Haber 10
Anasayfam Yap Favorilere Ekle Haber Bandı EkleReklamİletişim  
Haber 10
DÜNYA EĞİTİM EKONOMİ GÜNCEL KÜLTÜR-MEDYA SAĞLIK SİYASET SÖYLEŞİ SPOR
9 Şubat 2012, Perşembe
 DÖVİZ KURLARI : 
Prof.Dr.Erol Göka
Prof.Dr.Erol Göka
Yoksulluk edebiyatı burada tutar mı?
Prof.Dr.Erol Göka

Yoksulluk edebiyatı burada tutar mı?

Lider adaylarına “Türklerde Liderlik ve Fanatizm” kitabı yazarından bir hatırlatma

YOKSULLUK EDEBİYATI BURADA TUTAR MI?

Türk grup davranışını anlayabilmek için en işe yarar kavramlardan birisi “potlaç kültürü”dür. “Potlaç kültürü”, ilk kez Marcel Mauss’un bir makalesinde öne sürülmüş ve daha sonra birçok farklı bilim dalından birçok araştırmacıyı etkilemiştir. “Potlaç”ın sözlük anlamına baktığımızda, yalnızca bazı ilkel topluluklarda görülen, “han-ı yağma” diyebileceğimiz, yeme içme ve malları yağmalatma gibi bir şölenin tanımlandığını görürüz. Kuzey Amerika yerlilerinde görülen ve “potlaç” denilen uygulamadan yola çıkılmış ama kavram giderek çok daha geniş bir anlam öbeğini ifade eder hale gelmiştir. Potlaç kültürü teorisyenlerinin kastı, artık basit bir şölen tanımıyla sınırlı değildir; kapitalizmin öncesinde kapitalizm gibi evrensel bir kültürden söz ediliyor.

Beşeri bilimler literatüründe bugün “potlaç” kavramı, birçok verimli bakışa kaynaklık ediyor ama “potlaç kültürü” dendiğinde; bireycilik, akılcılık, para ve serbest piyasa gibi yönleriyle öne çıkan kapitalizmin öncesinde, hemen hemen tüm dünyada geçerli olan, ekonomiden siyasete, insan ilişkilerinden kadın-erkek ilişkilerine ve zihniyet biçimlerine kadar her alanda kendisini gösterdiği iddia edilen kapitalizm karşıtı bir kültür kastediliyor.

Potlaç kültüründe toplum yapısı, soy ve kan birliği üzerine oturur; yasalar değil karşılıklı rızaya dayalı gelenekler egemendir. Düğün, nişan, sünnet, bayram, zafer vb. olaylarda gerçekleştirilen değiş-tokuş, bu kültürün belirleyicisidir. Potlaç kültüründe maddiden daha çok manevi alışveriş önde gelir; duygu alışverişi yaşamsal bir öneme sahiptir. Herkesin davet edildiği bir törende kişinin gönlünden koptuğunca armağan vermesi ve ister istemez kendi töreninde de onlardan benzeri bir hediye beklemesi tipik bir potlaç yasasıdır. Bu düzende toplum, hiyerarşik bir görünüme sahip olsa da, aslında söz konusu olan eşitler arasında geçici bir eşitsizliktir; her an alttakiler ve üsttekiler yer değiştirebilir, sınıf değişimleri çok kolaydır. Kapitalist anlamda özel mülkiyet kavramı yoktur, herkes kardeştir, “ben” değil “biz” vardır, servet kolektif bir anlama sahiptir ve bir anda el değiştirebilir.

Potlaç düzeninde toplumun bütünlüğü ve toplumsal dayanışma esastır. İnsanların adları bile ait oldukları topluluk ya da onun atası sayılan totem, fetiş vb. varlıkların adlarıyla sınırlıdır. Her şey, prestij, itibar, otorite, hatta cinsel yaşantılar bile kolektif ahlak süzgecinden geçirilerek değerlendirilir. Şan, şeref, kahramanlık, namus gibi kavramlar her şeyin üstündedir. Gündelik hayatta da nesnelerin kullanımında işlevsellik ve akılcılık değil, gösteriş ve şatafat öne çıkar. Tahmin edilebileceği gibi potlaç kültürü sözlüdür, potlacın yaşandığı bir toplumda biraz önce bahsettiğimiz sözlü kültür ilkeleri yürürlüktedir. Daha önce ele aldığımız liderin uhrevi nitelikleri ve itaatle ilgili hususlar da, pekâlâ potlaç kültürünün özellikleri olarak değerlendirilebilir.

