Haber 10
Anasayfam Yap Favorilere Ekle Haber Bandı EkleReklamİletişim  
Haber 10
DÜNYA EĞİTİM EKONOMİ GÜNCEL KÜLTÜR-MEDYA SAĞLIK SİYASET SÖYLEŞİ SPOR
9 Şubat 2012, Perşembe
 DÖVİZ KURLARI : 
Taha Özhan
Taha Özhan
Irak Seçimleri; Irak’ta Vekalet ve Sefalet Savaşları
Taha Özhan

Irak Seçimleri; Irak’ta Vekalet ve Sefalet Savaşları

Irak 20 Mart 2003`ten beri ABD işgali altında. Irak, işgalin 7. yılında, 7 Mart’ta genel seçimlere gidiyor. Irak anayasasına göre 31 Ocak’tan önce yapılması gereken seçimler, seçim yasası üzerindeki anlaşmazlıklardan dolayı iki ay sonraya, Mart 2010’a ertelendi. İşgal altındaki Irak’ta etnik-mezhepçi siyasi kutuplaşma seçimleri yine baskı altına almış durumda. Ancak, son iki yıldır, ABD’nin SOFA antlaşmasını imzalamasından bu yana, Irak’lılar için işgalin –naif bile olsa- 2011’de bitme ihtimali belirmiş oldu. Bu ihtimal bile Irak’ta merkezi eğilimlerin güçlenmesine, etnik veya mezhepçi yaklaşımların nispeten daha durağan kalmasına yol açtı.

Lakin 2010’la birlikte seçim sath-ı mailine girildiğinden beri şiddetin hızla yükselerek grupları merkezden kopararak işgalin icat ettiği kamplarına ya da kafeslerine itmekte nispeten başarılı olduğunu söylemek gerek. Özellikle kırsal kesimlerde, son saldırılarla etnik-sekteryan fay hatları çok daha kolay harekete geçerken; şehir merkezlerinde aynı hareketliğin geçerli olmadığı aktarılmaktadır. Şehir merkezleri, ortalama bir Irak’lının temel arzusunu dile getirmektedir: İşgale son verilsin, günlük hayatta temel ihtiyaçlara (güvenlik, elektirik, temiz su vb.) ulaşımda bir sıkıntı olmasın.

Irak’ta seçimlerde partilerden ziyade koalisyon blokları yarışmakta. Bazı bloklar içerisinde farklı etnik ve mezhepten Irak’lıları barındırmakta. Bu bile Irak’ta yükselen ‘Iraklılık’ duygusunu görmek için yeterli. Hemen her grup tek başına iktidara gelemiyeceğini çok iyi biliyor. Bütün kesimlere ulaşmanın basit bir siyaset teknolojisi olan koalisyon blokları devreye giriyor.

Bu bloklar şunlar: Irak Milli İttifakı 2005 seçimlerinde mecliste %47 oranında sandalyeye sahip Müttefik Irak İttifakı’nın (MIİ) devamı ve öne çıkan ismi İbrahim Caferi; 2005’teki MIİ’nın bir başka devamı ise Kanun Düzeni İttifakı (Nuri El Maliki); Irak’ın Birliği İttifakı 2005’te mecliste %16 civarında sandalyesi bulunan Irak Mutabakat Cephesinin (IMC) devamı (Cevad Al-Bolani); Irakiyye de IMC’nin bir devamı olan hareket (İyad Allavi ve Tarık Haşimi); Irak İttifakı da IMC’nin devamı olarak seçimlere giriyor (Eyad Al-Semarai) ve son olarak 2005’te meclis sandalyelerinin %19’unu alan Kürdistan İttifakı (Barzani ve Talabani). Bu ittifakların dışında Şiilerin bastırmasıyla, Baasçı olmakla suçlanarak seçimlerden dışlanan kalabalık bir liste de bulunmakta.

Irak, işgalin 7. Yılında yapacağı genel seçimlerine üç baskı altında giriyor: Amerikan işgali, bölgesel güçler ve etnik-mezhepçi siyasi bölünmüşlük. Bu üç baş edilmesi oldukça güç baskının ortalama Irak’lıya yansıması ise gündelik hayatın zehir olması. 7 Mart seçimlerinde gündelik hayata dair daha fazla umut vermeyi başaran ittifakın daha güçlü çıkacağı aşikar. Öyleki, onyıllardır kaos içerisinde olan Irak’ta, hiç bir dönem, sıradan Irak’lıların Amerikan işgali sonrası diktatörlük dönemlerini bile aramalarına şahitlik etmemiştir. Seçimden şimdiden galip çıkacak irade de bellidir: Irak’lıların, ABD’yi Saddam’a; Saddam’ı da Amerika’lılara tercihe mahkum olmadığına inanan ittifak uzun vadede kazanan olacaktır.

Irak’ta Vekalet ve Sefalet Savaşları

Irak, dün yapılan seçimlerle daha istikrarlı bir dönemin kapısını aralamayı ümid ediyordu. 1921’de İngiltere’nin önce Bağdat ve Basra vilayetleriyle, beş yıl sonra da Musul’u katarak ‘kurduğu’ Irak’ın modern tarihi çatışmalar ve savaşlarla dolu. Sadece son otuz yıl içerisinde, Irak’ta Saddam döneminde, savaş ve ambargolar nedeniyle ölen insan sayısının iki milyonun üzerinde olduğu tahmin ediliyor. ABD işgali işte bu feci faturanın üzerine tuz biber ekmiş oldu.

