grubun çoban sanılması, İskenderun olayı, Sarıyayla karakoluna yönelik saldırı ve bu olaydaki ihmaller gibi hiçbir konuda tek söz etmedi...

Bu yaklaşım, terör sorununu çözümünde sonuç alıcı olabilir mi?

“Verilmeyecek hesabım yok” demek, uzatmak istemediğimiz bu listedeki olaylar konusunda kamuoyunu bilgilendirmek ve yapılan yanlışlardan dolayı, güvenliğini korumakla sorumlu olunan halkından özür dilemeyi gerektirmez mi? Bu tür soruları gündeme getirenleri, “Türk kanı taşımıyor” türünden, kelimenin en hafif haliyle, kabul edilmez bir tanımlamayla suçlamak ve hakaret etmek, hesap vermek midir?

“Verilmeyecek hesabım yok” demek, 26 yıllık terörle mücadelenin her alanını biçimlendiren ordunun komutanı olarak, ortaya çıkan sorumluluğu üstelenmeyi içermez mi? Sorumluluk üstlenmek yerine, özenli bir biçimde, terörle mücadele stratejisinin belirlenmesi sürecinin dışında tutulan siyasileri suçlamak, hesap vermek midir?

“Verilmeyecek hesabım yok” demek, millete ve milletin kutsallarına hakaret eden konuşmalar yapan mensupları için yargı sürecini başlatmayı gerektirmez mi? “Verilmeyecek hesabım yok” demek, her gün bir yenisi ortaya çıkan belgeler karşısında, hukuki süreci başlatmak yerine, “kim sızdırdı ve neden şimdi sızdırıldı” türü soruların peşine takılmak mıdır?

Bu doğru bir tutum mu?

Aynı gün, beyaz Türklerin sesi olan eski bir Genel Yayın Yönetmeni, Paris’te Maillol Müzesi’ni gezerken aydınlandığı fikirleriyle ortaya çıktı ve “Türklerle Kürtler birlikte yaşamak zorunda mıdır?” sorusunu ortaya atı… O yetmedi, aynı grubun, sesi gür çıkan kadın yazarı da, “evet bu konuyu konuşmalıyız” diyerek, bu olayın kendi aralarında tartışılmış bir senaryonun yaşama geçirilmesi olduğunun işaretlerini verdi. Hayatlarının hiçbir döneminde Kürtlerle birlikte yaşamamış, onların sorunlarını ve yaşam biçimlerini gözlememiş ve birkaç kez Diyarbakır’a gitmekle Kürtleri tanıdığını sananların çözüm önerisi de böyle bir şey işte… Aslında bu olayın arka planının ne olduğu iyi biliniyor. Siyasal iktidara karşı besledikleri husumet nedeniyle giriştikleri hesaplaşmanın, “sivil dikta” üzerinden işlemediğini görenlerin, “Türklerle Kürtler birlikte yaşamak zorunda mı” sorusu üzerinden hesaplaşmayı sürdürme çabasından başka bir şey değil…

Peki, bu anlayış ve bu tutum terör sorununun çözümüne katkı sağlayabilir mi?

Elbette hayır…

Ama bunu görmek de önemli!

farukadnan@gmail.com

Bu makale 3,110 kez okundu.

YORUM YAZ
BU MAKALEYE YAPILAN YORUMLAR
YAZARIN SON YAZILARI
» Terör Girdabından Kurtulmak için…
» Bölge İçin Çözüm; Üçüncü Ses
» KCK; Komünalizm ve Konfederalizm
» HDK’nın Farkı Ne?
» Dış politikayı yeniden biçimlendirmek
» Geç kalmış Kürt milliyetçiliği
» Sivil-Asker İlişkisindeki Değişimi Kalıcılaştırmak
» “Şımarık Çocuğun” Fonksiyonu Azalıyor mu?
» Sivil-asker ilişkisine fotoğraflar üstünden bakmak
» Çukurca’daki Patlamanın Anlamı
SON DAKİKA
araba.com
YAZARLAR
RÖPORTAJ
Atatürk kendi medyasını kurdu
TAHA Akyol: Atatürk’ün, ‘Bu Cumhuriyet, kendi mizacında kendi basınını meydana getirecek’ diye bir konuşması var. Nitekim 1925 ve 1926’daki yargılamalardan sonra basın sustu.
Kitap Adresi
DÜŞÜNCE-ANALİZ
DÜŞÜNCE-EDEBİYAT
ÇOK OKUNANLAR
Bugün Bu Hafta Bu Ay
Haber 10 İletişim | Reklam    2005 - 2012
Sitedeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz.
Anadolu AjansıAnadolu Ajansı Cihan Haber AjansıCihan Haber Ajansı