| Anasayfam Yap Favorilere Ekle Haber Bandı EkleReklamİletişim |
![]() |
| DÜNYA EĞİTİM EKONOMİ GÜNCEL KÜLTÜR-MEDYA SAĞLIK SİYASET SÖYLEŞİ SPOR |
| 9 Şubat 2012, Perşembe | Ana SayfaGünün HaberleriArşivFoto GalerilerVideo GalerilerGazete Manşetlerihaber10.mobi | ||
|
|||
Türkiye’nin parçası olduğu bölge, enerji kaynakları, farklı inanç ve etnik yapılara sahip olması nedeniyle sürekli bir değişim içinde. Öyle ki, yeni bir gelişmenin ortaya çıkmadığı gün sayısı sınırlı. Mesela; ABD’nin bölgedeki müttefiki ve stratejik ortağı olan Türkiye ve İsrail, hiç kimsenin tahmin edemediği bir biçimde, birbirinden uzaklaştı. Dizayn edici ülke olmak çabasındaki Türkiye, Brezilya ile birlikte hareket ederek, kendilerini ‘dünyanın efendileri’ olarak konumlandıran ülkelerin baskısına rağmen İran’dan yana tutum aldı… Yeni bir dünyanın kurulmaya çalışıldığı, sıklıkla konuşuluyor. Yeni dünya düzeninin, bölgesel liderlikler temelinde olacağı da ifade ediliyor. Bu tür bir atmosferde ve bölgesel liderlik yarışlarının yoğunlaştığı bir dönemde, Ortadoğu’ya baktığımızda ise… 11 Eylül olayı ve kimyasal silah suçlamalarıyla Irak’ı işgal eden ve bu işgal üzerinden de bölgeye yeni bir biçim vermeyi amaçlayan ABD’nin, yakın bir tarihte Irak’tan çekileceği biliniyor. Irak’tan çekilme hazırlığı yapan ABD’nin üç temel hedefi var. Bunlar; (1) İran’ın, körfez ülkelerinde yaygın olan Şii nüfusu üzerinden hareketle, etki alanını genişletmesini engellemek, (2) Irak’ın Kuzeyindeki federatif Kürt yönetiminin varlığını koruma altına almak, (3) Arap ve İslam dünyasında yükselen Amerikan karşıtlığını azaltmaya ve mümkünse gidermeye çalışmaktır. Bölgede, ABD’nin birden çok müttefikinin olduğu söylenebilir. Türkiye, İsrail ve Arap yöneticileri… Ancak, yönetme sorunu yaşayan Arap yöneticiler üzerinden, önceliklerini yaşama geçirmesinin mümkün olmadığını, ABD iyi bilmektedir. Bu öncelikleri, devlet terörünü meşrulaştıran ve nefret duygularını körükleyen İsrail aracılığıyla çözmesi ise imkansızdır. Kuşkusuz bu, ABD’nin İsrail’den vaz geçmesi anlamına gelmez. Fakat İsrail’in misyonu farklıdır. İsrail’e yüklenen misyon, militarist ve silahlı bir tehdit unsuru olarak kalmasıdır. İşte böylesine karışık bir ortamda öne çıkan ülke, Türkiye’dir. Gazze’ye yönelik ambargo, ambargo karşısında Türk halkının ve hükümetinin sergilediği tutum ve son günlerde yaşanan “Mavi Marmara” olayı, Türkiye ve İsrail arasındaki ilişkilerin, geçmişte olduğu gibi devam etmeyeceğini göstermektedir. Ancak bu olay üzerinden Türkiye’nin sıkıntı yaşayacağını iddia etmenin doğru olmadığı, süreç içinde ortaya çıkacaktır. Bunun en önemli dayanağını ise ABD’nin ihtiyaçları oluşturmaktadır. ABD’nin içinde bulunduğu zorluklar ve ihtiyaçlar, Türkiye’yi sıkıntıya sokacak tutumların içinde olmasını sınırlamaktadır. Öyle ki ABD, Türkiye’nin bölgesel güç olmaya yönelik adımlarını ve almış olduğu inisiyatif sonucu ortaya çıkan fiili durumu kabul etmek zorundadır. ABD’nin bölgesel ihtiyaçlarını ve mecburiyetlerini iyi analiz edemeyen kimi