| Anasayfam Yap Favorilere Ekle Haber Bandı EkleReklamİletişim |
![]() |
| DÜNYA EĞİTİM EKONOMİ GÜNCEL KÜLTÜR-MEDYA SAĞLIK SİYASET SÖYLEŞİ SPOR |
| 8 Şubat 2012, Çarşamba | Ana SayfaGünün HaberleriArşivFoto GalerilerVideo GalerilerGazete Manşetlerihaber10.mobi | ||
|
|||
İspanyol Katolik rahip Bartolome de Las Casas, 1508 senesinde Haiti’ye vardığında ada üzerinde sadece 60 bin insanın yaşadığını gördü. Ve bu gördüğünün 1494-1508 seneleri arasında “beyaz adam” tarafından vahşice katledilen 3 milyon insandan geri kalan olduğunu öğrendiğinde büyük bir sarsıntı yaşadı. Bartolome de Las Casas vicdan sahibi bir insandı. Seyahat ettiği yerlerde yüzüne tokat gibi çarpan bu gerçekleri kaleme aldı. Ve ada yerlilerin huzur içinde yaşarken uğradıkları vahşeti tüm çıplaklığıyla aktardı. Ona göre “beyaz adam” doymak bilmeyen bir canavarı andırıyordu. Ne kadar alırsa alsın, daha fazlasına sahip olmak istiyordu. Haiti yerlilerinin verecek bir canı kalmıştı. Beyaz adam onu da istemişti. Ve almıştı… Bartolome de Las Casas’ın Haiti yerlileri ve Kızılderili katliamı üzerine kaleme aldıkları gelecek nesiller üzerinde de büyük etki uyandırdı. Ve yazdıkları, dünyanın farklı coğrafyalarındaki pek çok insan tarafından okundu. Sömürgeciliğin Kanlı Tarihi: Haiti Haiti de, Bartolome de Las Casas’ın adaya ayak basmasından bu yana, beyaz adamın daima iştahını kabartan toprakların başında geliyordu. Üstelik bugün olduğu gibi, o zamanlar da Rahip de Las Casas gibi düşünmeyen pek çokları vardı. Zira Haiti’deki sömürünün henüz ilk yıllarında, Juan Gines de Sepulveda adında İspanyol bir ilahiyatçı ortaya çıktı. Ve meslektaşının aksine yaşanan tüm bu vahşeti “kitabına” uydurma konusunda üstün gayret gösterdi. Ona göre “beyaz adam” dört nedenden dolayı haklıydı. Bunlardan ilki, Haiti yerlilerinin tahakküm altına alınmaya muhtaç vahşiler oluşuydu. İkincisi, sözde ilahi hukuka ve adalete karşı geldikleri için dışarıdan müdahaleyi hak ediyorlardı. Üçüncüsü, puta tapanlar tarafından kurban edilen insanlar kurtarılmalıydı. Dördüncüsü ise, toprakların gasp edilmesi yoluyla tanrının kelâmı burada hakim kılınmalıydı. Ve Haiti’nin acılarla dolu tarihi, Juan Gines de Sepulveda ve onun gibilerin sözlerinin lanetinden adeta yakasını kurtaramadı bir türlü… Köle gemileri vardı… Ve Haiti yerlileri köle gemilerine doldurulup satılıyordu. Bu gemilerde yaşananlar tam bir insanlık dramıydı… Gemilerdeki cellatların kullandığı sivri demirli çizmeler, türlü türlü işkence aletleri, zavallıların bedenlerini yarmak için yapılmış kalın demir çubuklar ve onları birbirine zincirlemek için gemiye yüklenmiş tonlarca zincir… 1.5 milyon yerlinin Atlantis okyanusuna gömüldüğü anlatan Bartolome de Las Casas, korkunç bir gerçekten daha söz ediyordu. Bu da; Kan kokusunu alan köpekbalıklarının bu gemilerin peşini hiç bırakmıyor oluşuydu. İçgüdüsel olarak yemek bulmaya şartlanmış köpekbalıkları sürekli gemileri takip ediyorlardı. Latin Amerika’nın ilk bağımsız ülkesi Uruguaylı yazar Eduardo Galeano, son kitabı Aynalar’da Haiti halkının özgürlük mücadelesine büyük yer ayırıyor. İnsanların, özellikle de Latin Amerikan halkının mustarip olduğunu “unutkanlık”la savaşmak için yazdığını söyleyen Galeano’nun bu son kitabı da, diğer kitaplarında olduğu gibi, yine vurucu bir üslupla kaleme alınmış eşsiz bir muhalif tarih kitabı… Galeano, kitapta önce Haiti’nin sömürülüş öyküsünü, ardından ise Haiti halkının gösterdiği büyük özgürlük mücadelesini anlatıyor. Ve pek çoğumuz tarafından unutulmuş, hatta bir çoğumuzun haberdar dahi olmadığını önemli bir gerçeğin altını çiziyor. Bu gerçek; Haiti’nin bulunduğu yarımkürenin