 Taha Özhan
Dış Politika Mitlerimiz!
Taha Özhan
13 Mart 2010 Cumartesi 15:46
|
Dış politika yapım süreçleri büyük oranda uzun vadeli ve makro hedefleri gözetir. Belli dönemlerde ve durumlarda ise kısa veya orta vadeli menfaatlere yoğunlaşır. Genellikle dış politika yapımında kullanılan metodlar dinamik; prensipler ise statiktir. Presiplerin hızlı şekilde değiştiği dönemlerde politika yapımı zorlaşır.
Buraya kadar sıraladığımız tespitler, dış politika yapımında oldukça basit görünen ama bazen de unutulan hayati ilkelerdir. Genelde, politika yapımında doğrudan görev alan bürokrasi bu prensipleri iyi kötü hiç bir dönem unutmamış olsa da; medyamızda cari dış politika gelişmelerine dair kalem oynatanların hızla unuttuğu temel yaklaşımlardır.
Geçen hafta ‘futbol diplomasisi’ ile başlayan sürecin Erivan, Bursa ayaklarından sonra ‘üçüncü maçımıza’ dönüştürülen Washington ayağını kaybettik. Bu durum karşısında merkez medyada bakanın istifasını isteyen kalemlerden, komşularla sıfır problem yaklaşımının ‘mavi boncuk’ dağıtarak iflas ettiğini dile getirenlere; ABD Ankara elçisinin son zamanlarda bazı isimlerle görüşmeler yaparak ‘Türkiye’de yeni bir iktidar arayışı içerisine girdiğini’ söylecek kadar ileri gidenler oldu.
Öncelikle ‘istifa etmeli’ şeklindeki müthiş yaklaşıma göre 1980’lerden bu yana neredeyse her sene bir dış işleri bakanını ‘ermeni soykırımına’ kurban vermemiz gerekirdi. Çünkü hali hazırda 20’ye yakın ülke soykırım iddialarını tanımış durumda. ABD’de 41 eyalet bir şekilde bu iddiaları kabul etti. Aynı şekilde soykırımı bizzat kabul eden bir o kadar da dünya lideri bulunmakta.
Son gelişmelerden sonra ‘komşularla sıfır problem’ yaklaşımının ‘saçma, akılcılık açısından içi boş bir hayal’ olduğunu söyleyen isimler de çıktı. Düzeyleri birbirine karıştıran bir yaklaşım tarzı bu.
Yarınla bugünü, vizyonla oyun planını birbirine karıştıran bir yaklaşım. Ülkülerin, temel hedeflerin hemen yanında, önünde ve arkasında müşahhas bir proje arama hastalığı. Temenni ile temin etmek arasındaki alanda yapılan işe siyaset dendiğini unutan bir bakış açısı.
Bu yaklaşıma göre ‘Yurta Sulh, Cihanda Sulh’ diyen Atatürk aslında sadece ‘naïf bir hayalperest’ değil aynı zamanda ‘saçma bir hedefin peşinden’ giden liderdir. Öyle ya, komşularla bile sorunlarını çözmeyi hedefleyen yaklaşım ‘akılcılık açısından’ sorunlu ise; dünyada sulh peşinde koşan bir yaklaşıma ne diyeceğiz! Hem de yedi düvel memleketinin üzerine çökmüşken!
Hasılı kelam, ‘komşularla sıfır problem’ bir dış politika teknolojisi değil prensibidir. ‘Metod, teknik ve kurallar’ arasındaki derin ilişkiyi anlatmaya kalkacak değiliz. Lakin kenarından bilim felsefesine bulaşanlar devasa literatürü de bilirler. Amerika-Türkiye ilişkilerindeki sorunlar veya Ermenistan protokollerindeki sıkıntılar da öncelikle prensiplerinizi değil metodunuzu veya teknolojinizi gözden geçirmeyi icbar eder. Eğer dış politikanın o dinamiklerinde sorun bulamazsanız presibinizi sorgulamaya başlarsınız.
habertürk