 Hüsnü Mahalli
Hep Kürt sorunu-1
Hüsnü Mahalli
22 Haziran 2010 Salı 08:13
|
PKK'nın son saldırısı ile birlikte bildik simalar bu kez Kürt uzmanı kesildi. Televizyon televizyon dolaşan bu kişileri üç gruba ayırabiliriz:
1- Açık, net ve cesurca Kürtlere her türlü hakkın verilmesini ve gerektiğinde PKK ile görüşülmesini isteyenler.
2- Askeri yöntemlerin işe yaramayacağını söyleyerek barışçıl çözümler öneren ancak neyi kastettiklerini açıkça söyleyemeyenler.
3- PKK ve onun paralelinde düşünen Kürtlere hiçbir hiçbir taviz verilmemesi gerektiğini ısrarla savunanlar.
Her üç grup içinde yer alanların haklı olup olmadığını söyleyebilmek daha çok olaya hangi açıdan baktığınıza bağlıdır. Örneğin bir BDP ya da PKK yandaşıysanız o zaman doğal olarak birinci hatta ikinci grupta yer alan kişilerin görüşlerini doğru bulup bu kişilerin çoğalmasından dolayı büyük haz duyacaksınız. Yok eğer üçüncü gruptaki kişilerin söylemleri sizin duygu ve bilincinize hitap ediyorsa, o zaman doğal olarak birinci ve ikinci gruptakilerin görüşlerini farklı düzeylerde de olsa alerjik ve provokatif hatta düşmanca bulacaksınız.
Oysa hangi açıdan bakarsanız bakın bu olay bu denli duygusal, yüzeysel hatta bilerek ya da bilmeyerek bu konuda fetva okuyan kişilerin fantezileri ile açıklanabilecek bir konu değildir. Daha önceleri çok kez bu sorunun yalnızca Türkiye'yi ilgilendiren bir konu olmadığını dolaysıyla çözümünün de tek başına Türkiye tarafından belirlenemeyeceğini yazıp söyledim. Daha açık bir ifade ile Türkiye; televizyonlardaki PKK sempatizanı kişilerin tüm istek ve arzularını yerine getirse bile bu sorunu kolay kolay çözemeyecektir. Örneğin hükümet 'anayasal eşitlik, anadilde eğitim, özerklik ve benzeri taleplerin tümüne evet dese bile PKK yine de Öcalan'ın serbest bırakılması'nı isteyecektir. Bu onlar için olmazsa olmaz ve asla vazgeçilmeyecek bir koşuldur. Dolaysıyla PKK sempatizanı 'aydın'ların televizyonlarda istek ve arzularını sıralamalarının hiçbir anlamı yoktur ve olmayacaktır. Tüm istekleri yerine getirilen bir PKK, Irak örneğinde olduğu gibi bir sonraki aşamayı hesaplayarak adımlarını atacaktır. PKK bunu düşünmez ya da düşünme düzeyinden eyleme geçmezse bile bölgesel ve uluslararası güçler onu Öcalan'ın serbest kalmasından sonra da rahat bırakmayacak ve 100 yıllık hesaplarının tasfiyesi için provoke edeceklerdir. 100 yıl önce Filistin'i Yahudilere vatan olarak veren emperyalist ülkeler (İngiltere, Fransa ve ABD) 1920'de Sevr'de sınırlarını belirledikler Kürdistan'dan vazgeçerek böylesi verimli bir malzemeden 100 yıl sonra yararlanmayı planlamışlardı. Nitekim planları çok iyi işlemiş ve neredeyse 100 yıldır Yahudilerle Arapların çatışmasından yorulan bölge şimdilerde Kürtlerle Arapların, Acemlerin ve Türklerin çatışmasına hazırlatılmak isteniyor. İşte bu nedenle Türkiye kendi başına PKK sorununu çözemiyor ve çözemeyecektir. Örneğin 4 aydır hükümet kuramayan Irak'ta tüm sorunlar çözülmeden ne Bağdat ne Erbil ve özellikle Washington, Anakara ile '100 yıllık stratejik bir anlaşma'ya varmadan Kuzey Irak'taki PKK'lılar konusunda Türkiye'ye yardım etmeyecektir. Kuzey Irak'taki Kürtler ise Kürt Federe Bölgesi'nin gelecek ve kaderini garanti altına almadan ve belki de bu bölgenin bağımsızlık rüyasının önünü açmadan Bağdat'ta istikrarlı bir hükümetin kurulmasını hep engelleyeceklerdir. Başta ABD olmak üzere Batılı ülkelerin Iraklı Kürtlerin bu karmaşık hesaplarına ne kadar destek verdiklerini ya da bundan böyle verip vermeyeceklerini henüz kimse bilmiyor.
İsrail'in rol ve katkısı ise bambaşka bir konu. Örneğin dolaylı-dolaysız İsrail'den destek aldıkları söylenen PKK'lıların Güneydoğu ve Kuzey Irak dağlarındaki hareketlenmelerini izlemek amacıyla Türkiye'nin İsrail'den aldığı Heron casus uçakları acaba neden işe yaramıyor? Heronlar acaba Kuzey Irak'tan sızan 50-60 kadar PKK'lıyı neden görmüyor. Ya da PKK'ya yardım ettiği yönünde bilgileri okuduğumuz Amerikan uyduları neden bu PKK gruplarının geçişleri ile ilgili olarak anında Ankara'ya bilgi vermiyor? Sakın birileri Türkiye'nin son dönem Gazze ve İran politikaları nedeniyle ABD ve İsrail ile gerginliklerini gerekçe göstermesin. Unutulmamalıdır ki; bu gerginlik bir aydır var ama ABD ile yapılan istihbarat anlaşması Kasım 2007'de imzalanmıştı. Casus uçaklar ise 'one minute'a rağmen 6 ay önce İsrail'den alınmıştı. Tel Aviv ile çok kapsamlı askeri işbirliği anlaşması ise 1997'de imzalanmış ama rahmetli 'sosyal demokrat ve laik' Ecevit, Nisan 2002'de Cenin katliamını gerçekleştiren İsrail'i, Filistin halkına karşı soykırım uygulamakla suçlamıştı.
Yarın: İran ve Suriye ne yapar?
Akşam