Haber 10
Anasayfam Yap Favorilere Ekle Haber Bandı EkleReklamİletişim  
Haber 10
DÜNYA EĞİTİM EKONOMİ GÜNCEL KÜLTÜR-MEDYA SAĞLIK SİYASET SÖYLEŞİ SPOR
9 Şubat 2012, Perşembe
 DÖVİZ KURLARI : 
Adnan Boynukara
Adnan Boynukara
Rövanş veya Sivil Vesayet Değil, Değişime Direnme
Adnan Boynukara

Rövanş veya Sivil Vesayet Değil, Değişime Direnme

Öncelikle; son yıllarda kurumlar arasında yaşanan sorunlar, bürokratik tepkiler, kamuoyuna yansıyan darbe girişimleri ve askerin siyaset üzerindeki vesayetini kaybetmeme isteğinden kaynaklanan gerginliklerin ana sebebinin “rövanş alma”, “sivil vesayet” veya “sivil darbe” olmadığını söylemek lazım.

Aslında bu konuyu gündeme getirenler de bunun böyle olmadığını çok iyi biliyorlar!

Gerginliğin iki tane güncel ve bir tane de geçmişten kaynaklanan temel nedeni var.

Güncel nedenlerin birincisi; siyaset üretemeyen partilerin yerine ana muhalefet partisi konumuna soyunan ve ‘devleti halka karşı korumaya çalıştığına’ inanan yüksek yargı bürokrasisinin, var olan sınırları zorlayan ve hatta aşan tutumlarıdır.

İkincisi ise bireysel ve kişisel gerekçelerle siyasi iktidarı yıpratmak isteyen kesimlerin söylemleridir. Kendilerini seçkinci ideolojinin temsilcileri olarak konumlandırmış olan bu insanların ürettikleri ve dört elle sarıldıkları değerlendirmenin; varsayımlar, niyet okumalar ve iktidar ile var olan kişisel husumetler üzerinden üretilen bir analiz olduğunu söylemek daha akılcı görünmektedir...

Peki, tüm bu yaşadıklarımız geçmişten kaynaklanan temel nedeni ne?

SSCB’nin dağılmasıyla birlikte dünya genelinde, yeni bir düzenin ve siyaset tarzının ortaya çıktığını biliyoruz. Çağdaş dünya ve hatta Doğu Bloku dahil bir çok ülke, soğuk savaş dönemine ilişkin tüm tanımlamaları, verileri, analizleri, ilişki biçimlerini ve yönetim yaklaşımlarını terk etti. Güvenlik konseptlerini değiştirdi. Düşman kavramını revize etti. Güvenlik bürokrasisini yeni koşullara göre dizayn etti…

Ne yazık ki Türkiye; sahip olduğu hantal devlet yapısı, bürokrasinin devlet yönetimi üzerindeki etkisini kaybetmeme konusundaki kararlılığı, soğuk savaş dönemi düşünme tarzının kolaycılığı ve devam eden PKK terörü gibi nedenlerden ötürü, dünyadaki değişime ayak uyduramadı.

Bu süreçte, ekonomik alanda ortaya çıkan küçük çaplı liberalleşme çabaları ise askeri ve sivil bürokrasinin iktidar alanına dokunmadığı, hatta ekonomik kaynak kullanım rahatlığı sağladığı için sesiz kalındı.

Şu an yaşadığımız ve bizi rahatsız eden olayların hepsinin temel nedeni, dünyanın doksanlı yılların başında yaşadığı değişime, Türkiye’nin ayak uyduramaması, hatta uyum sağlamaya ilişkin düşünsel çalışmalara dahi izin vermemesidir. Kendilerini ülkenin kurucuları olarak konumlandıran kesimler; yönetim anlayışının demokratikleşmesi, güvenlik konseptinin yenilenmesi, şeffaflık, hesap verebilirlik, bireysel hak ve özgürlüklerin genişletilmesi gibi alanlarda ortaya çıkan her türlü değişim talebine karşı durdular.

