Haber 10
Anasayfam Yap Favorilere Ekle Haber Bandı EkleReklamİletişim  
Haber 10
DÜNYA EĞİTİM EKONOMİ GÜNCEL KÜLTÜR-MEDYA SAĞLIK SİYASET SÖYLEŞİ SPOR
9 Şubat 2012, Perşembe
 DÖVİZ KURLARI : 
Adnan Boynukara
Adnan Boynukara
Kürt Meselesi; “Benim Adıma Konuşma”
Adnan Boynukara

Kürt Meselesi; “Benim Adıma Konuşma”

Bir sorunun çözümü konuşulurken, meselenin boyutlarını iyi bilmek gerekir. Gündemimizden çıkmayan Kürt meselesinin boyutları düşünüldüğünde ise sorunun bize has olmaktan öte, uluslararası bir sorun olduğu görülecektir. Çünkü farklı ülkelerin direk olarak taraf olduğu ve birçok ülkenin de etkili olma çabası içine girdiği bir sorundur. Sorunun asli tarafları; Türkiye, Irak, İran ve Suriye’dir. İlgi gösterenler ise bölgedeki güç mücadelesinin içinde olan diğer ülkelerdir. Bu yönüyle sorunun, dünyada var olan etnik veya siyasal şiddet içeren mücadelelere benzediği söylenemez. Dolayısıyla, ETA, IRA veya Tamil Gerillaları gibi sorunlar ile karşılaştırılması da yanıltıcıdır.

Bu meselenin uluslararası boyuta sahip olmasının anlamı; Türkiye, kendi coğrafyasındaki sorunu çözse dahi, Kürt meselesinin bitmeyeceği gerçeğidir. Yani, değişik zamanlarda ve farklı unsurlar aracılığıyla bu mesele üzerine yeni oyunlar kurulabilir. Ancak, Türkiye’nin bu meselede kendi payına düşeni yapması ve kendi iç sorununu çözmesi, hem problemin uluslararası boyutunun çözümünü kolaylaştırır ve hem de Türkiye’nin elini güçlendirir.

Meselenin Türkiye’ye ilişkin boyutu; 26 yıldır devam eden terör, yaşamını yitiren on binlerce insan ve artan etnik kimlik bilincidir. Bunca olumsuzluklara neden olan terör, PKK tarafından kontrollü olarak yönetilen ve ‘hak arama aracı’ olarak kullanılan yöntemin adıdır. Araç olarak terör kullanılması örgüte geniş bir hareket kabiliyeti sağlıyor. Terör ve siyasal mücadele birlikte yürütülebiliyor. Örgüt, hedeflerine ulaşmak amacıyla farklı taktikleri ve stratejileri devreye koyabiliyor. Mesela şu an örgütün gündeminde olan taktik, ‘aktif savunma’ stratejisi üzerinden ‘demokratik özerklik’ talebini yaşama geçirmektir.

Uluslararası boyutu olduğunu ifade ettiğimiz bu meselenin karmaşık olan öteki yönü ise çözüme ilişkin taleplerdir. Bu konuda konuşan kişilerin çözümü için gündeme getirdiği önerileri; (1) anayasal yurttaşlığın sağlanması, (2) Kürtçenin toplumsal ve kamusal alanda kullanılması, (3) Kürtçenin eğitim dili olması, (4) Kürtlerin kendi kendilerini yönetmesi, (5) genel af’ın çıkarılması, (6) anayasa ve yasaların ayrımcı ifadelerden arındırılması ve (7) özerklik talebinin karşılanması şeklinde sıralamak mümkündür. Örgüt dışı aktörler tarafından gündeme getirilmiş olsa dahi, bu önerilerin tümü, örgütün seslendirildiği taleplerdir.

Ancak; örgüt, örgütün işleyişi, izlediği stratejiler ve taktikler dikkate alındığında, bu taleplerin tümünün karşılanmasının dahi, örgüt tarafından yeterli görülmeyeceği açıktır. Çünkü örgütün asıl talebi, Apo’nun muhatap alınması, serbest bırakılması ve bu taleplerin onun eliyle yaşama geçirilmesidir. Dolayısıyla, Apo’nun af edilmesini içermeyen çözüm çabalarının, örgüt ve örgüt merkezli siyaset yapan kesimlerce kabul edilmeyeceği görülmektedir.

Tabi bu temel bir sorundur. Yani; ‘devlet, uygulamadaki hukuki sistem ve halk bunu kabul edecek mi, etmeyecek mi? Şu an ki veriler, bunun mümkün olmadığını göstermektedir. Bu ise örgütün şiddeti artırması ve daha geniş alanlara yayması anlamına gelecektir.

Bu nedenden dolayı, örgütün çözümsüzlükten yana olduğu bir durumda, Kürt meselesi ve PKK terörü söz konusu olduğunda, dikkate alınması gereken ve sorumluluk sahibi iki kesim bulunmaktadır. Bunlar; devlet ve yaşadıkları sorunlar konusunda duyarlılık sahibi olmalarına rağmen örgüt ideolojisine karşı olan Kürtlerdir… Dolayısıyla çözüm çabalarında, bu iki aktörün tutumu önem kazanmaktadır.

Öncelikle şunu belirtelim ki, bu mesele konuşulurken, sıklıkla gündeme gelmesine rağmen, gerekli adımların atılmadığı konulardan birisi de, Kürt meselesi ile PKK terörünün ayrıştırılmamasıdır. Çok konuşulmasına rağmen, bu ayrıştırmanın söylemden öteye geçmediği açıktır. Bu nedenle bu konunun fiili bir tutuma dönüşmesi ve çözüm çabaların da bunun açıkça görülmesi önemlidir.

