Haber 10
Anasayfam Yap Favorilere Ekle Haber Bandı EkleReklamİletişim  
Haber 10
DÜNYA EĞİTİM EKONOMİ GÜNCEL KÜLTÜR-MEDYA SAĞLIK SİYASET SÖYLEŞİ SPOR
9 Şubat 2012, Perşembe
 DÖVİZ KURLARI : 
Aslı Aydıntaşbaş
Aslı Aydıntaşbaş
Bunu Sırplar da denemişti!
Aslı Aydıntaşbaş

Bunu Sırplar da denemişti!

Rize Belediye Başkanı Halil Bakırcı, Kürt sorununun çözümü için dehşet bir öneride bulunuyor: Kürt kadınlarını ikinci eş olarak alıp “hasımlık yerine hısımlık” sağlayın.

Neresinden baksan berbat. Beni “ikinci eş” boyutu o kadar ilgilendirmiyor. Ama Kürt kadınlarının bir “asimilasyon aracı”, “ev kadını” yapılmak suretiyle Milli Birlik ve Kardeşlik Projesi’nin “evcilik ayağı”nı yürütmesi fikri tek kelimeyle “ırkçılık.”

Açılım, Kürt kimliğini tanıma ve kabullenme ise bir faydası var. Yoksa inkâr politikasının daha iffetli bir versiyonuysa, almayalım beyler!

Kürt kadınlarını evlilik yoluyla uysallaştırılacak, döllenme yoluyla devşirilecek birer araç olarak görmek, resmen meselenin özünü anlamamış olmaktır. Üstelik bu orijinal bir düşünce de değil. Bakın Sırplar, Bosna savaşında benzer düşüncelerle hareket ettiler. Savaş öncesinde bazı sivri zekâlı akademisyen ve siyasetçiler, Yugoslavya’nın bir arada kalabilmesi için Boşnak ırkının Sırplaştırılması, Boşnak kadınları hamile bırakmak suretiyle bu bölgedeki ayrılıkçı akımın önüne set çekilmesini savundu. Bu düşünceler nasılsa “yıllarca etle kemik gibi” yaşayan, eğitim düzeyinin son derece yüksek olduğu Balkanlarda kabul gördü. Sonuç ise bir trajedi. Bosna savaşı, toplama kampları, 20 bin Müslüman kadına tecavüz ve Avrupa’nın göbeğinde bir insanlık dramıyla noktalandı.

Ve tabii Yugoslavya’nın bölünmesi, Sırbistan’ın tam anlamıyla cezalandırılması pahasına...

Ama haksızlık yapmayalım. Rize Belediye Başkanı’nın bunları istemediğini biliyoruz. Fakat sorun, Kürt meselesini “kimlik” değil “damarlarında akan kan” gibi ırkçı bir boyuta indirgemek.

Belediye Başkanı’nın açıklamalarını okurken aklıma Nuray Mert’in birlikte katıldığımız bir programda “Bu kafayla açılım falan olmaz” sözü geldi. Bu zamana kadar cansiperane bir biçimde açılımı savunmuş biri olarak Nuray’a “Haksızsın. Bak güzel işler oldu. Ne güzel üslup değişti, dil değişti, konuşamadığımız şeyleri konuşur olduk” demek istiyorum. Diyorum da. Ama böyle olaylar, bu şahane demeçler düpedüz Nuray’ın “keloğlan açılımı” lafını haklı çıkarıyor.

Tabii bir belediye başkanının lafı tüm partiye mal edilemez ve neyse ki AK Parti Bakırcı ile ilgili soruşturma başlattı. Aksini de düşünemem. AK Parti’de Fatma Şahin başkanlığında sıkı çalışan kadın kolları var. Susmalarını beklemiyorum. Rize Belediye Başkanı’na en güzel cevap, partinin kadın kollarından gelmeli.

Bir de işin oy boyutu var. İktidar partisi için 2011 seçimlerinde kadın ve Kürt oyları elzem. Partiye “rekabet avantajı” sağlayan, Doğu’dan gelen oylar. (İktidar partisi 2007’de neredeyse DTP’nin iki katı oy aldı Doğu’dan) Bu yüzden Başbakan Erdoğan, açılımı ayakta tutmak, partisini bu meseleyle yüzleşmeye, gerekirse zor kararlar almaya hazırlamak zorunda.

Rize Belediye Başkanı’nın partiden atılması da bu zor adımlardan ilki olacak.

Tampon bölge kötü fikir

Kemal Kılıçdaroğlu, Cumhuriyet gazetesine verdiği röportajda, terörün önlenmesi için sınırın Irak tarafında bir “tampon bölge” oluşturulmasını öneriyor. Ben Kemal Bey’in Kürt sorunu konusunda doğru analizleri, doğru düşünceleri olduğu, ancak birçok nedenden dolayı bunu henüz dillendiremediği düşüncesinde olanlardanım. Kendisine büyük kredi veriyoruz.

Ama Allah aşkına şu Bülent Ecevit’ten bu yana temcit pilavı gibi pişirilen tampon bölge fikrinden vazgeçelim artık lütfen. Ne bunu ortaya atan siyasileri, ne saçma sapan haritaların üzerinde oklarla o bölgeyi işaretleyen emekli generalleri görmek istemiyoruz artık.

Neden? Birincisi tampon diye düşünülen yer, başka bir ülkenin toprağı. Orası BM tarafından tanınan ve bizim bir arada kalması için çaba harcadığımız Irak’a ait. Bizim değil.

İkincisi de bu tarz safi teröre odaklı, “sınırı nasıl keseriz”, “istihbaratı nasıl arttırırız” tarzı önlemler, Kürt meselesini bir bütünlük içinde görmemizi engelliyor. Tabii ki Türkiye terörle mücadele edecek. Ancak Kürt meselesi safi sınır, istihbarat, vur vur öldür olayı değil. Haksız mıyım?

Milliyet

Bu makale 618 kez okundu.

YORUM YAZ
BU MAKALEYE YAPILAN YORUMLAR
YAZARIN SON YAZILARI
» Kandil kabul etti Ankara reddetti
» Suriye’de devrim var Kahrolsun devrim!
» Türkiye ve İsrail yakınlaşıyor mu?
» “Devrimden vazgeçmeyeceğiz”
» Orhan Dink’in feryadı...
» Leyla Zana asıl neyin sembolü?
» Edelman: "Şaşkınlığa uğradık"
» Irak’ta adım adım özerkliğe doğru
» Bizde istikrar yoksa Türkiye'de de olmaz
» Beşar Esad’dan mektup var...
SON DAKİKA
araba.com
YAZARLAR
RÖPORTAJ
Atatürk kendi medyasını kurdu
TAHA Akyol: Atatürk’ün, ‘Bu Cumhuriyet, kendi mizacında kendi basınını meydana getirecek’ diye bir konuşması var. Nitekim 1925 ve 1926’daki yargılamalardan sonra basın sustu.
Kitap Adresi
DÜŞÜNCE-ANALİZ
DÜŞÜNCE-EDEBİYAT
ÇOK OKUNANLAR
Bugün Bu Hafta Bu Ay
Haber 10 İletişim | Reklam    2005 - 2012
Sitedeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz.
Anadolu AjansıAnadolu Ajansı Cihan Haber AjansıCihan Haber Ajansı