 Avni Özgürel
Uzatmaları oynuyoruz!
Avni Özgürel
17 Mart 2010 Çarşamba 07:45
|
Türkiye dümeni kilitlenmiş gemiden farksız. Sistem artık çözüm değil sadece kriz üretiyor. Sadece siyasette değil, askerde, sivilde, yargıda, vergide, eğitimde, köylüde, kentlide, sağlıkta, sporda, basında, ekonomide, sanatta. Hayatın her alanında. Tıkandık! Tabir caizse sündürülmüş uzatmaları oynuyoruz. Ama eli kulağında danışıklı döğüşün sonu geldi. Ya bitecek, ya bitecek!
1961 ve 1982 anayasalarının oluşturduğu dehşet/tehdit dengesine dayalı düzenle ve onu zaman zaman boyayıp zaman zaman yamayıp ters-yüz ederek ite-kaka bugüne geldik.
Demokratik kural, kültür ve teamüllerin değil asker ya da yargının, bazen ikisinin birlikte devreye girip her defasında yeni kurgu/yorum/karar ürettiği arızalı yol bitti. Şimdi, karşımıza çıkan kavşakta durduk, bekliyoruz.
Görünürde yön gösteren tek bir tabela var; onun işaret ettiği istikamet demokrasi. Ufukta gördüğümüz aydınlığa bakıp ‘Biz de bunu arıyorduk zaten’ diyoruz demesine ancak ilerlemiyor, duruyoruz. Niye durduğumuzu, yürümek için neyi beklediğimizi bilmiyoruz. Kulağımız krişte, gözümüz arkada. Besbelli korkuyoruz, kararsızız.
Askerin ‘tepemi attırmayın’ diyegeldiği, çarkı değiştirme fonksiyonu olmayan siyasete sadece bal tutanın parmağını yaladığı rant yolunun gösterildiği, adamına göre muamele; arkası olana iş, güç, ihale, makam, mevki, imkân sağlama düzenine göre edindiğimiz alışkanlıklar var. Memurlar dışında kimsenin bordroda gerçek maaşını görmediği, herkesin gözünü açıktan cebine gelecek olana diktiği, ama dilinden hak, hukuk, adalet, emek, ahlak, insaf, insaniyet sözcüklerini düşürmediği bir iki yüzlülük var gerimizde.
Lafı eğip bükmeden konuşan 17. Yüzyılın ünlü şairi Nabi durumu o zaman özetlemiş:’ Say ile gelen servete gına mı derim!’ Manası, çalışmakla gelen servete zenginlik mi derim!
Üzerinde gezinip bolca laf ürettiğimiz ‘açılım’ tartışmalarını karar bağlamaktan ziyade yukarıda ana hatlarını kabaca çizmeye çalıştığım han-ı yağmadan vazgeçip geçmemeye karar verme noktasındayız aslında. Tamam ya da devam demek için önümüzde şayet yapılırsa- bir referandum bir genel seçim fırsatı var. Buraya kadar dersek mesele yok, sorun çözülecek. Ve kuşku duymuyorum ki akıl, havsalaya sığmaz bir hızla yaşayacağız değişimi. Devam deme şansımız olduğunu pek sanmıyorum. Zira biz desek dünya dedirtmeyecek. Yani ya kendi kararımızla değişeceğiz ya değiştirtecekler!
Görünen kökten bir yenilenme için 2012’den sonrasını beklememiz gerektiği. Seçime birbuçuk sene kala siyasetten radikal bir karar ummak beyhude.
Ak Parti iktidar olduğu için anayasa sorunumuz ortaya çıkmış değil bizim. Vardı. Şimdi değil 1960’dan beri vardı. Ordu- siyaset ilişkisinde endazenin bozukluğu da Ak Parti iktidarıyla ortaya çıkmış değil. İmparatorluktan cumhuriyete oldum olası böyleydi. 1960 darbesi çarpıklığın üzerine tüy dikti sadece... 12 Mart, 12 Eylül, 28 Şubat, 27 Nisan diye devam etti.
Teferruatına girip lafı uzatmayayım; yargı, bürokrasi, polis, basın, iş dünyası öteden beri sorunlu, sancılı.
Yarım asırdır herkesin kendi işini avukata verip başkasının işiyle uğraştığı traji-komik bir karmaşa atmosferinde soluk alıp veriyoruz. Daha da kötüsü bir kısmımız bunun normal olduğunu sanıyor.
Ama uzatmaları oynuyoruz. Değişim kapıya dayandı. Çevremizde gelişen olaylara bakın; göreceksiniz. Okumayı bilen için Türkiye üzerine bulaşmış çer-çöpten arındırılıp hak ettiği ve tarihsel misyonuna uygun yere çıkarılmaya çalışılan ülke. Hak ettiği yere çıkarılmaya/ çıkmaya çalışılan ülke deyişimin mazrufunda dünyanın iteklemesi de var.
Radikal