çevreler; İran ile yapılan uranyum takası görüşmeleri, Gazze’ye yardım götüren insanlara yönelik İsrail saldırganlığı karşısında Başbakan Erdoğan’ın sergilediği tutum ve BM Güvenlik Konseyinin İran’a karşı yaptırım kararına yönelik Türkiye’nin durduğu pozisyonu gerekçe göstererek, Tayyip Erdoğan’ın gözden çıkarıldığını ifade etmektedirler… Şunu unutmayalım; bölgenin istikrarı ve güvenliği açısından ABD’nin Türkiye’ye ihtiyacı açık. Bunun karşılık bulabilmesinin yolu ise bölge insanının dilinden anlayan, aynı duyguyu taşıyan ve bölge insanları tarafından kabul gören bir liderin var olmasıdır Bölgesel ve lider ülke olma anlamında, Ortadoğu’daki halkların; dini, tarihi ve kültürel önceliklerinin işaret ettiği ülke Türkiye’dir. Türkiye’nin yüklendiği fonksiyonu karşılayacak lider ise (1) Ortadoğu halklarına hitap etme kapasitesi taşıyan, (2) insanı ilişkilerde iletişime açık, (3) milliyetçi ve ulusalcı görüşlerin dışına çıkabilen, (4) Türkiye’nin her noktasında siyaset yapma kapasitesine sahip olan, (5) uluslararası perspektif ve ilişkiler konusunda deneyimli, (6) partisine hakim, (7) din ve dindarlarla kurduğu ilişkiler nedeniyle sorunsuz olması gerekir. Burada cevabı aranması gereken soru; siyasal partilerin seçmen nezdinde ki karşılıkları ve mevcut liderler analiz edildiğinde; Devlet Bahçeli, Kemal Kılıçdaroğlu ve Tayyip Erdoğan’dan hangisinin bu özelliklere uygun olduğudur… Doğru lider tahmininde bulunanların gündeme getirecekleri diğer bir soru ise son günlerin moda deyimi olan ‘eksen kayması’ tartışmasını nereye konulacağıdır. Aslında bu tartışmanın, iç politikayı dengelemeye yönelik bir ABD projesi olduğu açık. Çünkü ABD, Türkiye’nin ve var olan hükümetin ‘kontrol edilemez’ ve ‘geri dönülemez’ adımlar atmasından çekinmektedir. Bunun için ise uluslararası karşılığı olmayan bir tartışmayı, Türkiye’nin gündemine sokmaya uğraşmaktadır. Uluslararası karşılığı olmayan bu tartışmanın muhatabı, ‘laik’, ‘ulusalcı’ ve ‘batılı’ normlara göre düşünen kesimlerdir. Tartışma ile bahsettiğimiz kesimler, tatmin edilmeye ve diri tutulmaya çalışılmaktadır… Hepsi bu... Kısacası; ABD ve İsrail’in, şu an için Türkiye’ye duyduğu ihtiyaç açık… Burada önemli olan konu; Türkiye’nin ne yapacağı ve ortaya çıkan bu ihtiyacı kendi lehine çevirip çeviremeyeceğidir. Türkiye’nin, var olan bölgesel kriz atmosferinden kazançlı çıkması mümkündür. Bunun yolu ise kendi içinde ötelediği, devletin demokratik dönüşümünü hızlıca yaşama geçirmesidir. Kürt meselesi çözümü, bireysel hak ve özgürlüklerin genişletilmesi konusu, azınlıkların sorunlarının giderilmesi, devletin içine çöreklenmiş militarist unsurların tasfiyesi konusu ve devlet anlayışının yenilenmesi gibi problemli alanlara yönelik demokratik dönüşüm çabalarını hayata geçiren Türkiye, bölgesel güç olmanın ötesine geçer. İşte o zaman, tanzim edici ve lider ülke olabilir. Bu mümkün… farukadnan@gmail.com Bu makale 3,631 kez okundu.
|
|
| İletişim | Reklam 2005 - 2012 Sitedeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz. |