Haber 10
Anasayfam Yap Favorilere Ekle Haber Bandı EkleReklamİletişim  
Haber 10
DÜNYA EĞİTİM EKONOMİ GÜNCEL KÜLTÜR-MEDYA SAĞLIK SİYASET SÖYLEŞİ SPOR
9 Şubat 2012, Perşembe
 DÖVİZ KURLARI : 
Yusuf Gezgin
Yusuf Gezgin
İsrail - İran Dayanışması
Yusuf Gezgin
Dayanışma her zaman aynı safta görünerek olmaz. Karşı saflarda durarak da bir dayanışma içinde olabilirsiniz. Birbirinizin “düşman” ihtiyacını karşılayabilirsiniz!..

İsrail - İran Dayanışması

Türkiye’de ve dünyada İsrail’le İran’ın düşman oldukları algısı vardır ve bu algı oldukça güçlüdür. Dünyada medyaya hükmedenler ve global kamuoyu oluşturan odaklar bu algının devamından, hatta daha da güçlendirilmesinden yanadırlar. Kontrollü oluşturulan bu algı maalesef dünyada ve Türkiye’de pek çok Müslüman’ın tabii olarak İran’a meyletmesine ve İran’la duygusal bağ oluşturmasına neden olmaktadır.

Ortadoğu’da bir Şii eksen oluşturarak Sünni-Şii çatışması çıkarmak isteyen ve böylece gelecek vaadeden İslam’ın önünü kesmek isteyen global güç odaklarının istediği belki tam da budur?

Türkiye’de İsrail’e çok kolay atıp tutabilirsiniz. “Kurucu irade”, “sistemin örtülü sahibi” olan açık ve gizli Yahudiler aleyhine istediğiniz kadar saydırabilirsiniz. Başınıza pek bir şey gelmez. Ciddi tepki almazsınız. Hatta bazen bizzat Yahudiler ve Sebataylar (Kripto Yahudiler) bu ülkede Yahudi düşmanlığı yaparak gaz alırlar; milletin rahatlamasını sağlarlar. Türkçülüğün en koyusunu da bu ülkede zaten bu kesimler yaparlar ve yapmışlardır. Ancak bu ülkede İran aleyhine konuştuğunuzda tek cephe haline gelmiş, organize, ciddi bir tepki seline maruz kalırsınız. “Ümmet” ortak paydasından hareket ettiğini sanan, olayları okumaktan gafil bazı inançlı kesimler ısrarla ve kararlı bir şekilde İran’ı savunurlar ve İran’a toz kondurmazlar. Allahtan, -acı da olsa- Esed’in İran destekli katliamları ve son dönemlerde İran’ın husumetini açıktan ortaya koyan tavırları ve tehditkâr beyanları ortaya çıktı da, bu kesimlerin sesleri biraz olsun kesilir oldu. Ancak İran’ı savunan samimi Sünni Müslümanların ötesinde İran’ın, Türkiye’de, devletin ve toplumun içine yerleşmiş ciddi nüfuzu ve etkisi vardır. İran’la ilgili olumsuz bir haber, tavır, tutum olduğunda organize ve planlı hareket eden bu kesim hemen karşılık verir ve sizin siyonistliğinizden girer, Amerikan uşaklığınızdan çıkar. “Kafir” ilan etmeye kadar sizi her kalıbın içine sokar. Bu ülkede toplum içinde ciddi bir İran sempatizanı kitle, devlet içinde ve etkili noktalarda önemli oranda İran muhibbi vardır. İran servisi-istihbaratı bu ülkede iki müttefikimizden! (ABD-İsrail) sonra en güçlü ve etkili servistir. Ortadoğu’da kendisine verilmiş bir “Şii eksen oluşturma” ve “Türkiye’nin önünü kesme” misyonundan dolayı olsa gerek, Türkiye aleyhine her oluşum ve yapının arkasında, hem de çekinmeksizin durabilmektedir İran. PKK denilen örgüt İran’a ve Suriye’ye sırtını dayamıştır. Ergenekon ve gladyonun kurup eğittiği, memleketin başına bela ettiği Hizbullah yeniden ve İran etkisinde canlandırılmaktadır. Batı ve Hristiyan dünya, ABD-İsrail “vuruyor gibi görünerek”, Rusya ise önünü açarak, imkânlar tanıyarak İslam coğrafyasında “İran etkisinde” bir İslam inancı oluşması için çaba sarfetmektedirler. Kafkaslarda ve Orta Asya’da, Türkiye’yi ve Sünni İslam’ı dışlayan, Şiiliğe ve İran etkisine açık imkanlar hazırlamaktadır Rusya. Neyse bunlar konumuz dışındaki şeyler… “Düşman” gibi görünen batının İran’ı nasıl ayakta tuttuğu, İran İslam(!) rejimine batının nasıl payanda olduğu ayrı bir yazının konusu. Önümüzdeki günlerde onu ayrıca yazarız…

Gelelim İran’la İsrail’in dayanışmasına.