Bahsettiğimiz ayrıştırmayı gerçekleştiremeyen devlet, hem bu meselenin asli tarafı, hem de uyguladığı yanlış politikalarla sorunun içinden çıkılmaz noktaya gelmesinin ‘sorumluluğunu’ taşımaktadır. Olayın bu yönünü, kendi iç meselesini çözme iradesine sahip bir devlet yaklaşımıyla, iyi analiz edilmesi gerekir. Mesela, çözümün ve iç sorunları minimize etmenin konuşulduğu bugünlerde, problemin salt bir güvenlik, eğitim eksikliği, yoksulluk ve feodal ilişkiler sorunu olmadığının kavraması önemlidir. Terörü bir kenara bırakacak olursak, asıl mesele, devletin demokratik işleyişi, bireysel hak ve özgürlüklerin genişletilmesi ve kendi halkıyla barışmasıdır. Bu ve benzeri kabuller üzerinden yürütülecek çözüm çabaları, olumlu sonuçlar doğurabilir. Dolayısıyla, devletin demokratik dönüşümü, bireysel hak ve özgürlüklerin artırılması, can ve mal güvenliğinin sağlanması önemlidir. İşte bu noktada yapılması gereken, açılım ve devletin demokratik dönüşümü çalışmalarının gözden geçirilmesi ve yeni bir planlama ile gerekli adımların atılmasıdır. Çünkü bu iki konu, sadece politik söylem ile geçiştirilemeyecek kadar önemlidir…

Devletin atması gereken adımları konuşurken, siperde çömelme-çömelmeme ve terör konusunda görüşme-görüşmeme tartışması içinde boğulan siyasilerin düşünsel kısırlığı, devletin adım atmasının ne kadar zor olduğunu da bize göstermektedir…

Türkiye’nin, kendi Kürt meselesini çözmede, sorumluluğun düştüğü diğer kesim ise ülkemizde yaşayan ve örgüt ideolojisine karşı olan Kürtlerdir. Aslında, sayısal veriler dikkate alındığında, ülkemizde yaşan Kürtlerin, %70’in üstünde bir oran ile bu meselede, örgütten yana olmadığı görülecektir. (Merak edenler, son iki seçim sonuçlarını analiz edebilirler.) Kürtler, dini inançları kuvvetli insanlardır. Buna karşılık, örgüt yöneticileri ve örgüt önermeleri üzerinden politika yapan aktörlerin ise Marksist bir geleneğe sahip oldukları bilinmektedir. Dolayısıyla bu iki anlayışın uyuşması ve birlikte hareket etmesi güçtür…

Yaptıkları siyasal tercihlerle, örgüt ile aralarına mesafe koymuş olan Kürtlerin, var olan sorunları ve sıkıntıları dile getirmeleri doğru bir tutumdur. Ancak bununla yetinilmeden, terörün ve şiddetin hak arama aracı olamayacağının ve örgüt ile aralarında var olan farklılığın açıklıkla ilan edilmesi de önemlidir. Bu çerçevede ortaya konulacak bir tutum, örgütün kendini tüm Kürtlerin temsilcisi olarak gösterme çabasını sınırlayabilecektir.

İşte tamda bu noktada Kürtlerin cevaplandırması gereken soru; “Apo bizim de irademiz mi” sorusu olmalıdır. Evet, cevabı aranan soru; “İsa öldürüldüğünde, Muhammet öldüğünde, Marks öldüğünde kaç kişi kendini yaktı? Ama ben tutuklandığımda onlarca kişi kendini yaktı” diyen Apo’nun, tüm Kürtlerin iradesi olup olmadığıdır.

Seçim sonuçları, Apo’nun tüm Kürtlerin iradesi olmadığını ortaya koymaktadır. O zaman Kürtlerin bunu dillendirmesi ve onlara “benim adıma konuşma!” demeleri, önemli bir adım olacaktır.

farukadnan@gmail.com

Bu makale 3,264 kez okundu.

YORUM YAZ
BU MAKALEYE YAPILAN YORUMLAR
YAZARIN SON YAZILARI
» Terör Girdabından Kurtulmak için…
» Bölge İçin Çözüm; Üçüncü Ses
» KCK; Komünalizm ve Konfederalizm
» HDK’nın Farkı Ne?
» Dış politikayı yeniden biçimlendirmek
» Geç kalmış Kürt milliyetçiliği
» Sivil-Asker İlişkisindeki Değişimi Kalıcılaştırmak
» “Şımarık Çocuğun” Fonksiyonu Azalıyor mu?
» Sivil-asker ilişkisine fotoğraflar üstünden bakmak
» Çukurca’daki Patlamanın Anlamı
SON DAKİKA
araba.com
YAZARLAR
RÖPORTAJ
Atatürk kendi medyasını kurdu
TAHA Akyol: Atatürk’ün, ‘Bu Cumhuriyet, kendi mizacında kendi basınını meydana getirecek’ diye bir konuşması var. Nitekim 1925 ve 1926’daki yargılamalardan sonra basın sustu.
Kitap Adresi
DÜŞÜNCE-ANALİZ
DÜŞÜNCE-EDEBİYAT
ÇOK OKUNANLAR
Bugün Bu Hafta Bu Ay
Haber 10 İletişim | Reklam    2005 - 2012
Sitedeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz.
Anadolu AjansıAnadolu Ajansı Cihan Haber AjansıCihan Haber Ajansı