|
Çok Okunanlar
Basından Seçki
|
|
|||||||||||
![]() Aslı Aydıntaşbaş
Washington’da pull-aside formülü1
ABD CIA TBMM NATO TOBB İran DEİK ajan TÜSİAD Ankara Ermeni Türkiye nükleer Amerika Ak Parti Ermenice İstanbul soykırım yolsuzluk Hindistan Oval Ofis Ermenistan Washington G20 zirvesi Wall Street milli irade Beyaz Saray Barack Obama derin devlet Manmohan Singh Ahmet Davutoğlu Bakanlar Kurulu Nicholas Sarkozy Wall Street Journal Dışişleri Bakanlığı Sen de etiket ekle! gönderErdoğan 12 Nisan’da nükleer zirve için Washington’a giderse, Obama’yı kenara çekip (pull-aside) 20 dakika görüşecek. Ankara Washington’dan Obama’nın 24 Nisan’da soykırım denmeyeceği garantisi istiyor. BD Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesi’nin Ermeni soykırımını kabul etmesinden sonra başlayan olaylar silsilesi, beklenmedik bir zamanda Türk-Amerikan ilişkilerini “ciddi” sayılabilecek bir krizin eşiğine getirdi. Türkiye’nin Washington Büyükelçisi Namık Tan’ı geri çekmesiyle başlayan kriz, Başbakan Erdoğan’ın “Amerika’dan net bir tavır” beklentisiyle tam bir diplomatik satranca dönüştü. Ankara, ikili ilişkilerin rayına oturması için Washington’dan “çifte garanti” istiyor. Türk hükümeti, son günlerde resmi ve gayriresmi kanallar üzerinden Washington’a ilettiği mesajla, soykırım tasarısının Kongre’de Temsilciler Meclisi genel kuruluna gelmeyeceği ve Başkan Barack Obama’nın her yıl 24 Nisan’da yayımladığı bildiride “soykırım” demeyeceğinin garantisini istiyor. Genel Kurul’a gelmez ama garanti zor Ancak Obama yönetimi ve ABD Dışişleri Bakanlığı, “Kongre’nin ne yapacağı konusunda taahhütte bulunamayız” diyerek yazılı ya da sözlü olarak Ankara’nın istediği sözü vermekte zorlanıyor. Aslında komiteden kıl payı geçen tasarının Genel Kurul’a gelmesi beklenmiyor. Ancak Washington, “milli irade”nin yansıması sayılan Kongre’yle ilgili herhangi bir taahhütte bulunmaktan kaçınıyor. Aynı şekilde ABD Dışişleri yetkilileri, Başkan olmadan önce “soykırım” diyen ve TBMM’de yaptığı konuşmada 1915’te yaşananların “soykırım” olduğuna inandığını hissettiren Obama’nın 24 Nisan’da nasıl bir mesaj yayımlayacağı konusunda da Ankara’nın istediği garantiyi vermekte zorlanıyor. Geçen yıl 1915’te yaşananları Ermenice “metz yegern” (büyük felaket) ifadesiyle anan Obama’nın, bu yıl da “soykırım” lafını kullanmayacağı beklentisi var. Ancak Ankara’nın istediği yazılı ya da sözlü “garanti” Beyaz Saray ve Amerikan Dışişleri Bakanlığı’nı zora sokuyor. Nükleer zirvede “pull-aside” Derinleşen krizi aşmak için gözler, Başbakan Erdoğan’ın 12-13 Nisan’da Washington’da katılması beklenen uluslararası zirveye kilitlendi. Obama’nın ev sahipliğiyle yapılan ve İran konusunun da gündeme geleceği zirveye, Hindistan Başbakanı Manmohan Singh’ten Nicholas Sarkozy’ye kadar 44 ülkeden lider ve temsilci katılıyor. Erdoğan zirveye giderse, ABD Başkanı Obama ile “pull-aside” (kenara çekme) denilen gayriresmi bir formülle bir araya gelmesi tasarlanıyor. Amerikalıların “pull-aside” dediği buluşmalar, resmi bir Beyaz Saray Oval Ofis görüşmesi niteliği taşımasa da gündem ve zamanlamasının önceden ayarlandığı birer “mini-zirve” işlevi görüyor ve süre olarak 5-10 dakikadan 45 dakikaya kadar uzayabiliyor. Hem Türk hem de ABD’li yetkililer, Erdoğan’ın Washington’a gitmesi halinde iki liderin bu formülle bir araya gelebileceğini belirtti. Obama ve Erdoğan, daha önce Pittsburg’daki G20 zirvesi ve NATO’da da benzer bir şekilde bir araya gelip ikili ilişkileri görüşmüştü. Buluşma olması halinde Erdoğan’ın Obama’ya 24 Nisan konusunda uyarıda bulunması ve “soykırım” konusunda bir çıkışın Türkiye ve Ermenistan arasındaki normalleşme sürecini olumsuz etkileyeceğini vurgulaması bekleniyor. Kritik Bakanlar Kurulu Hükümetin tavrı ve Başbakan Erdoğan’ın 12 Nisan’da Washington’a gidip gitmeyeceği, bugün yapılacak Bakanlar Kurulu toplantısından sonra netleşecek. Kabinede, Washington’a yönelik tavrın ne sertlikte olması gerektiği konusunda iki farklı görüş var. Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun da aralarında bulunduğu bazı bakanlar, ABD’nin Türkiye’ye “muhtaç” olduğunu ve Ankara’nın 24 Nisan’a kadar herhangi bir yumuşama göstermemesi gerektiğini, ilişkiyi düzeltme sorumluluğunun Washington’da olduğunu düşünüyor. İkinci görüşü savunanlar ise, Türkiye’nin dünyanın en güçlü ülkesi konumundaki müttefikine yönelik izlediği kontrollü gerilim politikasının Ankara’yı Batı dünyasından uzaklaştıracağını, geri çekilen büyükelçilerin bir an önce geri dönerek ilişkilerin tamiri ve Ermeni çabalarına karşı lobi yapması gerektiğini savunuyor. Başbakan’ın nihai kararı beklenirken, tüm bakanların ABD programlarının iptaline karar verildi. TÜSİAD heyeti Washington gezisini iptal ederken, TOBB ve DEİK de her yıl ABD başkentinde yapılan Amerikan Türk Konseyi (ATC) toplantısına katılmak için hükümetin tavrının netleşmesini bekliyor. Beyoğlu’nda yaşayan “Komplo Teorisyeni” Hafta sonu ABD’nin en etkili gazetelerinden Wall Street Journal’da Türkiye’yi boğup bitiren “komplo teorileri”yle ilgili şahane bir yazı çıktı. Bazen içine düştüğümüz çılgın ruh halini başka birinin kaleminden okumak faydalı oluyor. Türkiye’ye “komplolar ülkesi” adını takan Claire Berlinski, kuşbakışından bakınca bölünmüş bir Türkiye görüyor: Bir yanda her engeli asker ve yargının içinde olduğu bir “derin devlet” komplosu olarak gören, diğer yanda her köşeyi dönerken “Eyvah AK Parti ve Gülen cemaati devleti ele geçirdi” diye yakınan iki “paranoyak” cephe... Ve diyor ki, “Türk siyasetindeki bu paranoyak tarz Batı’yı kaygılandırmalı. Ancak Türkiye’nin asıl derdi İslamileşme ya da askerin kontrolden çıkması değil, seçimlerin varlığı altında gizlenen otoriterlik ve yolsuzluk.” Yanlış mı? Komplo teorilerinden yeterince nasibini almış biri olarak dün Claire’i kutlamak için aradım. Claire Berlinski, 4 yıldır Türkiye’de, daha doğrusu Beyoğlu’nda yaşayan genç bir kadın. Akıcı bir dili, yaman bir muhabirliği var. ABD’nin önde gelen yayınlarına serbest muhabir olarak çalışıyor. Claire kendine göre komplocu bakışın sosyolojik olarak nereden geldiğini anlattı. “Peki burada yaşarken seni CIA ajanı olmakla suçlamıyor mu insanlar?” diye sordum. Bu, Türkiye’de yaşayan İngiliz ve Amerikalıların kaderidir. İstanbul’da yaşayan birçok yabancı yazar ve gazeteciyi tanıyorum. Neredeyse hepsi şu ya da bu şekilde “Sen CIA ajanı mısın?” sorusuyla muhatap oluyorlar. Türklerin her tür yabancılığa yönelik komploculuğuna o kadar alışıklar ki, artık birçoğu uzun uzadıya ajan olmadığını açıklamaya çalışmak yerine gülüp geçer hale gelmiş. Claire ise değişik bir şey yapmış. Oturup bunun romanını yazmış. “Aslan’ın Gözleri” (“Lion’s Eyes”) İstanbul’da geçiyor ve CIA ajanı olmakla suçlanan Claire Berlinski (!) isimli genç bir romancının, onun ajan olduğuna emin olan İranlı bir adamla tanıştıktan sonra yaşadığı romans ve macerayı anlatıyor. “Ama bu bir roman” diyor Claire. “Tabii, tabii”, diyorum ben de. MilliyetBu makale toplam 183 defa okunmuştur.
|
||||||||||||
|
||||