Osman Turan Hoca, Türklerin liderlerinden “baba” tutumları beklediğini, “hakanların babalık vazifeleri”ni, tamamen “han-ı yağma” yani potlaç kültürüyle izah eder: “Türk kağan ve sultanlarının, yabgu ve meliklerinin, Oğuz türesine ve onun tayin ettiği hukuki kaidelere göre beylere ve devlet adamlarına, halka umumi ziyafet (toy, şölen) vermeleri ve bu esnada sofra ve saray eşyasını yağma ettirmeleri babalık sıfat ve vazifesinin icabı bir anane idi” der. Uzun uzun Selçuklularda, Karahanlılarda, Osmanlılarda, Türk beyliklerinde, şehirli-köylü, ecnebi-misafir herkesin yemek yediği büyük toylardan bahseder. Yunus Emre’nin, malın yağmalattırılmasını ilahi aşka bir vasıta ve manevi bir toy olarak gördüğünü belirtir. Kaşgarlı’nın “Konuk gelince kut gelir” deyişini, “Misafir rızkıyla gelir” atasözünü bu kültürle bağlantılandırır. “Kendin güzel elbiseler giy; başkalarına tatlı aş ver; konuğunu ağırla. Bu sayede millet arasında şöhretin artsın” diyen Kaşgarlı’nın şiirini aktarır. Türkçe “akı” sözünün cömert anlamına geldiğini, ahiliğin de bu sözden türediğini ve eski Türk ananesiyle ilgili olduğunu söyler.

Potlaç kültürü teorisyenleriyle birçok konuda hemfikir olmasak bile, bize göre Türk kültürü dün olduğu gibi bugün de büyük ölçüde potlaç özellikleriyle doludur. Bu kültürün özelliklerinin bilinmesi, liderliği anlamak açısından önem taşır. Bunun birinci nedeni, potlaç kültürünün kapitalizmden tamamen farklı olmasıdır.

Maalesef liderlerimiz, yöneticilerimiz tüm eğitimlerini, buralarda Batıda olduğundan epeyce farklı işleyen kapitalist kültür dolayımında almaktadırlar. Dolayısıyla bizde geçerli olan potlaç kültüründe, bireycilik ve akılcılıktan ziyade gösteriş ve şatafatın, yardımlaşma ve dayanışmanın önemli olduğunu öğrenememektedirler. İşin ilginç yanı, bunları yaşantılarından bilmekte ama aldıkları eğitim esnasında çok farklı şeyler öğrenmekte ve öğrendiklerini, geçerliliğini sınamadan burada uygulamaya çalışmaktadırlar. Lider ve yönetici adaylarımız, aldıkları eğitimin sonucunda, burada “veren elin alan elden üstün olduğunu”, “ağanın elinin tutulmayacağını” adeta unutmaya zorlanıyorlar. Batılı liderlik eğitimi müfredatları, bu kültürde liderin mümkün olduğu kadar çok toplayıp, mümkün olduğunca çok dağıtıp paylaştırarak şan, şeref ve itibar kazanacağından bahsetmiyor.

Liderlerimiz, burada dayanışmacılığın ve konukseverliğin önemini, dağıtmanın esas olduğu şenliklerin vazgeçilmezliğini eğitimleriyle değil, Allah vergisi yetenekleriyle anlayabiliyorlarsa anlayabiliyorlar. Siyasal ve toplumsal liderler, bu açıdan iş hayatındaki, kurum ve kuruluşlardaki liderlere, yöneticilere göre daha şanslılar. Zira onların tüm çabası, eninde sonunda buradaki halkın güvenini kazanmaya yönelik; bir başka deyişle halkın oyuna muhtaçlar. Bu durumda halkın gönlüne giden yolun ne olduğunu, insanların onlardan ne beklediğini anlamaya daha yatkınlar. İş hayatındaki liderler ise binbir zahmetle alınmış diplomaların gerçek hayat karşısında hiçbir işe yaramadığını görünce ciddi şekilde hüsrana kapılıyorlar. Bazıları açmazlarının nedenini kavrıyor ama kavramayanlar, kabahati halkın üstüne atarak kurtulmaya çalışıyor. Böyle gereksiz gerilimler, enerjinin boşa akıp gitmesinin yanında iş barışını da zedeliyor.