Be komplocu Yusuf Gezgin! Bu kadar da olmaz!.. Dünya alem biliyor ki İsrail’le İran en kanlı düşmanlar!.. Sen ne iddia ettiğinin farkında mısın?” denildiğini duyar gibiyim.

Benimkisi iddiadan ve bir tez olmaktan öte. Ben adımdan daha emin bir şekilde biliyorum ki, bu coğrafyada İran’la İsrail sürekli hırlaşırlar; ama birbirini asla ısırmazlar. Yalandan füzeler, bombalar vs atsalar bile birbirlerine asla büyük zararlar vermezler. “Kavga ediyor” görünerek dünyanın dikkatini çekerler; ama öte taraftan bu kavganın üzerinden her birisi kendi hedefine doğru yürür; parsayı toplar.

Şiiliğin çıkışındaki Yahudi etkisinden, Yahudi kökenli Abdullah İbn’i Sebe’nin Şiiliğin teşekkülünde gösterdiği yoğun çabadan, veya Hz. Ömer tarafından fethedilmeyi bir türlü hazmedemediğinden dolayı Pers kimliğini Şiilik üzerinden sürdüren Fars damarından bahsetmeyeceğiz. İran’la İsrail’in dayanışması, ittifakı çok gerilere gidiyor olabilir; hatta temel inançlarında, itikadi pek çok noktada örtüşen tarafları olabilir. Ama biz bu günkü İsrail ile bu günkü İran’ın dayanışmasından bahsedeceğiz…”Düşman” görünümlü dayanışmaya-kardeşliğe vurgu yapacağız…

İran ve İsrail bu coğrafyada iki iddialı bölgesel güçtür. Her iki güç de kendi başlarına ayakta kalabilecek, varlıklarını sürdürebilecek dinamiklere sahip değillerdir. Her ikisi de arkasında halk desteği bulabilmek, toplumu bir ve bütün olarak tutabilmek için etkili, korku salan, tehditkar düşmanlara ihtiyaç duyarlar. Coğrafyaya sonradan ve zoraki monte edilen İsrail’in en temel misyonu bu coğrafyada ayakta kalmak ve derleme-toplama Yahudileri bir İsrail kimliği altında toplamaktır. Devasa bir İslam dünyasında el kadar coğrafyada bulunan, dünyanın yüz ülkesinden, her dilde ve renkte kişilerden müteşekkil, türlü Yahudilerden bir millet oluşturmak isteyen İsrail’in “gerçekçi”, “güçlü” ve “inandırıcı” düşmanlara ihtiyacı vardır. Bir yamalı bohça olan İsrail Yahudilerine asla millet denemez. Millet dediğiniz unsur binlerce yılda ve ortak bir tarihle, kültürle, dille, geçmişle oluşur. 50-60 yılda derleme kalabalıklar millet olmaz; olamaz. İşte İsrail bu gerçeği bildiğinden, toplumu bir ülkü etrafında tutamayacağından, ortak kederleri ve kaderleri olmadığından dolayı vatandaşlarını bir korku etrafında birarada tutmakta ve bu korkuyu sürekli işlemektedir. İsrailli devlet adamları böyle bir korku yaşamadığı sürece İsraillileri birarada tutmanın mümkün olmadığını bilmektedirler. İsrail çevresiyle barış içinde olsun, İsrailliler kendisini tehdit altında hissetmesin İsrail’de kıyamet kopar, herkes birbirini yer. Bu nedenle İsrail kurulduğundan bu tarafa düşmana ihtiyaç duymuş, kendisine düşmanlar üreterek, savaş ve çatışma içinde olmuştur. Zoraki bir barış ortamı oluştuğunda bile, Filistin veya Gazze tarafından mala davara zararı olmayacak bir kaç ilkel füze attırmış, ama İsrail halkı üzerindeki tehdit kartını, İsrailliler ve dünya nezdinde canlı tutmuştur. İslam devriminden sonra ve özellikle son gerilimlerden sonra İsrail kendi halkını uyutabilmek ve çatışmacı politikalarını sürdürebilmek için kendisine etkili ve inandırıcı bir düşman bulmuştur. Bu düşman İran’dır. “İran tehdidi”, “İran’ın nükleer silah üretmesi”, “İran’ın Filistin’e Hamas’a desteği(?) vs üzerinden İsrail hem kendi kamuoyunu kontrol etmekte, yönlendirmekte; hem de kullandığı baskı ve şiddete gerekçe oluşturmaktadır. İran’ın varlığı, kullandığı hamasi ve tehditkar üslup, dünyaya verdiği “İsrail’le çatışıyor”, “çarpışıyor” pozları İsrail’e çok ciddi avantajlar sağlamaktadır. İsrail bu sayede:

