Haber 10
Anasayfam Yap Favorilere Ekle Haber Bandı EkleReklamİletişim  
Haber 10
DÜNYA EĞİTİM EKONOMİ GÜNCEL KÜLTÜR-MEDYA SAĞLIK SİYASET SÖYLEŞİ SPOR
9 Şubat 2012, Perşembe
 DÖVİZ KURLARI : 
Hilmi Yavuz
Hilmi Yavuz
Kemalizm mi, 'Kadro'culuk mu?
Hilmi Yavuz

Kemalizm mi, 'Kadro'culuk mu?

1930'lu yılların başında Kemalizm'e bir ideolojik arkaplan edindirme misyonunu üstlenen 'Kadro' dergisinin Bonapartist söylemlerinin Reisicumhur Gazi Mustafa Kemal Paşa ve Başvekil İsmet Paşa tarafından onaylanmadığını ve bu durumun derginin kapanmasıyla sonuçlandığını biliyoruz.

Dergi, Demokrasi karşıtı Bonapartist söylemlerini, Hitler'ci Nasyonal Sosyalizmle örtüştürülebilecek kertede ileri götürmüştür ve mesela 'Kadro'nun kurucularından İsmail Hüsrev'in Derginin 19. sayısında yer alan 'Milli Kurtuluş Devletçiliği' yazısı bunun apaçık örneğidir. İsmail Hüsrev'in, Hitler'den yaptığı alıntılarla Türk Milli Kurtuluş Savaşı'nın bir nevi faşist diktatörlükle tamamlanması gerektiğini ima eden yazısı, Kadro'cuların demokrasi konusundaki zihniyet yapısını ortaya koymak bakımından ziyadesiyle manidardır. Prof. Dr. Naci Bostancı 'Kadrocular ve Sosyo-Ekonomik Görüşleri' adlı çalışmasında bu durumu şöyle değerlendirir:

'Kadrocuların fikirlerini yorumladıkları Hitler'den bu konuda pek de farklı düşünmedikleri ortadadır. Demokrasi konusunda Hitler'in görüşleriyle Kadro'cular arasında büyük bir paralellik vardır. Cahil ve bilgisiz halk (!) doğru ve yanlışı tefrik edemez ve kendi kendini idare etme ehliyetini gösteremez. Hitler de böyle düşünüyor, Kadro'cular da...'

Şimdi dikkat edilsin: Kemalist Bonapartizme, 'Devletçilik' başlığı altında faşist, nasyonal sosyalist bir ideolojik kılıf uydurma girişiminin bizzat Gazi Mustafa Kemal Paşa ve İsmet Paşa tarafından reddedildiği gözönünde bulundurulursa, bugün Türkiye'de Demokrasi aleyhdarlığını ve onun bir içermesi olan cuntacılık ve darbeciliği Kemalizm ile ilişkilendirebilmek mümkün değildir. Bugün 'halkın kendi kendini idare etme ehliyetini' gösteremediğini öne sürerek Demokrasiyi reddedenler, bunu Kemalizm adına yaptıkları safsatasını dolaşıma sokmuşlardır ki, bunun adı Kemalizm değil, düpedüz, Kemalizm'in reddettiği 'Kadro' ideolojisidir. Ve Kemalizm,'Kadro'culuk değildir...

Türkiye'de son elli yıldır silahlı kuvvetlerin cunta oluşumları ve darbe girişimleri, Kemalizm adına yapılmış gibi gösterilerek meşrulaştırılmaya çalışıldı. Hiç kimse de bunun böyle olup olmadığını sorgulamadı. Unutmamalı: Reisicumhur Gazi Mustafa Kemal Paşa, Türkiye Cumhuriyeti'ni gençliğe emanet etmiştir,-cuntalara değil!

Prof. Dr. Mete Tunçay, 'Taraf' gazetesinde Neşe Düzel'le yaptığı konuşmada, Düzel'in 'Ordu, Atatürk zamanında da kendisini ayrıcalıklı görüyor muydu?' sorusuna, son derece dikkate değer şu cevabı veriyor: 'Atatürk Abdülhamid'in hatasını yapmadı. Orduyu güçlendirmedi.'

