| Anasayfam Yap Favorilere Ekle Haber Bandı EkleReklamİletişim |
![]() |
| DÜNYA EĞİTİM EKONOMİ GÜNCEL KÜLTÜR-MEDYA SAĞLIK SİYASET SÖYLEŞİ SPOR |
| 7 Şubat 2012, Salı | Ana SayfaGünün HaberleriArşivFoto GalerilerVideo GalerilerGazete Manşetlerihaber10.mobi | ||
|
|||
Korku sinemasının tartışmasız en büyük yapımlarından ‘Şeytan’ (The Exorcist, 1973), Kuzey Irak’tan bir sahneyle başlar. Bu görüntüyü hatırlayan var mı bilmiyorum ama, Türkiye’de statükonun herhalde son yirmi yıldaki en büyük kabusu, Kuzey Irak/Irak Kürdistan’ı/Irak’ın Kuzeyi oldu. Peşpeşe saydığım bu isimlendirmeler, bu bölgeyle ilgili kafa karışıklığının özeti aslında. Mevcudu korumak telaşında olanlar için Irak’ın Kuzeyi. Ortalama bir tarif arayanlar için Kuzey Irak. Irak’ta yaşayan Kürtler için Irak Kürdistan’ı. *** Türkiye Kuzey Irak’ta olup biteni kendi aleyhinde bir ‘tezgah’ olarak algılarken, bunu kendi içindeki Kürt hareketleriyle de bir şekilde irtibatlı gördü. Böylece bir asır önce kendi yönetimi altındaki bir bölgeyi ‘yumuşak karnı’ haline getirdi. Kabusun nedeni malum. Bölgede Kürtler tarafından kurulacak olan bağımsız bir devletin Türkiye’yi de etkisi altına alması. Böyle tarif edince kulağa ne kadar tuhaf, hatta sakil geliyor değil mi? Topraklarında yüzyıllar boyunca Kürtlerle birlikte yaşayan bir devletin, şu veya bu nedenle kendisinden kopan bir bölgede yaşanan gelişmeleri kendi aleyhine görmesi, hele küçük olanın büyük olanı etkileyeceğini kabullenmesi, hali hazırda bazı kesimlerde bir paranoya olarak varlığını koruyor. Ne zaman Kuzey Irak ,Türkiye’nin ‘yumuşak karnı’ olmaktan çıkmaya başladı? Dış politikayı sadece ‘sert güç’ üzerine kurmanın yanlış olduğunu görüp, ‘yumuşak güç’ unsurlarını harekete geçirmeye başladığımız zaman. Hali hazırda bunu ne kadar başarabildiğimiz elbette tartışılabilir. Ancak özellikle Suriye ve Irak konusunda alınan mesafede, siyasi, diplomatik, ekonomik ve kültürel araçların devreye girmesinin önemli rolü olduğu ortada. *** Bu satırlar yazılırken Irak’ta seçimler yapılıyor. Birkaç kez yapılan ertelemenin ardından Irak halkı seçim sandığına gidiyor. Seçim sonuçları için en az birkaç gün beklemek gerekiyor. Ama ondan önce bizi doğrudan ilgilendiren tarafına bakmaya devam edelim. Kürtlerin yoğun olarak yaşadığı bölgede işgalden sonra dengeler beklenmedik bir hızla değişti. Daha önce biraz da uluslararası ilişkilerinin sağladığı avantajlarla bölgenin hakim ikilisi olan Mesud Barzani ve Celal Talabani için, işler eskisi kadar rahat değil. Talabani, cumhurbaşkanlığına rağmen kendi bölgesindeki son seçimlerde Nuşirvan Mustafa liderliğindeki Goran (Değişim) hareketine karşı beklenmedik yenilgiler yaşadı. *** Bu defa da seçimlerde gözler Goran hareketinin üzerinde. Erbil başta olmak üzere Barzani’nin etkinliğindeki bölgelerde nasıl bir sonuç alacağı merakla bekleniyor. İşgalden sonra Talabani’nin işaretiyle hedef haline getirilen İslamcı Kürtler, aldıkları ağır darbeye rağmen ilk seçimlerde ciddi bir çıkış yakalamıştı. Ancak daha sonra biraz da yaşadıkları iç çekişmeler yüzünd en bu çıkışı devam ettiremediler. Goran, yani Değişim Hareketi neden önemli? Birkaç özelliği yüzünden. Birincisi İslamcı Kürtler gibi ABD ile çatışma halinde değil. İkincisi hareketin lideri uzun yıllar mücadele veren ‘efsane’ isimlerden. Buna bir de Barzani ve Talabani’nin aşiret ve aile merkezli olarak yürüttükleri siyasetin giderek yolsuzluk batağına saplanmasını eklersek, Değişim Hareketi için hayli geniş bir etkinlik alanı ortaya çıkabilir. Acaba Türkiye bu dinamikleri dikkate alan bir stratejiyle mi seçimleri takip ediyor? Yoksa eski alışkanlıkların bir parçası olan ittifakları yeterli görerek mi? Bunları hafta içinde tekrar tartışalım. StarBu makale 399 kez okundu.
|
|
| İletişim | Reklam 2005 - 2012 Sitedeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz. |