ilk büyük sosyal devrimini gerçekleştiren ülke oluşu. Ancak Fransız sömürgesi altında köle haline getirilen 400 bin Afrikalının, şeker ve kahve ekimindeki 30 bin köle sahibine karşı ayaklanarak, Napolyon’un en yüksek rütbeli generalini büyük bir yenilgiye uğrattıkları gerçeği, tarihin tozlu sayfalarında kalmış, unutulmuş-unutturulmuş bir bilgi adeta. Eduorda Galeona, köleleştirilmiş olan Haiti halkının kazandığı bu büyük zaferi ve ardından 1804 senesinde gelen bağımsızlığı, sömürge ordusuna indirilen esaslı bir şamar olarak tarif ediyor. Ancak kan gölünün ortasında doğan bu yeni ulusa, dünyanın beyaz sahipleri tarafından her daim ödetilmekte olan bir bedel olduğunun da altını çizmeyi ihmal etmiyor; Aşağılanma… Kapitalizmin Laneti ve Haiti 1804 senesinde kazanılan bağımsızlık, Amerika’nın 1915 senesinde düpedüz işgal etmesiyle son buldu. Haitili Vatanseverlerin lideri Charlemagne Péralte bir kapının üzerine çivilenerek çarmıha gerildi. Binlerce insan kıyımdan geçti. İşgalci Amerikan hükümeti adına açıklama yapan zamanın Dışişleri Bakanı Robert Lansing’in sözleri gerçekten de manidardı. Zira Lansing de tıpkı Juan Gines de Sepulveda gibi , “Haiti halkının vahşi yaşama yönelik doğuştan gelen eğiliminden ve Medeniyete yönelik fiziki yetersizliğinden dolayı kendi kendini yönetme kapasitesine sahip olmadığını” söylüyordu. Ve 1934 senesine kadar bilfiil süren bu acımasız işgal büyük bir laneti de beraberinde getirdi. Dün köle gemilerinde satılan, türlü işkencelere maruz bırakıldıktan sonra köpek balıklarına yem edilen insanlar, bugün kapitalizmin kölesi haline getirildi. Adanın kaynaklarını kontrol etmek için yüzyıllardır süregelen paylaşım kavgası, Haiti’yi dünyanın en fakir ülkesi haline getirdi. Ve Amerika 1915 senesinde Haiti’yi işgal ettiğinden beri olumluya yönelik devam eden tüm uğraşlar, Amerikan hükümetleri ve onun müttefiklerince engellenerek, ada halkı mutlak bir sefalete maruz bırakıldı. Haiti, son yıllarda artık rafine hale gelmiş bir işgal ve sömürü ile mücadele ediyor. IMF anlaşmaları yüzünden, yoksulluk inanılmaz oranlarda artmış bulunmakta. Özellikle çok uluslu şirketler için adeta bir ucuz emek cenneti olan Haiti’de asgari ücret 40 dolar ve bu Latin Amerika’nın en düşük asgari ücreti… Deprem ve 230 bin ölü: Bu manzara kimin eseri? Haiti, 12 Ocak günü büyük bir depremle sarsıldı. Ve ortaya çıkan manzara içler acısıydı. Binlerce derme çatma ev bir gecede yok oldu. Yerle bir olmuş evler, üst üste yığılmış cesetlerden yapılmış barikatlar ve 7000 insanın biranda gömüldüğü toplu mezarlar… Yoksulluk, açlık ve sefalet, depremle birlikte tüm gözlerin üzerine çevrildiği Haiti’nin kara yazgısı olarak tekrar kazındı hafızalarımıza… Peki bu manzara kimin eseriydi? Haiti’nin büyük depreme neden olabilecek fay hatları üzerinde olduğu biliniyorken, neden adada depreme dair alınmış en ufak bir önlem yoktu? Oysa Haiti’de bu zamana kadar ciddi depremler olmuştu ve her 50-60 senede bir ciddi depremler olmak ihtimalinin yüksek olduğu bilimsel olarak defalarca kanıtlanmıştı. Peki, bugün depremin ardından timsah gözyaşı döken sömürgeci ülkeler ve depremi fırsat bilerek adayı tekrar işgal eden Amerika, olası bir felaketi önlemek için en ufak bir önlem almışlar mıydı? Elbette hayır! Zira insan hayatının en ufak bir önemi dahi yoktu. Ve ortaya çıkan bu korkunç manzara bir gerçeği daha gözler önüne seriyordu… Deprem falan değil; Öldüren, vuran, katleden, yerle bir eden sadece vahşi kapitalizmdi… perenbirsaygili@gmail.com Bu makale 3,781 kez okundu.
|
|
| İletişim | Reklam 2005 - 2012 Sitedeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz. |