| Anasayfam Yap Favorilere Ekle Haber Bandı EkleReklamİletişim |
![]() |
| DÜNYA EĞİTİM EKONOMİ GÜNCEL KÜLTÜR-MEDYA SAĞLIK SİYASET SÖYLEŞİ SPOR |
| 8 Şubat 2012, Çarşamba | Ana SayfaGünün HaberleriArşivFoto GalerilerVideo GalerilerGazete Manşetlerihaber10.mobi | ||
|
|||
Her şeyi büyük kategoriler halinde düşünmekten insanı ve hayatı kaçırıyoruz. Son Abant Platformu toplantısında Süleyman Seyfi Öğün, çok haklı olarak 'anti-politika' kavramından söz etti. Bütün yolların siyasete çıktığı bir toplumda politika dışı bir alan mümkün mü? Siyasetin Türkiye'de algılanış biçimine baktığınızda, orada insanın nasıl köreltildiğini, hayatın nasıl ıskalatıldığını fark edersiniz. Siyasetin bu gayri insaniliğini aşmanın elbette pek çok yolu var. Politika dışı alanda, insani olandan hareket etmek bu yollardan biri. Bir diğeri ise politik alanı tabana yaymak. Cumhuriyetle birlikte iktidarı ele geçirenlerin, aradan geçen 80 yılda sahip oldukları iktidarı halk ile paylaşmaya yanaşmamaları tabanı hâlâ bu alanın dışında tutuyor çünkü. Son dönemde yaşanan yargı krizi, asker-sivil ilişkileri, yeni anayasa tartışmaları gibi sıkıntılı süreçler kaçınılmaz olarak, Türkiye'de siyasetin alanını tartışmaya açıyor. Bütün bunları bana düşündürten, geçtiğimiz hafta katıldığım Malatya Küçük Millet Meclisi toplantısı oldu. Türkiye'de yaklaşık 30 ilde toplanan küçük meclisler, sivil dinamiklerin siyasetle yeni bağını göstermesi bakımından önemli birer deneyim alanı. Adındaki Küçük sıfatı, tartıştığı konuların küçüklüğünden değil tabii! Büyük Millet Meclisi'nin büyüklüğüne ironik bir atıf yapılmış. Sıfatın büyük olması, her zaman büyük çözümleri getirmez! 'Önyargılar giremez' sloganıyla yola çıkan Küçük Millet Meclislerinin isim babası Şanar Yurdatapan. Amacı, yereldeki sivil toplum temsilcilerini, kanaat önderlerini, farklı dinamikleri buluşturmak, konuşmalarını sağlamak. Her ay farklı bir yazar yahut akademisyenin oturumu yönettiği meclis, hangi ilde toplanıyorsa o ilin bir milletvekilinin katılımını öngörüyor. Olur da milletin vekili gelmeyecek olursa, koltuğu ibret için boş bırakılıp üzerine adı yazılıyor. Tahmin edileceği üzere vekiller çoğunlukla mazeret bildirip katılmıyorlarmış. Küçük meclisler, sembolik bir yerel deneyim gibi görünse de, sembolik olmanın ötesine çoktan geçmiş. Malatya Meclisi'nin koordinatörü Semine Dengeşik'in şu gözlemi durumu çok güzel özetliyor: "Konuşmayı öğrendiler. Başta hepsi gergindi. 'Siz Aleviler, siz İslamcılar' diye başlıyorlardı söze. Ama şimdi 'siz' diye konuşan çok az kişi kaldı." Konuşmaya bir başka tarafı suçlamadan başlamak, yaşadığımız sorunları anlamanın anahtarı olabilir. Çünkü Türkiye'nin mağdurları, sorunlarını sistemin yapısı üzerinden değil, diğer mağdurlar üzerinden tartışıyorlar. Bu kesimlerin bir araya gelebilmesi, konuşmayı denemesi, 'ötekini' suçlamanın anlamsızlığını da ortaya koyuyor. Çünkü hepsinin şikâyetleri ortak. Sorunlar devletin işleyiş mantığı ile ilgili olunca, eleştiriler de olması gereken hedefe, devlete yöneliyor. Özetle, çok sık başvurduğumuz ve birbirimizin gardiyanlığına soyunmamızı mümkün kılan 'Bunlar ne istiyor?' sorusu Küçük Millet Meclislerine katılanlar arasında artık sorulmuyor. İlginç bir biçimde proje Türkiye'nin batısında pek tutmamış. Projenin Malatya'daki kurucularından Ferman Salmış, küçük meclislerin sadece Eskişehir'de başarılı olduğunu, Antalya ve Trabzon'dan beklenen sonucun alınmadığını söylüyor. Bundan ne anlamalıyız peki? Batıda daha mı az ihtiyaç var konuşmaya? Yahut Türkiye'nin doğusunda sorunlardan kaynaklanan ortak bir dil oluştu ve konuşmak daha mı mümkün orada? Türkiye'nin doğusunun politik bilinç açısından batıdan farklı olduğu bir gerçek. Yaşanan ağır sorunlar o bölgede yaşayanları kendi hayatları ve varlıkları üzerine daha fazla düşünmeye itti. Tersinden bir avantaj olan bu durum keskin bir kimlik algısı ve ona ait terminolojiyi de üretti. Küçük meclisler projesinin doğuda daha çok tutmasını, başarılı olmasını oradaki aşırı politikleşmeyle açıklayanların yanında, STK'ların gelişmesine bağlayanlar da var. Küçük Millet Meclisi toplantıları bir rapor şeklinde yayımlanacak. Raporlaştığında daha net sonuçlara varacağımız bu deneyim adı nedeniyle mütevazı görünse de, yukarıdan algılanmayanları göstermesi bakımından kayda değer. ZamanBu makale 374 kez okundu.
|
|
| İletişim | Reklam 2005 - 2012 Sitedeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz. |