 Beril Dedeoğlu
Avrupa’da PKK tasfiyesi? (II)
Beril Dedeoğlu
19 Mart 2010 Cuma 07:47
|
Fransa ve Belçika başta olmak üzere bir dizi Avrupa ülkesinde PKK bağlantılı olduğu ileri sürülen dernekler, kuruluşlar, yayın organları tasfiye ediliyor. Bu tasfiyelerin gerekçeleri arasında terör suçu bulunmadığı gibi, siyasal gerekçeler de görülmüyor. Genel olarak gelirleri yasal olmayan kuruluşlar olarak ifşa edilen oluşumlar, mali suçlar çerçevesinde teafiye ediliyorlar. Bu ülkelerden PKK’ya verilen siyasal desteğin arkasında mali kazanç olduğunu açığa çıkaran bu süreç, aynı zamanda bu kazancın, en azından PKK yoluyla, artık elde edilme imkanı olmadığını gösteriyor; dolayısıyla siyasal desteğe de ihtiyaç olmadığını ima ediyor.
Siyasal desteğin tasfiyesi ise daha sıkıntılı bir konu, zira hiçbir devletin açıkça bunu itiraf etmesi kolay değil; ancak yöntemler var, geçtiğimiz hafta Fransa’dan bir itiraf geldi. İtirafın sahibi José Bovet. Bovet, 1999 yılında bir McDonald’s’ı yıktığı için hapis cezası almış, ardından Fransız peynirinin ABD piyasasına ucuz fiyatla girmesine savaş açmış, sonunda da küreselleşme karşıtı eğilimlerin simgesi haline dönüşmüştü. Polonya’nın Leh Walessa’sı olamadıysa da, Fransa’daki anti-Amerikancı tarihsel damarın siyasal simgesine dönüşmüştü. Fransa’da solun bölünmesi tartışmalarına da konu olan Bovet, bir süre sonra ilgi alanını genişletmiş ve sivil itaatsizlik çerçevesinde Anadolu’da turlara başlamıştı.
Fransa’daki mali operasyonlar sürerken Bovet, bir zamanlar Kürt militanlarla bağlantı kurduğunu ve hatta eğitimlerine katkı sağladığını, eğitim yerlerinden bazılarının da Fransa’da bulunduğunu dile getirdi.
Terörizmle mücadele bakımından mali alanın bertaraf edilmesinin en önemli ayak olduğu bir gerçek. Bu ayağın içinde sadece terör örgütleri bulunsa, daha kolay; ancak yasa dışı ticaret yasal-meşru oyuncular işin içinde olmadan yürüyemez. Yasal ve meşru oyuncular kazanç ve güç sağlamaya devam ettikçe de PKK gider başka bir örgüt gelir. Dolayısıyla meselenin halli, kazancın yasal-meşru otoritelere sağladığı yararların kesilmesiyle başlayabiliyor; bu kazancın ekonomiye meşru girdi olarak kazandırılması ihtiyacı arttığında da gerçekleşebiliyor. Bu durumda Avrupa’daki ekonomik krizin PKK operasyonlarına zemin hazırladığı söylenebilir.
Terörden sağlanan yararın bir zarara dönüşmesi süreci ise, terörizmin çok taraflı ve çok uluslu yapısında bir değişim olmasını gerektiriyor. Irak’ta sancılı da olsa bir devlet kurulmaya çalışılıyor ve önceleri gayrı-meşru olan siyasal hareketler kazanç yollarıyla birlikte meşru alana çekilmeye çalışılıyor. Benzer bir durum Suriye’de de var; orada bu iş “tepeden” yapılmaya çalışılıyor. İran’da ise uzun zamandır yasa dışı ticaretin oyuncusu zaten yasal otoriteler. Üstelik yasa dışı ticaretin menşei de artık daha Doğu’ya, Pakistan-Afganistan çizgisinden Orta Asya-Çin eksenine kaymış durumda. Bu şartlarda eski “ipek yolu”nun rotası değişmiş durumda. Rota ve menşei değişince, doğal olarak oyuncular da değişiyor, adı geçen bölgelerde hangi güçler etkinse, denetim onların eline geçiyor; diğerleri bir yandan bu kazanç sisteminin dışında kalırken bir yandan da siyasal dengelerin dışına itiliyorlar. Fransa ile Belçika’nın hatta belki de İsrail’in başına gelen bu.
Öte yandan, bazı devletler mali akışın dışına atılmamak için ortaklarını değiştiriyorlar ya da değiştirmeye zorlanıyorlar. Almanya-İran ilişkilerinin ABD, Almanya-Rusya ilişkilerinin AB açısından sorun olarak görülmesi, bazı bakımlardan bu şekilde açıklanabilir. Kısacası Ortadoğu değişiyor, değişirken Avrupa’yı değiştiriyor. Avrupa değişirken isteyerek ya da değil, Türkiye’deki değişime katkı sağlıyor.
Star