Yöneticilerin potlaç kültürünün özelliklerini bilmesini gerektiren diğer husus, doğrudan doğruya liderliğin kendisiyle ilgilidir. Çünkü potlaç kültüründe liderliğe yüklenen anlamlar kapitalist kültürden tamamen farklıdır. Şefler, tanrıların, ruhların, ataların yeryüzünde yaşayan temsilcileri sayıldığından toplumun güven içinde yaşamasından, huzur ve refahından sorumludurlar; bunları sağlayamayan şef, liderliğini sürdüremez. Önceki konularda, toplumun Türk lidere atfettiği uhrevilik ve babalık özelliklerinden ve bunlar nedeniyle itaatin öneminden bahsederken, teorisyenlerin potlaç kültürüne bağladıkları bu konuları Türk kültürü bağlamında ele almıştık. Şimdi tekrar vurgulamamızın nedeni, toplumun bu beklentilerinin karşılanmasının ne kadar önemli olduğunun altını çizebilmektir.

Potlaç kültürüne ilişkin belirlemelerden örgüt psikolojisi ve liderlik tutumlarına dair birçok çıkarım yapılabilir. Örgütün çalışmasını toplam kalite uygulamalarıyla, verimliliğini performans sistemleriyle değerlendirenlerin, işyerlerinden gelen bu değerlendirmelerin Türkiye’de farklı olması gerektiği konusundaki yakınmaları anlayabilmek için potlaç kültürünün özelliklerini bilmeleri gerekir.

Emeğin yegâne kıymetlendirilme yolu olan para ve kapitalizmin duygulardan uzak rasyonalitesi buralarda geçmez; ya da çok daha farklı anlamlara gelir. Dostluk, akrabalık, hemşerilik, aynı ideolojik-siyasi segmentten olmak burada en geçer akçedir. İnsanlar büyük bir iyi niyetle kendilerine yakın gördükleri kişilere yardım ederler, ona yaptıkları yardımın, bir başkasının hakkının yenmesine, adam kayırmacılığa yol açtığını akıllarına bile getirmezler. Kimi zaman bir liderin gülümsemesi, şefkatle sırta dokunuşu, düğünde, bayramda özel ziyareti, birlikte resim çektirmesi, hal hatır sorması, konuştuğu kişinin adını hatırlaması gibi kişiye itibar ettiğini gösteren işaretler, bırakın bir maaşı, dünyaya bedel olabilir.

Potlaç kültürü konusunda hatırlatılması gereken bir husus daha vardır. Sanılanın aksine, liderin sahip olduğu gösteriş, şatafat ve varidat burada ona bağlı insanları pek rahatsız etmez. Tersine, eğer lidere dair olumlu kanaatleri varsa, lider ne kadar gösteriş ve şatafat tutumu sergilerse ona bağlı insanlar da bundan pay çıkarıp onunla övünme yoluna giderler. Burada, gösteriş ve şatafat tutkusu, şan ve şerefle karışmış, hem lideri hem de izleyicilerini baştanbaşa kuşatmıştır. Gerek demokrasimizin, gerek modernleşme çabalarımızın değiştirmek için yönelmesi gereken en büyük sorunlardan birisi budur. Topluma olumlu yönde değişmesi için de önderlik etmesi gereken liderler bu gerçekleri bilmek durumundadır.

erolgoka@hotmail.com

Bu makale 1,639 kez okundu.

YORUM YAZ
BU MAKALEYE YAPILAN YORUMLAR
YAZARIN SON YAZILARI
» İnsanın büyük seçimi: tek mi çift mi?
» Nereden Çıkardınız Geçimsiz Olmadığınızı?
» Şiddet, travma, kimlik, fanatizm ve matem
» Hayat ve ölümün devri
» Karizma geri çekildiğinde
» ‘Küçük annelik’ sorunu dini içtihatla aşılır
» O bu dünyadan göçtükten sonra
» Psikoterapi dünyayı değiştiremez ama!
» Ne çok N.Ç’nin ahını aldık!
» Kanlı Hayvan Kurbanının Psikanalizi
SON DAKİKA
araba.com
YAZARLAR
RÖPORTAJ
Atatürk kendi medyasını kurdu
TAHA Akyol: Atatürk’ün, ‘Bu Cumhuriyet, kendi mizacında kendi basınını meydana getirecek’ diye bir konuşması var. Nitekim 1925 ve 1926’daki yargılamalardan sonra basın sustu.
Kitap Adresi
DÜŞÜNCE-ANALİZ
DÜŞÜNCE-EDEBİYAT
ÇOK OKUNANLAR
Bugün Bu Hafta Bu Ay
Haber 10 İletişim | Reklam    2005 - 2012
Sitedeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz.
Anadolu AjansıAnadolu Ajansı Cihan Haber AjansıCihan Haber Ajansı