Haber10.com - "Derinlemesine Haber"
Anasayfam Yap Favorilere Ekle Haber Bandı EkleReklamİletişim
 
Haber 10
BİLİM DÜNYA EĞİTİM EKONOMİ GÜNCEL KÜLTÜR-MEDYA SAĞLIK SİYASET SÖYLEŞİ SPOR VİDEO MAKALELER
10 Eylül 2010, Cuma Güneşliİstanbul
Güneşli 21° / 27°
 SON DAKİKA : Tümünü göster
Peren Birsaygılı Mut
Peren Birsaygılı Mut
Taksim’de 1 mayıs bir lütuf muydu?
Peren Birsaygılı Mut

Taksim’de 1 mayıs bir lütuf muydu?

Ve elbette ki, sevgilim, elbet,
dolaşacaktır elini kolunu sallaya sallaya,
dolaşacaktır en şanlı elbisesiyle : işçi tulumuyla
bu güzelim memlekette hürriyet...

Nazım Hikmet

Geçtiğimiz 1 Mayıs, Taksim’de bayramın kavgasız da kutlanabileceğini gösterdiğini bizlere. Yani korkulan olmadı ve 140 binden fazla insan olaysız ayrıldı meydandan. Ne çevredeki esnafa ait dükkanlar zarar gördü, ne de can sıkıcı başka bir olay yaşandı.

Tek can sıkıcı olan; 1 Mayıs bayramının nihayet Taksim’de kutlanıyor oluşunun bazıları tarafından adeta iktidarın işçilere bir lütfu gibi gösterilmesiydi.

İstanbul Valisi Muammer Güler’in, sendika liderleri ile beraber 1 Mayıs’ın bu sene Taksim’de kutlanacağını açıklamasıyla beraber, İslamcısından liberaline pek çokları, bunu iktidarın bir lütfu olarak gösterdi. Taksim’e izin çıkmasının işçilere ne büyük bir jest olduğuna dair yazdılar çizdiler.

Oysa unuttukları bir şey vardı; 1 Mayıs bayramının 32 sene sonra Taksim’de, yani olması gereken yerde kutlanılıyor oluşu, iktidarın bir lütfu falan değil, onlarca yıldır süregelen bir mücadelenin sonucuydu.

1 MAYIS 2010’A NASIL GELİNDİ?

12 Eylül darbesinin hemen ardından, 1 Mayıs tatil olmaktan çıktı ve kutlamalar yasaklandı. Bayramı kutlamaya teşebbüs edenler, izinsiz gösteri yasası kapsamında gözaltına alındı ve türlü baskılara maruz bırakıldı.

Bu şekilde seneler geçti ve 1987’ye gelindiğinde Emek sinemasında gerçekleştirilen salon etkinliğiyle işçiler kısıtlı da olsa bayramı kutlamaya çalıştılar.

1988’e gelindiğinde, sendikalar İstanbul valiliğine başvurarak, 1 Mayıs’ı kutlamak istediklerini bildirdiler. Valilik Taksim’e izin vermedi, ve bayram günü geldiğinde Taksim’e çıkmakta kararlı olan işçilerin yüzlercesi kaba kuvvetle göz altına alındı, pek çoğu da çıkarıldıkları mahkemelerce adeta birer “katil” muamelesi görerek tutuklandı.

1989’da valiliğe tekrar başvuru yapıldı ancak yine yasakla karşılaşıldı. Yasağa aldırmayan binlerce insan, bayram kutlamaları için meydanları doldurdu. Taksim meydanına yürümek isteyen işçilerin içerisinde bulunan Mehmet Akif Dalcı polisin işçilere açtığı kurşunlara hedef oldu. Henüz 18 yaşında olan Mehmet, oracıkta can verdi.

1990 senesine gelindiğinde, yine Taksim’e yüründü ve işçilerin yanında yer alan üniversite öğrencisi Gülay Beceren açılan kurşunlar sonucu felç olarak tekerli sandalyeye mahkum kaldı. Binlerce insan ise gözaltına alındı.

1991, 1992, 1993, 1994 ve 1995 yıllarında ise manzara yine farklı değildi. Bayramın Taksim’de kutlanmasına dair tüm başvurular cevapsız kaldı ve işçiler sendikalarında pasif tutumu salon etkinliklerine hapsedilmeye çalışıldı. Ancak bayramı meydanlarda kutlamak isteyen binlerce insan yine sokaklara döküldü ve yine bildik polis vahşeti sergilendi.

1996 senesindeki 1 Mayıs’a ise polis kurşunu ile meydanlarda hayatını kaybeden 3 kişi damgasını vurdu.

Kutlamalar için harekete geçenler arasında bulunan Hasan Albayrak, Dursun Adabaş ve Levent Yalçın açılan ateş sonucunda hayatını kaybetti.

1997’ye gelindiğinde 1 sene önce yaşanan olayları bahane eden Türk-İş sendikası bayram kutlamaları için alanlara çıkmayı reddetti ancak tabanından gelen baskılar sonucunda işçiler 1 Mayıs kutlamaları için yine meydanlara indi.

