 Beril Dedeoğlu
Avrupa’da PKK tasfiyesi? (I)
Beril Dedeoğlu
17 Mart 2010 Çarşamba 07:44
|
İster küresel ister bölgesel nitelikte olsun, terör örgütleri uluslararası bağlantılar kurmadan faaliyet sürdüremezler. Hele PKK gibi birden çok devlet iktidarını hedefine koymuş örgütler için küresel bağlar neredeyse bir zorunluluk durumundadır.
PKK, faaliyetlerine başladığı yıllardan itibaren Irak, Suriye ve İran ile Türkiye’nin küresel güç dengeleri içindeki yerlerini sağlamlaştırıcı bir işleve sahipti. Türkiye’nin askeri nitelikteki batı ittifakına sıkıca yapışmasına ve bunu yaparken de otoriter rejimini korumasına katkı sağlayan terörizm, Saddam’ın Suriye ile İran arasında tampon, Suriye’nin İsrail önünde düşman, İran’ın da Kafkasya’da Sovyetlere sorun olmasına yardımcı oldu. Bu durumda dengeden memnun olan tüm çevre ülkeler ve büyük güçler, zaman zaman Türkiye’ye zaman zaman terör kuruluşlarına destek vererek bu dengeyi korumaya çabaladılar.
Bununla birlikte, 1990’lara gelindiğinde Ortadoğu’da ortaya çıkan çözülme süreci, kurulan dengelerde değişim yarattı ve terör örgütü üzerinden kurulan kısmi ittifak ciddi bir rekabete dönüştü. Bu rekabetin içinde yıkılan Sovyetlerden doğan boşluğun derhal değerlendirilmesi anlayışı bulunuyordu denebilir. İtiraf etmek gerekir ki bu rekabetin içine yine PKK yoluyla Türkiye de dahil olmuştu. Ancak esas rekabetin ABD ile Avrupa ülkeleri arasında yaşandığının ve PKK üzerinden bir güç mücadelesi yürütmeye çabaladıklarının altı çizilmeli. PKK liderinin yakalanıp, ülke ülke gezdirilip ardından Türkiye’ye teslim edilmesiyle açığa çıkan güç mücadelesinin Çekiç Güç operasyonları, “çuval krizi” gibi bir dizi süreçle bir pazarlığa dönüştüğü dönem yaşanmıştı. 2000’li yıllara gelirken Güneydoğu Anadolu bölgesinde de bir dizi Avrupalı turist yakalanıyordu, rastlantıydı herhalde.
PKK meselesinin dış dengeler ve hatta iç dengeler bakımından en önemli ayağını gelir konusu oluşturuyordu, hala da öyle. Uluslararası petrol, silah ve uyuşturucu kaçakçılığının en önemli geçiş ve hatta dönüşüm merkezlerinden birisi, PKK faaliyetlerinin sürdürüldüğü coğrafyada denebilir. Bu hattın ve malların, üretimi, el değiştirmesi ve alıcılara ulaştırılması konusunda yasal ve meşru iktidarların katkıları gayet yüksek olsa da, sahaya inen kendileri olmadı. Dolayısıyla bir terör örgütünün tasfiyesi edilmesi ile yasa dışı kazançtan vazgeçmek eş anlamlı hale geldi.
Ortadoğu menşeli yasa dışı ticaretin ulaşım noktası genel olarak Avrupa ülkeleri olarak bilinir, düzenleyicileri ise çeşitli. Ortadoğu’da başta Irak olmak üzere birçok yerde yeniden “devlet” oluşturma gayretleri varsa, yasa dışı gelir akışının ya bu devletlere geçmesi ya da başka zeminlerde aklanması gerekecek. Bu durum bir anlamda yasa dışı yollardan gelir sağlayan devlet ya da şirketlerin de birbirlerini ikame etmeleri anlamına gelir. Kısacası terör örgütleri ile birlikte davranan oyuncular değişir, onlar değişirken terör örgütü de değişir. Değişen terör örgütünü siyasal ve ekonomik yaşamına dahil etmeyi başaran ülke, bu faaliyetlerden doğan kazancın yavaşça meşru alanlara kaymasını sağlar, bu arada direnenleri de tasfiye eder.
Tasfiye süreci, ülke içinde darbe, iç savaş, iktidar mücadelesi gibi bir dizi biçim alabilir. Ülke dışında ise, gelirlerini kaybedenlerin örgüte ihtiyacı kalmadığı için bağlantı noktalarını kendilerinin tasfiye ettikleri ya da deşifre ettikleri bir süreç yaşanır. Son günlerde Fransa ve Belçika’da PKK’ya karşı sürdürülen operasyonlar, tam da bu duruma uygun düşüyor. Operasyonların konusu siyasi değil, ekonomik; sonucu ise bu gelir kapısından Avrupa’nın mahrum edildiği. Mesele ise, kimin ne için mahrum ettiği.
Star