Batılı devletlerin desteğini almaktadır.

Silahlanma ve şiddet kullanmayı kendi açısından meşrulaştırmaktadır.

İran ve İran güdümündeki Lübnan Hizbullah’ı üzerinden “radikal İslam’ı” dünya gündeminde tutmakta, İslam’ı “terörle”, “şiddetle” eş tutan söylemlerine malzeme oluşturmaktadır.

Kendi iç kamuoyunu “İran tehdidi” gerekçesiyle birarada tutmakta, muhalefetleri ve aykırı iç sesleri bastırmaktadır.

İran’la yüksek volümle tartışmalara ve atışmalara girerek Siyonizmin planladığı “Şii eksen oluşturma ve Şii-Sünni savaşıyla İslam’ın enerjisini kendi içinde tüketme” stratejisine destek vermektedir. Bir Şii eksen oluşması için, “İsrail’e ve batıya kafa tutan İran-Hizbullah” hikayesi ortaya çıkarmakta ve İslam dünyasında İran’a ve Şiaya sempati toplamaktadır.

İran ve İslam tehdidi üzerinden dünya Yahudilerinin ve Siyonistlerinin İsrail’e desteğini sağlamaktadır.

Başta ABD olmak üzere Hristiyan batıyı İslam ve İran korkusuyla yanında tutmakta, dünyadaki Siyonist egemenliğin sorgulanmasını engellemektedir.

Küçük bir coğrafyada etrafı topraklarını işgal edip katlettiği toplumlarla çevrili bir bölgede İsrail inandırıcı ve etkili bir düşmana ihtiyaç duymaktadır. İsrail’in bu en önemli ihtiyacını bu gün İran sağlamaktadır. İran İsrail’in bölgede terör estirebilmesi, kendi vatandaşını birarada tutabilmesi için gerekli olan en önemli malzemeyi, düşmanlığı İsrail’e sunmaktadır.

Peki, İsrail’in İran’a katkısı nedir? İsrail İran’a hangi avantajları sunmaktadır?

