 Mazhar Bağlı
Diyarbakırspor Bağlamında Türkiye Sosyolojisi
Mazhar Bağlı
19 Mart 2010 Cuma 07:29
|
Diyarbakırspor özelinde Türkiye’nin genel sosyolojisini aslında okumak çok zor değildir. Diyarbakır’da insanların önemli bir kısmı futbolu devletin dönüştürücü bir ajanı olarak görmektedirler. Buna göre devlet buradaki insanları sahip oldukları siyasi düşünce ve kimlik bilincinden koparmak için her yola başvurmaktadır. Yeri geldiğinde zor kullanmakta, yeri geldiğinde de bunu sosyal alanlardaki faaliyetlerle yapmaktadır. Yapılan bir faaliyetin içinde “devlet” olunca mutlaka işin içinde bahsi geçen anlamda bir hinlik aranır. Öyle ki çocukların aşılanması dahi bu türden bir gerekçe ile uzun bir süre çok düşük düzeyde kaldı. Bu tür önyargıların oluşmasına her iki tarafta karşılıklı olarak katkıda bulundu. Taş atan çocukları taş atmaktan vazgeçirecek her türlü proje Diyarbakır’daki kimi siyasi çevreler tarafından asimilasyonist bir atraksiyon olarak görülmekte ve bu yönde de propaganda yapılmaktadır. Valiliğin “taş atma top at” projesine de bu nedenle tepki gösterdiler. Çünkü onlar da taş atan çocuklar üzerinden bir başka proje hayata geçirme çabasındadırlar.
Diyarbakır emniyet müdürlüğüne atandığı zaman kulübe el atan rahmetli Gaffar Okkan da ilk zamanlarda benzer bir durumla karşılaşır, halktan destek bulamayınca polislerin maaşlarından Diyarbakırspor için kesintiler yapar. Takımı siyasi bir amaç için değil bu kentin imajı ve potansiyeli için desteklediğini gösterdikten sonra sportif anlamda bir taraftar kitlesi oluşabildi.
Ancak bu kitle neredeyse gittiği her ilde “PKK dışarı” sloganı ile karşılaştı ve belki de siyasi bir duruşa sahip olmayan bu insanlar zorunlu olarak siyasi bir taraf haline getirildiler. Bu tarz sloganlar atan taraftarların takımlarına da herhangi bir yaptırım uygulanmadı. Diyarbakırspor’a karşı yapılan bu ayrımcı ve ırkçı tavır cezasız kaldı. Bu da esas olarak hem medyanın hem de kimi çevrelerin bölge ve bölge halkıyla ilgili var olan ön yargılarının nerelere kadar sirayet ettiğinin de açık bir göstergesidir. Bu durum bile tek başına var olan sorunun boyutlarını göstermesi bakımından dikkate değerdir ve üzerinde düşünülmesi, dahası behemehal çözülmesi gerektiğini gösteren yeter bir gerekçedir.
Bu tür sloganlar takımı ve taraftarlarını mutlaka birisinden yana “taraf” olmaya zorladı. Kentin DTP/BDP’li belediye başkanı bile ilk zamanlarda hiç Diyarbakırspor’la ilgilenmezken daha sonra ilgilenmeye, maç biletlerini esnafa belediye üzerinden satmaya ve kimi zaman da maçlara gitmeye başladı.
Takımda neredeyse hiç Diyarbakırlı ve Kürt futbolcu olmadığı halde gittiği her deplasman maçında karşılaştığı bu tavır, devletin bölgede yıllardır yürüttüğü “ya bendensin ya da örgüt üyesisin” mantığının bir başka alandaki yansımasıdır. Bu tarz bir tavır alışın en somut biçimi geçici köy koruculuğudur. Bugün bölgenin sosyolojik dokusunu tehdit eden bu sistem güvenliğin sağlanmasından çok “taraf” olma durumu için tercih edilmekte ve bu taraf olma durumu da elde silah bulundurma ile özdeşleştirilmektedir.
Zorla taraf olma/etme aslında bir acziyetin ve tahammülsüzlüğün göstergesidir. Bu kadar tahammülsüz olan bir kamuoyunun ötekisi ile birlikte yaşamaya dair sahip olduğu retorik/söylem veya değerler yahut da tarihsel ortak geçmiş gibi konular hiç kimseye inandırıcı gelmeyecektir. Dolayısıyla birlikte yaşamanın yasal zeminini oluşturmaktan başka çare yok. Toplumsal barış için yeni bir anayasa olmazsa olmaz ön koşullardan birisidir.
Hem duygusal hem de toplumsal olarak birbirinden uzaklaşmış olan halkın birliğini kurmak ancak demokrasiyi işlevsel hale getirmekle mümkündür. Demokrasi, birliktelik için retoriği değil hukuku referans alacaktır. Ayrımcılık yapana gereken yaptırımın uygulanmasını gerektirecektir. Önce PKK dışarı diye bağıranları cezalandıracak sonra Diyarbakırspor’u hükmen mağlup sayacaktır.
mbagli@haberturk.com
Habertürk