Haber 10
Anasayfam Yap Favorilere Ekle Haber Bandı EkleReklamİletişim  
Haber 10
DÜNYA EĞİTİM EKONOMİ GÜNCEL KÜLTÜR-MEDYA SAĞLIK SİYASET SÖYLEŞİ SPOR
9 Şubat 2012, Perşembe
 DÖVİZ KURLARI : 
Taha Kıvanç
Taha Kıvanç
Reddedenleri biliyoruz, ajanlığı kabul edenler kim?
Taha Kıvanç

Reddedenleri biliyoruz, ajanlığı kabul edenler kim?

"Yanlış düşünüyorsun" dedi bir dostum ve ekledi: "Ajanlığın gazeteciyi rezil ettiğini ileri sürmüşsün son yazında, oysa 'ajan' sıfatı üzerinde kaldığı halde yükselen yükselene..." Ona göre, istihbarat örgütü ile yakın ilişkide olduğu bilindiği halde (Dostum, burada 'halde' değil, 'için' dedi) şimdilerde yönetici konumuna tırmanmışlar var medyada... (yenisafak.com.tr/Yazarlar/?i=21442&y=TahaKivanc)

İster inanın ister inanmayın 'ajan gazeteciler' benim favori konularımdan değil. Her seferinde başkaları tartışmayı başlatıyor, ben sonradan ekleniyorum... Hiçbir zaman kendiliğimden kalkıp "Medyada istihbarat örgütleriyle iç içe, hatta 'ajan' denilecek tipler var" iddiasını seslendirmiş değilim. Bunu bilebilecek konumda hiç olmadım çünkü...

Olanlardan biri Zafer Mutlu. Şimdilerde Doğan Medya Grubu'nun önemli isimlerinden olan Zafer Bey, yıllar önce, yanında Hasan Cemal olduğu halde, o sırada başbakan olan Mesut Yılmaz'la bir yemek sofrasında buluşmuş...

En iyisi olayı ben değil, Radikal'i yöneten İsmet Berkan anlatsın: "Yıl 1991. Mesut Yılmaz, kongrede Yıldırım Akbulut'u yenmiş ve başbakan olmuş. Bir büyük gazetenin genel yayın müdürü ve aynı gazetenin önemli bir yazarıyla yemekte buluşuyor. Lâf lâfı açıyor ve taze Başbakan Mesut Yılmaz, bu iki gazeteciye bir isim listesi gösteriyor, 'Bakın' diyor, 'Bunlar basında çalışan MİT'çiler.' Hem genel yayın müdürü hem de yazar donup kalıyorlar."

İsmet Berkan'ın anlattığı olayın kahramanlarını bir üst paragrafta yazdım. Şu sıralarda Doğan Grubu'nda buluşan iki sima, Radikal yönetmeninin anlattığı olayın cereyan ettiği dönemde Sabah'taydılar; biri yayın yönetmeni, diğeri yazar olarak...

Hasan Cemal ile Zafer Mutlu o sırada başbakan olan Mesut Yılmaz'ın kendilerine gösterdiği listeyi herhalde hafızalarına yerleştirmişlerdir.

O listede 22 isim olduğunu biliyoruz. Biri bile bugüne kadar açıklanmadı o 22 ismin...

2000 yılının mayıs ayında bu konu yeniden filiz verdiğinde çok ilginç tanıklıklarla karşılaştık. Uzun yıllar Hürriyet'i yönetmiş, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti başkanlığı yapmış Nezih Demirkent, çıkardığı Dünya gazetesinde konuya bodoslama dalmaktan çekinmedi: "Bu uygulama eskiden beri vardır; MİT'çi gazeteciler hep vardı. MİT'çi genel yayın yönetmeni bile oldu."

Hürriyet'in başındayken yanında çalışanlardan bazısının MİT'le irtibatı bulunduğunu sonradan öğrenmiş Nezih Demirkent...

Tanıklık için ortaya atılanlardan biri de yine Hürriyet'tendi: Tufan Türenç... Nezih Bey'in Hürriyet kadrosundan sayılabilecek Tufan Bey, "Ben onlardan değilim" anlamına gelecek bir ifşaatta bulundu o günlerde yazdığı bir yazıda.

