 Adnan Boynukara
Terörü Durdurmak İçin
Adnan Boynukara
16 Haziran 2010 Çarşamba 01:14
|
PKK saldırılarını artırdı ve ülkenin gündemi değişti. Herkes, artan terör saldırılarını ve bu meselenin bitirilmesi için gerekli olanları konuşuyor. Çözüm önerileri ise birbirinden oldukça uzak. PKK’nın muhatap alınması, OHAL’in yeniden uygulanması ve ‘intikam’ gibi çeşitli öneriler konuşuluyor. İktidar çevreleri ise saldırıların neden şimdi arttığının üstünde durmayı tercih ediyor…
Bu önermeler, meseleyi çözmekten ziyade, akan kanı durdurmak için farklı kesimlerin ilk elden gündeme getirdikleri önerilerdir. Zaten de sorunun tümden çözümünün uzun soluklu bir konu olduğu biliniyor. Dolayısıyla şu an yapılması gereken ilk iş ve tartışılması gereken konu, şiddetin önlenmesidir.
Problemi ne çözmez?
Ülkenin yaşadığı terör ve şiddet sorununun daha fazla güvenlik tedbiri ve silahlı mücadele ile çözülemediği net bir biçimde ortadadır. 26 yıldır uygulanan güvenlik politikalarının, tek başına, çözüm getirmediğini hepimiz gördük… Bu nedenle, sonuçları bilinen uygulamaları tekrarlamak çözümsüzlükte ısrar etmektir…
Peki, akan kanı durdurmak için öncelikle yapılması gerekenler neler?
1. Türkiye'nin bütün namuslu ve vatansever düşünürlerin, aydınların, yazarların ve siyasetçilerin bir araya gelerek şiddetin önlenmesi ve akan kanın durdurulması için örgütün koşulsuz silah bırakması konusunda çalışma yapması ve bunu yüksek sesle dillendirmesi önemli bir adım olacaktır. Sivil unsurların buna ilişkin talep ve söylemleri hem örgütün almış olduğu desteği etkileyip geri adım atmasını sağlayabilir, hem de toplumsal tepkinin kamplaşmalara yönelmesini sınırlayabilir. Aksi takdirde ortaya çıkma kapasitesi yüksek olan şiddet ortamı, hem ülkeyi, hem de toplumsal kesimleri boğabilecek kadar büyük olabilir!
2. Türkiye’de uygulanan terörün, örgüt tarafından, kontrollü olarak yönetildiği ve ‘hak arama aracı’ olarak kullanıldığı bilinmektedir. Buna rağmen, devletin de taraf olduğu ve uzun yıllardır uygulana gelen hak ihlallerinin olduğu da açıktır. Devlet; demokratikleşme, şeffaflaşma ve hesap verme konusunda üzerine düşenleri yapmalı, bu mesele konusundaki olumsuz tutumlarını gözden geçirmeli ve atılabilecek adımları, güç kompleksine kapılmadan, atmalıdır. Çünkü hayatlarını kaybedenler bu ülkenin evlatlarıdır. “Devlet terörist ile pazarlık yapmaz” önermesi doğru olmakla birlikte, vatandaşların güvenliğini sağlamanın devletin öncelikli görevi olduğu da unutulmalıdır. Dolayısıyla devletin, bu çelişkili durumu çözecek adımlar atması gerekir.
3. Türkiye, PKK ve terör karşıtlığı konusunda toplumsal tepki ve karşı çıkışın dönemsel, geçici ve cenaze törenleriyle sınırlı olduğu bir ülkedir. Saman alevi gibi parlayan ve duygu boşalması ile birlikte biten bir tepki gösterme eğilimi var. Bu ise sonuç alıcı olmaktan ziyade, ötekileştirmeyi içeren bir duyguya neden olmaktadır. Bunun yerine, sahici ve karşıtlığı olan sivil toplumsal tepkinin ortaya çıkması gerekir. Şiddet karşıtlığı ve sorunların siyaset içinde çözülmesi çerçevesinde bir araya gelecek olan farklı sivil unsurların organize edebileceği toplumsal tepki sonuç alıcı olabilir. Siyasal görüş belirten semboller kullanmadan, sadece terörü, şiddeti ve yanlış uygulamaları lanetleyen ve karşı çıkan toplumsal bir tepki... Sessiz yürüyüş veya sivil ve sessiz isyan… Terörün yoğun olarak yaşandığı doğu ve güneydoğu kentlerinden başlayarak tüm ülkeye yayılacak olan sesiz çığlık yürüyüşleri… Böylesine bir sivil inisiyatifin devreye girmesinin zamanıdır.
4. PKK ve PKK destekli siyasal oluşumlar ile aralarına mesafe koyan ve var olan meselenin sistem içi çözümden yana olan Kürt kökenli vatandaşlarımızın sahici bir tutum alamsı oldukça önemlidir. 2009 yılında yapılan seçim sonuçları analiz edildiğinde, terörün yoğun olduğu bölgelerde bu kesimin, en iyimser tahmin ile %70’in üstünde olduğu açıktır. Bu veri ve bölgede gözlenen genel tutum, terör ortamında sesleri duyulmasa da, Kürt kökenli vatandaşların oldukça büyük bir kısmı PKK’ya ve onun takip ettiği yöntemlere karşı olduğunu ortaya koymaktadır. Bu kesimleri görmek, dinlemek, anlamak ve harekete geçirmek için çaba göstermek lazım. Çünkü çözümün başlayacağı yer bu kesimlerin ortaya koyacağı tutumdur. Dolayısıyla bu insanları yok sayarak, anlama çabası içinde olmayarak, görmezden gelerek, örgüte karşı almış oldukları tutuma değer vermeyerek ve onları harekete geçirmeden çözüm olmaz… Bu kesimlerin, var olan sorunlara ilişkin çözüm talepleri, şiddet ve terör karşıtlığına ilişkin tutumları toplumsal kamplaşmanın da önüne geçecek önemli bir çabadır. Devletin ve özel olarak da ‘açılım’ sürecini yöneten kadroların bu konuyu yok sayan, görmezden gelen tutumları oldukça manidardır… Kürt kökenli vatandaşların tek temsilcisi olarak örgüt veya örgüt paralelinde siyaset yapan aktörler görüldükçe çözüm olmaz.
5. Artan terör ile yapılmak istenen, Türkiye’nin iki farklı kesime ayrılmasının zeminini oluşturmaktır. Ancak, bugüne kadar başarılamayan bu ayrışmanın risklerinin gözlendiği de açıktır. Bu nedenle, toplumsal barıştan yana olan erdemli insanların iletişim, ilişki ve ortak tutum içinde olmaları önemlidir. Toplumsal sorumluluk taşıyan sivil unsurların geliştireceği bu tür bir tutum, terör örgütünün şiddete ve bölücülüğe dayalı duruşunu boşa çıkartabilir. Yani, ‘kardeşlik’ söyleminin gereğini yapma zamanıdır…
Bakın, Kürt meselesi, farkında olsunlar veya olmasınlar, birçok kesimin geçim kapısı olmuş durumda. O nedenle, bu meseleden beslenen kesimlerin dışında kalan gerçek aktörlerin inisiyatif alamsı gerekiyor. Şu an için gerekli olan acil çözüm bu. Yoksa zaman çok geç olabilir…
farukadnan@gmail.com