Prof. Mete Tunçay bu tespitinde fevkalade haklıdır;-şundan dolayı: Gerek Türkiye Cumhuriyeti'nin birinci cumhurbaşkanı Gazi Mustafa Kemal Atatürk, gerekse ikinci cumhurbaşkanı İsmet İnönü, asker kökenli oldukları halde, silahlı kuvvetlere, sivil bürokrasiye kıyasla hiç bir imtiyaz tanımamışlar; asker ve sivil bürokrasi arasında, ordu lehine herhangi bir pozitif ayrım gözetmemişlerdir. Askeri bürokrasinin, giderek imtiyazlı bir konuma gelişinin başlangıcı 27 Mayıs 1960 ise, sonrası, onu takip eden darbelerdir...

Prof. Dr. Mete Tunçay şöyle diyor: 'Bizim ordunun siyaseti dikte etme imkanı var. Ve ordu da bunu yapıyor. Aslında ordunun ne kadar laiklik ve ilericilik yanlısı olduğu konusunda karar vermek güç. Ama şu kesin: İlerici ve laiklik yanlısı görünmek, orduya dominant bir güç olma imkanını sağlıyor. Zaten ordunun istediği de Türk toplumu üzerindeki egemen konumunu sürdürmek. Bütün bu laiklik ve Atatürk devrimleri vurgusu, topluma direktif vermenin bir bahanesi oluyor ordu için. Ordunun ilericiliği açıkçası, bana bahane gibi geliyor. Toplumdan niye daha ilerde olsunlar ki?'

Doğrusunu söylemek gerekirse, Kemalizm'in cuntacılığa ve darbelere meşruiyet kazandırdığı düşüncesini hiçbir zaman anlayamadığımı itiraf etmeliyim. Darbecilik, Kemalizm'in öz'üyle çelişir. Bu öz, 1923-1925 yılları arasındaki demokratik, özgürlükçü ve yurttaşı 'devrim yanlısı ve ilerici'/'cahil, bilgisiz ve gerici' diye ikiye ayırmayan Kemalist öz'dür. Mustafa Kemal'in Halkçılığı herkesin yasalar önünde eşit olmasıdır.Bu, Fransız İhtilali'nden sonra biçimlenen ondokuzuncu yüzyıl liberal burjuva halk anlayışıdır. Nitekim, bunun sonucu olarak siyasi iktidarın dayandırıldığı egemenlik anlayışı da, temsil yoluyla gerçekleşecek olan milli egemenlik'tir... Yani, Demokrasi...

Gazi Mustafa Kemal Paşa, 'Hakimiyet kayıtsız şartsız milletindir' demişti;- 'Kadro' zihniyetinden kaynaklanan cuntacı ve darbeci bir 'elit zümre'nin değil!

Zaman

Bu makale 382 kez okundu.

YORUM YAZ
BU MAKALEYE YAPILAN YORUMLAR
YAZARIN SON YAZILARI
» Ankara'nın 'İklim'i
» Ne olacak bu üniversitelerimizin hâli?
» Hizipçi Memur Partisi: CHP
» Atatürk'le İnönü'nün arası neden açıldı?
» CHP, Gerçekten 'Demokrat' mıdır?
» 'Zihin açılımı'
» 1 Mayıs 1959 tarihinde Uşak'ta ne olmuştu?
» Siyaseti vesayet altına almak
» Kadro ve Yön: Ergenekon'un teorik temelleri
» Malatya İzlenimleri (2)
SON DAKİKA
araba.com
YAZARLAR
RÖPORTAJ
Atatürk kendi medyasını kurdu
TAHA Akyol: Atatürk’ün, ‘Bu Cumhuriyet, kendi mizacında kendi basınını meydana getirecek’ diye bir konuşması var. Nitekim 1925 ve 1926’daki yargılamalardan sonra basın sustu.
Kitap Adresi
DÜŞÜNCE-ANALİZ
DÜŞÜNCE-EDEBİYAT
ÇOK OKUNANLAR
Bugün Bu Hafta Bu Ay
Haber 10 İletişim | Reklam    2005 - 2012
Sitedeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz.
Anadolu AjansıAnadolu Ajansı Cihan Haber AjansıCihan Haber Ajansı