Ancak tüm taleplere rağmen bayramın Taksim’de kutlanması için gerekli izin bir türlü çıkmadı. Geçen seneler boyunca bayram bazen salonlarda bazen ise hem salonlar hem de Kadıköy ya da Şişli meydanlarında kutlanmaya devam ederken, haklı Taksim talebinden asla vazgeçilmedi.

1 Mayıs 1977 katliamının 30. senesine yani 2007’ye gelindiğinde ise, Taksim için yine izin çıkmadı. Ve emniyet güçleri Taksim’e çıkmak isteyen işçileri engellemek için İstanbul’u savaş alanına çevirmekte beis görmedi. Ancak engellemeler fayda etmeyince, Dolmabahçe’de toplanan işçi grubunun Taksim’e girmesine izin verildi. Ve kısa sürede toplanan 3000 kişi, yıllar sonra Taksim meydanına giriş yapabildi.

Ertesi sene, yani 2008 ve 2009 senelerinde işçi konfederasyonları, tekrar Taksim için başvurdular. Ancak valilikten yine yasak geldi. Ve meydanlarda akıl almaz şiddet görüntüleri yaşandı, işçilerin üzerine gaz bombaları ve tazyikli sular ile saldırıldı.

Sene 2010’a gelindiğinde ise nihayet beklenen karar çıktı.

PEKİ 2010 NEYİN SONUCU?

32 senedir kararlılıkla bayramın Taksim’de kutlanması için mücadele eden işçiler, Taksim meydanına ulaştı. Yıllarca süren ısrarlı mücadele sonunda meyvelerini verdi. Ve işçilerin mücadelesi sonucunda iktidar geri adım atmak zorunda kaldı.

Yani 1 Mayıs’ın Taksim’de kutlanması şu ya da bu iktidarın verdiği karar sonucunda değil, tarihin dayatması sonucunda gerçekleşti. 1 Mayıs Taksim’de kutlandı zira tarihsel olarak artık başka türlü olması mümkün değildi.

Ancak bu tarihsel gerçeği göremeyen ve yakın Türkiye siyasi tarihini okumaktan aciz pek çokları, bunun bir lütuf olduğu konusunda hemfikir oldular. Gazete sütunları, iktidar partisinin demokratlığı ve alicenaplığından bahseden yazılarla doldu taştı. 32 senedir süregelen kararlı mücadele görmezden gelindi. Oysa, her kazanılanın büyük bedeller sonucu olduğunu görebilmek çok da zor olmamalıydı. Üstelik, işçi mücadelesinde ya da toplumsal mücadeleler sonucunda kazanılan hiçbir hakkın iktidarların lütfu ya da tenezzül etmesiyle gerçekleşmediği biliyor olmaları da gerekiyordu.

Bu yüzden, işçilerin Taksim meydanına birilerinin alicenaplığı sayesinde çıktığının söylenmesi kadar abesle iştigal bir şey olamazdı herhalde…

Kaldı ki; Çalışan, üreten, günü geldiğinde sigortasız çalıştırılan ve kapının önüne konulan, günü geldiğinde aç kalan ve grev çadırlarında sabahlayan, günü geldiğinde ise falanca tersanede ya da filanca maden ocağında can veren onlar iken velhasıl tarlamıza ekin ve soframıza ekmek onlar sayesinde geliyorken ülkemizin tüm meydanlarının, tüm caddelerinin, tüm sokaklarının da gerçek sahibi onlardı zaten…

İşte bu yüzden sormak lazım; Yahu kimin meydanını kime lütfediyorsunuz?

perenbirsaygili@gmail.com

Bu makale 3,214 kez okundu.

 

YAZARIN SON YAZILARI
» Türkiye solu’nun referandumla imtihanı
» Ortadoğu'nun LEVIATHAN'ı
» Anadolu'dan büyük yürüyüş
» Madenciler kimin umurunda?
» Taksim’de 1 mayıs bir lütuf muydu?
» Sinan Çetin’le demleme çay!
» İttihat ve Terakki darbeci miydi?
» Deprem değil; Vahşi kapitalizm
» 'Bu Kalp' sizi de unutmaz!
» Martin Heidegger suçlu muydu?
YAZARLAR
araba.com
DÜŞÜNCE ANALİZ
RÖPORTAJ
Ben MHP Genel Başkanı olsaydım...
Ülkücü hareketin önemli isimlerinden, Ülkü Ocakları’nın Kurucu Genel Başkanı Ramiz Ongun, “Rahmetli Türkeş’in karşı çıktığı anayasaya bizim Daltonlar niye sahip çıkı.
kitapadresi.com
ÇOK OKUNANLAR
Bugün Bu Hafta Bu Ay
Haber 10 İletişim | Reklam    2005 - 2010
Sitedeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz.
Anadolu AjansıAnadolu Ajansı