Okuyalım (Hürriyet, 1 Mayıs 2000): "Sanırım 1970 yılı başlarıydı. / Bir gün kapıda görevli hanım, iki konuğum olduğunu bildirdi. İsim sormadım. Gelen bizim sokakta oturan ve MİT'te çalıştığını duyduğum emekli bir albaydı. (...) Emekli albayın yanında 'yardımcım' diye tanıttığı, uzun boylu, son derece şık giyinmiş, yaklaşık 35-40 yaşlarında birisi vardı."

O birisi kendisini "Ben MİT Trakya istihbarat sorumlusuyum" diye tanıttıktan sonra "Senden bize yardımcı olmanı istiyoruz" demiş...

Şimdi gerisini okuyalım: "Ben şaşırdım, ne gibi yardım istediklerini sordum. / Bu yardım, bazı önemli bilgiler gazeteye ulaşır ulaşmaz onlara haber vermek şeklinde olacaktı, bunun karşılığı da doğal olarak ödenecekti."

'Paralı ajanlık' teklifi alan Tufan Türenç adamı nasıl ters yüz ettiğini yıllar sonra bile iyi hatırlıyor. "Kusura bakmayın, ama" demiş, "Bize ulaşan bir haber gazetede yayınlanmadan ben bunu değil size, babama bile söylemem. Zaten bize gizli bir haber de gelmez."

Benzeri bir ifşaat, konu yeniden açılınca, Vatan yazarı Reha Muhtar'dan da geldi. Bir süre yurtdışında da gazetecilik yapan Muhtar, askerliğinde karşılaşmış teklifle... Kısa süreli askerliğinin sonuna doğru "Seni komutan istiyor" deyip bir generalin karşısına çıkarmışlar; o da doğrudan kendisine 'ajanlık' teklif etmiş... Reha Muhtar yaptığı işin 'açık' olduğunu belirttikten sonra şunları söylemiş generale. "Benim bu açık gazetecilik faaliyetimden nasıl istiyorsanız yararlanın... Ama benim başka bir işi yapacak vaktim yok... Bu ('ajanlık' yani) benim için gazetecilikten başka bir iş; beni mazur görün, başka bir iş yapmak istemiyorum."

Tanıklıklar göz açıcı. Belli ki, bu tür teklifleri gazetecilere yapmayı 'doğal' sayan bir anlayış var istihbarat örgütünde. Tufan Türenç ve Reha Muhtar reddetmişler kendilerine yapılan teklifleri; önemli olan kimlerin kabul ettiği...

Sizler de merak etmiyor musunuz?

Yenişafak

Bu makale 661 kez okundu.

YORUM YAZ
BU MAKALEYE YAPILAN YORUMLAR
YAZARIN SON YAZILARI
» Türkiye üzerine oyunlar
» Medya korkuyor, ama tuhaf bir korku bu...
» MİT kapılarını yeniden açtı
» Rahatsızlık duyulsa da konuşacağız
» Boru değil, Borusan
» Bu yılın Cumhurbaşkanlığı büyük ödülü...
» Bir dönemin kafa kâğıdı
» Yasaklı şarkı nasıl yasaksız hale geldi?
» Bir liderin ardından
» Ben masumum arkadaşlar
SON DAKİKA
araba.com
YAZARLAR
RÖPORTAJ
Atatürk kendi medyasını kurdu
TAHA Akyol: Atatürk’ün, ‘Bu Cumhuriyet, kendi mizacında kendi basınını meydana getirecek’ diye bir konuşması var. Nitekim 1925 ve 1926’daki yargılamalardan sonra basın sustu.
Kitap Adresi
DÜŞÜNCE-ANALİZ
DÜŞÜNCE-EDEBİYAT
ÇOK OKUNANLAR
Bugün Bu Hafta Bu Ay
Haber 10 İletişim | Reklam    2005 - 2012
Sitedeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz.
Anadolu AjansıAnadolu Ajansı Cihan Haber AjansıCihan Haber Ajansı