Dolayısıyla; ortaya çıkan gerginlik, devlet erkine egemen olan bürokrasinin iktidarını kaybetmemek için değişime direnmesinin sonucu yaşanan gerginliktir.

Bu arada, değişime direnmenin yoğunlaştığı temel alan ise askeri bürokrasinin, soğuk savaş döneminde kavramsallaştırdığı güvenlik kavramı ve düşman tanımlamasıdır. Askeri bürokrasi, bu alana yönelik değişim taleplerinin, kendi iktidarını sarsacağını ve yılların alışkanlıklarını değiştireceğinin farkında.

Görünmez iktidarı, sorgulanamaz kurumsal yapısı, hesap vermeyi zaaf olarak gören anlayışı ve yılların alışkanlıkları konusunda hassas olan güvenlik bürokrasisinin, güvenlik konsepti ve düşman tanımının başında ise “iç düşmanlar” gelmektedir.

Yani, bu ülkeye vatandaşlık bağı ile bağlı olan insanlar…

Oysa iç düşman tanımı, kabul edilemez bir yaklaşımdır. Ülkesine, vatandaşlık bağıyla bağlı olan kişi veya gruplar, hukuk dışına çıkar ve asayişi bozucu tutumların içine girerlerse, yapılması gereken tek şey, asayiş kuvvetleri ve yargı aracılığıyla hukuki süreçleri işletmektir. Vatandaşlarını, düşman olarak tanımlamak değil.

Ayrımcı ve faşist düşünce tonları içeren “iç düşman” değerlendirmesinin, ülkede de dünyada da karşılığı yok.

Çünkü artık zaman değişti...

İstendiği kadar gerginlik üretilsin, değişime karşı direnilsin, yılların alışkanlıklarının arkasına saklanılsın, eldeki silahlı güç üzerinden halka tokat gösterilsin, halka düşman gözüyle bakılsın ve hesap vermekten kaçınılsın değişim talebinin karşısında durulamaz…

Bu ülkede yaşayan tüm insanlar, yıllardır bürokratik elitin ürettiği sanal gerginliklere ve bürokratik şiddette maruz kalarak bu günlere geldi. Ve insani değerlerden yoksun bürokrasinin, taşlar yerine oturuncaya kadar, yeni gerginlikler üretileceğini biliyoruz...

Ama olsun, güzel günlerin sıkıntılı günlerden sonra geleceğini unutmamak gerek...

farukadnan@gmail.com

Bu makale 3,215 kez okundu.

YORUM YAZ
BU MAKALEYE YAPILAN YORUMLAR
YAZARIN SON YAZILARI
» Terör Girdabından Kurtulmak için…
» Bölge İçin Çözüm; Üçüncü Ses
» KCK; Komünalizm ve Konfederalizm
» HDK’nın Farkı Ne?
» Dış politikayı yeniden biçimlendirmek
» Geç kalmış Kürt milliyetçiliği
» Sivil-Asker İlişkisindeki Değişimi Kalıcılaştırmak
» “Şımarık Çocuğun” Fonksiyonu Azalıyor mu?
» Sivil-asker ilişkisine fotoğraflar üstünden bakmak
» Çukurca’daki Patlamanın Anlamı
SON DAKİKA
araba.com
YAZARLAR
RÖPORTAJ
Atatürk kendi medyasını kurdu
TAHA Akyol: Atatürk’ün, ‘Bu Cumhuriyet, kendi mizacında kendi basınını meydana getirecek’ diye bir konuşması var. Nitekim 1925 ve 1926’daki yargılamalardan sonra basın sustu.
Kitap Adresi
DÜŞÜNCE-ANALİZ
DÜŞÜNCE-EDEBİYAT
ÇOK OKUNANLAR
Bugün Bu Hafta Bu Ay
Haber 10 İletişim | Reklam    2005 - 2012
Sitedeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz.
Anadolu AjansıAnadolu Ajansı Cihan Haber AjansıCihan Haber Ajansı