İran tarih boyunca hep İslam dünyasında aktör olmaya, baş aktör olmaya oynamıştır. Ancak bu misyonu Osmanlı, Selçuklu örneklerinde gördüğümüz üzere, İslam’a yönelmiş tehditleri bertafaf ederek, küffarla savaşarak, toplumların İslam’la müşerref olmasını, ihtidasını ve İslam’ı tanımasını sağlayarak, İlayı Kelimetullah’la değil; zaten Müslüman olan kesimleri kendi mezhebi, inancı, ekolü, siyasi hedef ve amaçları adına devşirerek yapmayı denemiştir. Bu nedenledir ki Moğol istilası, Haçlı seferleri dahil, İslam coğrafyasına yapılan saldırılarda biz bu kesimleri hiç görmeyiz, göremeyiz. Ama İran’ı ve onun dayandığı itikadi felsefeyi İslam toplumlarının içinde propagandasını yapma, Müslümanları kendi siyasi hedefleri ve inançları adına devşirme, etkileme faaliyetlerinde bolca görürüz. Yavuz’dan önce İran’ın Anadolu’da yaptığı bundan başka bir şey değildi. II. Bayezid’in yumuşak başlılığından, belki de gafletinden yararlanarak Çaldıran öncesi, İran Anadolu’yu delik deşik etmişti. İran’ın bu günlerde de sadece Anadolu’da değil, bütün bir Ortadoğu’da benzer çaba ve gayret içinde olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Tarih boyunca temel hedefi Müslüman unsurlara oynamak ve onların itikadını, inancını kendi siyasi hedefleri istikametinde kontrol etmek olan İran’ın, kredisini artıracak, reklamının yapılmasına yardımcı olacak argümanlara ihtiyacı vardır. Dünyada Müslümanların ezik ve perişan olduğu, Filistin’de mazlum halkın katledildiği, onurunun kırıldığı böyle bir dönemde İsrail İran’ın İslam dünyasında lider olma ve Müslümanları siyasi-itikadi çekim alanına alma isteğine çok iyi cevap vermektedir. Sürekli İsrail ve ABD düşmanlığı yapan ve bunu gür sesle dile getiren İran, bu tavır ve hareketiyle İslam dünyasından sempati toplamakta, siyasi ve itikadi yayılmacılığı için çok iyi malzemeler çıkarmaktadır. Arap ülkelerinin, ABD-batı yedeğinde diktatörlerin elinde ve itibarsız olduğu, Türkiye’nin batıya kuyruk olduğu bir İslam dünyasında İran; “İsrail’e, ABD’ye, Batıya kafa tutan, cesur, delikanlı bir devlet” moduna sokulmaktadır. Böylece İran’ın aradığı şey gerçekleşmekte, İslam coğrafyasından İran’a sempati ve hayranlık oluşmaktadır. Müslüman halklarda oluş-turul-an bu hayranlık ve ilgi, İran’ın son dönemlerde açıktan ve pervasızca sürdürdüğü Şii yayılmacılığına iyi bir reklam ve enerji olmaktadır.

Bizdeki Sebataylara benzer şekilde İran’da da Meşhediler denilen ve İran İslam rejimi üzerinde büyük etkisi olan bir kesimden bahsedilir. Bunların ötesinde İran’da öteden beri yaşayan ciddi bir Yahudi nüfus vardır. Bunlar aynı hedefe hizmet eden, her iki taraf açısından win-win (kazan-kazan) sonucu doğuran kontrollü gerilimlerde, İran İsrail ilişkilerinde ne kadar etkilidirler bilemiyoruz. Ama sonuçları gayet açık olarak ortadadır ki, İran’la İsrail bu coğrafyada “kavga ediyor” gibi görünerek halklarını uyutmakta, iç muhalefeti sindirmekte, siyasi bütünlüklerini sağlamakta, birbirine dayanarak ayakta kalmaktadırlar.

Dayanışma her zaman aynı safta görünerek olmaz. Karşı saflarda durarak da bir dayanışma içinde olabilirsiniz. Birbirinizin “düşman” ihtiyacını karşılayabilirsiniz!..

yusufgezgin.com

Bu makale 275 kez okundu.

YORUM YAZ
BU MAKALEYE YAPILAN YORUMLAR
YAZARIN SON YAZILARI
» İsrail - İran Dayanışması
» Merhamet ve Maraz; Şapka ve Gemi
» Alman Derin Devleti Kimin Kontrolünde?
» Tokat, Tekme ve Ustalık Dönemi
» Ergenekon Çöktü mü? 1 Numara Kim?
» ABD Sonrası Tufan Projesi (Şii-Sünni Çatışması)
» PKK-KCK’nın İslam’la Derdi Nedir?
» Türkiye Savaşa mı İtiliyor/Çekiliyor?
» Kediye Emanet Edilmiş Ciğer, CHP ve Gül
» PKK-KCK Ermeni Taşnakların İzinden Gidiyor…
SON DAKİKA
araba.com
YAZARLAR
RÖPORTAJ
Atatürk kendi medyasını kurdu
TAHA Akyol: Atatürk’ün, ‘Bu Cumhuriyet, kendi mizacında kendi basınını meydana getirecek’ diye bir konuşması var. Nitekim 1925 ve 1926’daki yargılamalardan sonra basın sustu.
Kitap Adresi
DÜŞÜNCE-ANALİZ
DÜŞÜNCE-EDEBİYAT
ÇOK OKUNANLAR
Bugün Bu Hafta Bu Ay
Haber 10 İletişim | Reklam    2005 - 2012
Sitedeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz.
Anadolu AjansıAnadolu Ajansı Cihan Haber AjansıCihan Haber Ajansı