 Şahin Alpay
Kılıçdaroğlu'nun uyandırdığı umut
Şahin Alpay
20 Mayıs 2010 Perşembe 08:30
|
Deniz Baykal'a yönelik "seks kaseti" komplosunun arkasında şu düşüncelere dayalı bir tasarım olabileceğini düşündüm: Adalet ve Kalkınma Partisi'ni (AKP) asker veya yargı darbesi yoluyla iktidardan uzaklaştırma mümkün görünmemektedir.
Ekonomi, beklendiği üzere, büyüme yolunda ilerleyecek olursa, AKP bir dönem daha iktidarda kalabilir. Dolayısıyla bundan kurtulmanın gerçekçi yolu, "sandık"tan, demokrasiden geçmektedir. Baykal'ın üst üste yenilgi getiren politikaları; hırçın, uzlaşmaz, kavgacı üslubu yüzünden CHP'ye oy vermeyen çoktur. Baykalsız bir CHP, ciddi olarak oylarını arttırabilir; tek başına olmasa da iktidara gelebilir. (Bkz. 11 Mayıs tarihli yazım.)
Ne var ki, diyordum, bu tasarımın başarılı olması uzak bir olasılıktır. Baykal'ın hemen veya (daha önce yaptığı gibi) bir süre sonra yeniden partinin başına dönmesi güçlü olan ihtimaldir, zira kendisinden farklı düşünen herkesi uzaklaştırmak suretiyle, siyasi kariyerlerini kendisine borçlu olan kadrolar aracılığıyla partiyi tam denetimi, sultası altına almıştır. (Bkz. 15 Mayıs tarihli yazım.)
Ne mutlu ki, bu konuda tam ve kesin olarak yanıldığım çok geçmeden ortaya çıktı. Kemal Kılıçdaroğlu, bu hafta sonu yapılacak kongrede aday olduğunu açıkladı; büyük bir parti ve kamuoyu desteğiyle başkan seçilmeye doğru gitmekte. Baykal'ın yeniden partinin başına dönebileceğini düşünerek yanılmış olmaktan mutluluk duyuyorum. Çünkü Kılıçdaroğlu, CHP'yi demokrasi minderine çekebilir, yani asker ve yargı darbelerinden medet ummak, "Ergenekon avukatlığı" yapmak yerine meşru yollardan muhalefet eden, iktidara meşru eleştiriler yönelten ciddi bir muhalefet partisi ve dolayısıyla da iktidar alternatifi haline getirebilir. Bağırıp çağıran, kutuplaştıran bir üslubun yerine, akıllara seslenen, uygar bir siyaset tarzını hakim kılabilir. Bundan demokrasimiz de, CHP de büyük kazanç sağlar. Kılıçdaroğlu'nun kamuoyunda uyandırdığı umut bence budur.
Peki, Baykal'ın döneceğini düşünerek niye yanıldım? Muhtemelen, yenilgiye doymayan Baykal'ın artık gitmesi gerektiği fikrinin parti içinde de yaygınlık kazanmış olabileceğini, CHP kadrolarının seçim kazanmaya susamış olduklarını hesaba katmadığım için.
15 Mayıs tarihli yazımda Stephen Kinzer'in "Seks kaseti Türkiye'ye parlak bir geleceğin kapısını açıyor" başlıklı yazısındaki argümanlara cevaben, Baykal başından uzaklaştırılsa bile, miras bıraktığı CHP'nin demokrasiye gerçekten bağlı, Avrupalı anlamda sosyal demokrat bir partiye dönüşmesinin, yani yeniden doğmasının ciddiye alınacak bir olasılık olmadığını, zira Baykal'ın partisini bürokratik vesayet rejiminin bekçiliğine inandırmış olduğunu yazdım.
Bu iddiamda da yanıldığımın ortaya çıkmasını çok isterim. Yıllardır, CHP geleneğinin öteki yüzünün ihmal edilmemesi gerektiğini savunuyorum. Evet, CHP bir yüzüyle devlet partisi, bürokratik vesayet düzeninin hamisi olan partidir. Ama aynı CHP, öteki yüzüyle 1940'larda vesayet altında da olsa demokratikleşmenin kapısını açan, bu ülkeye 1950'lerde temel hak ve özgürlükler, 1960 ve 1970'lerde sosyal haklar, 1980 ve 1990'larda kültürel haklar kavramlarını getiren bir geleneğin de mirasçısıdır. Eğer 1992'de yeniden açıldığında CHP, bu geleneğin çizgisinde kendini yeniden inşa edebilseydi, Türkiye'de demokrasi çoktan yerleşmiş olurdu.
Milli Görüş geleneği, yanlışlardan ders alarak İslamcılığı terk edip, kendini "Muhafazakâr Demokrasi" olarak yeniden inşa etmeyi başardı. Buna kararlı bir önder kadroyla CHP de pekala otoriter bir Kemalizm anlayışını terk edip kendini Avrupalı anlamda sosyal demokrat bir parti olarak yeniden inşa edebilirdi. CHP yeniden açıldığında benim ve birçok arkadaşımın (maalesef boşa çıkan) beklentisi buydu.
CHP'ye yeniden doğma kapısı açılıyor mu? Bu konuda iyimser değilim. Ama Kinzer'e şu konuda hak veriyorum: "Türkiye'nin başarılarının arkasında her zaman kendini yenilemeyi bilmiş olması yatar."
Zaman