Bush’un 1 Mayıs 2003’te Abraham Lincoln uçak gemisi üzerinde ‘Hedeflere Ulaşıldı’ yazılı pankartın önünde ilan ettiği ‘zaferinin’ de üzerinden neredeyse 7 yıl geçti. İşgalin ortaya çıkardığı fatura çok ağır oldu. Yüzbinlerce insan öldü, bir o kadar da yaralandı. İşgal yönetiminin ‘büyük hedefler, büyük sapmalar’! prensibi gereği attığı sorumsuz adımlar neticesinde Irak’lının günlük yaşantısı adeta cehenneme döndü. Saddam dönemindeki ‘istikrardan’ bile dem vurulmaya başlandı.

‘Irak ekonomik potansiyeline göre derin bir fakirlik içerisinde. Halkın yaşam standardı çok kötü durumda. Kişi başına GSMH 84 dolar civarında. Nüfusun büyük bir kısmı yaygın hastalıklarla boğuşuyor. Konut ve temizlik sıkıntısı had safhada…’ Bu satırlar Dünya Bankası’nın 1950 yılında yayınladığı 430 sayfalık rapordan. 84 dolarlık kişi başı geliri, 60 yıl sonraya, yani 2010 rakamlarına regresyonunu yaptığımızda daha farklı bir tabloya ulaşamıyoruz.

Irak bulunduğu jeopolitik yer itibariyle vekalet savaşlarının en yoğun yaşandığı bir ülke. Amerika’nın Afganistan’da Taliban’ı; Irak’ta ise Saddam’ı devirmesiyle vekalet savaşlarının baş aktörü İran’a rahat bir stratejik derinlik imkanı sağlandı. Irak adeta, ABD’nin askeri, İran’ın ise siyasi işgaline maruz kaldı. İran’ın 1979 yılında 444 gün süren krizde elinde tuttuğu ABD’li rehine sayısı 150 civarındaydı. Irak’ın işgalinden bu yana sayının 150,000’e çıktığına müstezhi yorumları yapılır oldu. Diğer taraftan, Körfez Savaşı sonrası Kuzey Irak’ta de facto ortaya çıkan denkleme sadece güvenlik eksenli bakan Türkiye ise, Kuzey Irak ve PKK’nın bütün Irak perspektifini esir almasına müsade etti. 1990’dan 2009’a kadar Irak’la ilişkilerimizi en yoğun ve en fazla katkı veren dönemlerinde bile bir ayağımız, Kuzey Irak hep eksik kaldı. Uzunca yıllar Kuzey Irak’la Washinton üzerinden konuştuk.

Sadece son bir haftada Irak’ta yüzlerce insan vekalet savaşlarına kurban gitti. İşgalin icat ettiği etnik-mezhepçi kamplara Irak’lıları hapsetmek isteyen güçler belli ölçüde başarılı oldular. ABD ise 2011 sonu için düşünülen geri çekilme planını gözden geçirmeye başladı. Türkiye, vekaleten savaş verenlere inat bütün bir Irak ve bütün Iraklılar için Irak’ta iç konsolidasyon siyasetine ağırlık vermelidir. Bunun ise ölçücü bellidir: İşgalden hala medet umanlar ile vekaleten Irak’a nizam vermeye çalışanlara karşı Irak’ta merkezi eğilimleri desteklemek.

Taha Özhan/SETA Genel Koord.

Haberturk 07.03.2010 - 08.03.2010

Bu makale 1,081 kez okundu.

YORUM YAZ
BU MAKALEYE YAPILAN YORUMLAR
YAZARIN SON YAZILARI
» Ortadoğu korkuları
» Seçimlerden 'Yeni Mısır' çıkar mı?
» Yeni Amerikan yüzyılı sona mı erdi?
» Ortadoğu isyanları ve yerli oryantalizm
» Ortadoğu'nun siyasal turnusolu: Suriye
» PKK silah bırakmak istiyor mu?
» Uzlaşma ile eski Türkiye makasında yeni anayasa
» BM'de farklı bir Türkiye
» İsrail "kazanarak" kaybetmeye devam edecek
» PKK ve Baasçılık
SON DAKİKA
araba.com
YAZARLAR
RÖPORTAJ
Atatürk kendi medyasını kurdu
TAHA Akyol: Atatürk’ün, ‘Bu Cumhuriyet, kendi mizacında kendi basınını meydana getirecek’ diye bir konuşması var. Nitekim 1925 ve 1926’daki yargılamalardan sonra basın sustu.
Kitap Adresi
DÜŞÜNCE-ANALİZ
DÜŞÜNCE-EDEBİYAT
ÇOK OKUNANLAR
Bugün Bu Hafta Bu Ay
Haber 10 İletişim | Reklam    2005 - 2012
Sitedeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz.
Anadolu AjansıAnadolu Ajansı Cihan Haber AjansıCihan Haber Ajansı