Haber 10
Anasayfam Yap Favorilere Ekle Haber Bandı EkleReklamİletişim  
Haber 10
DÜNYA EĞİTİM EKONOMİ GÜNCEL KÜLTÜR-MEDYA SAĞLIK SİYASET SÖYLEŞİ SPOR
9 Şubat 2012, Perşembe
 DÖVİZ KURLARI : 
Şahin Alpay
Şahin Alpay
Vesayet rejimi nasıl kuruldu ve işledi?
Şahin Alpay

Vesayet rejimi nasıl kuruldu ve işledi?

Başka vesilelerle de hatırlattığım üzere Türkiye'de 12 Eylül askeri darbesi sonrasında sertleşen askeri-bürokratik vesayet rejiminin niteliği ve temel unsurları konusunda bugüne kadar yapılan en iyi analizleri iki metinde bulmak mümkün.

Bunlardan biri anayasa hukukçularımızın duayeni olan Prof. Dr. Ergun Özbudun'un "Çağdaş Türk Politikası: Demokratik Pekişmenin Önündeki Engeller" (Çev. Ali Resul Usul, Doğan Kitap, 2000) adlı kitabı. Diğeri de Prof. Dr. Ümit Cizre'nin "Muktedirlerin Siyaseti: Merkez Sağ, Ordu, İslamcılık" (İletişim, 1999) başlıklı kitabında yer alan "Türkiye'de Askerin Siyasi Özerkliğinin Anatomisi" başlıklı makalesi.

İkinci Dünya Savaşı sonunda, tek-parti rejiminden bürokratik vesayete endeksli çok-partili demokrasiye geçişin en iyi analizi ise, Prof. Dr. İlkay Sunar'ın (ne yazık ki hâlâ Türkçeye çevrilmeyi bekleyen) "State, Society and Democracy in Turkey / Türkiye'de Devlet, Toplum ve Siyaset" başlıklı makalesinde yer alıyor. Söz konusu makale, ilk kez 1996'da yayımlandı, daha sonra 2004'te Bahçeşehir Üniversitesi tarafından, aynı adla basılan kitapta yer aldı.

Sunar'a göre 1950'de çok-partili düzene geçiş, iktidar sahipleri (tek-parti döneminin bürokratik elitleri) ile seçimle iktidara gelecek siyasiler arasında şu esaslar üzerinde üstü örtük bir sözleşmeye dayandırılmıştı: Komünizm, İslamcılık, etnik milliyetçilik, kozmopolit liberalizm gibi ideolojiler siyaset dışı sayılacak, partiler seçmenlerden ideolojik tercihler değil sosyo-ekonomik politikalar temelinde destek arayacaklardı. İşbölümü, asker-sivil bürokrasinin devletin resmi ideolojisinin bekçiliğini yapmasına, siyasilerin de ekonomiyle ilgilenmesine dayanıyordu. Böylece devlet seçkinleri rejime "yukarıdan", siyasiler "aşağıdan" meşruiyet sağlayacaklardı. Demokratik kurumlar ve kuruluşlar (parlamento, siyasal partiler, sivil toplum, vs.), rejimin "Kemalist" niteliğine gölge düşürmeksizin temsil görevlerini sürdürebileceklerdi.

Bu koşullarla gerçekleşen "yukarıdan aşağı demokratikleşme" başlıca şu sonuçları doğurdu: Yeni rejim, ikili bir iktidar yapısına dayandırıldı. Bir yandan bürokratik denetime dayalı olan rejim, diğer taraftan toplumsal destek ile ayakta durmaya çalışıyordu. Toplumsal desteğin en etkili yöntemi olarak, Osmanlı'daki "arpalık" sisteminin bir devamını andıran patronaj ilişkileri devreye girdi. Sonuçta, siyasiler seçmenin desteğini hizmetler karşılığında almaya çalışırken, asker ve sivil bürokrasi meşruiyetini "modernleşme" misyonundan almaya devam etti.

Yukarıdaki koşullarla kurulan düzenin, pratikte nasıl işlediğinin analizini de Sunar, ilk kez "Cumhuriyet Dönemi Türkiye Ansiklopedisi"nde (İletişim, 1985) yayımlanan "Demokrat Parti ve Popülizm" başlıklı makalesinde yaptı. Bu makaleyi yıllar sonra, Sunar'ın yeni çıkan "Demokrasi: Türkiye Serüveni" başlıklı kitabında (Doruk Yayınları, 2010) yeniden okuduğumda, DP'yi anlamanın bugün bazı yönleriyle AKP'yi anlamamıza ne denli yardımcı olabileceğini düşündüm. Bu bağlamda Sunar'ın şu söyledikleri özellikle dikkate değer:

"DP'nin başarısı, farklı gruplardan oluşmasına rağmen, ortak özellikleri ve sıkıntıları olan toplumu popüler bir ittifak içinde toparlayıp bürokratik merkeze karşı seferber etmesinde yatar... Popülizm ve patronaj sistemi, çok partili demokratik rejim içinde DP'den sonra da partilerin vazgeçemeyecekleri temel unsurlar olmuştur... DP seçmenlerin desteğini kazanmakta ne kadar başarılı olmuşsa, bürokratik elitlerle uzlaşma ortamını yaratacak mekanizma ve yaklaşımlar geliştirmekte o kadar başarısız olmuştur..."

1973-79 arasında Ankara (SBF), 1979-2002 arasında Boğaziçi ve 2003'ten bu yana Bahçeşehir Üniversitesi'nde öğretim üyesi olan Sunar'ın demokratikleşme sorunlarımız üzerine incelemelerini bir araya getiren kitabı, Türkiye'de siyaseti anlamaya çalışan herkes için mutlaka okunması gereken bir kaynak..

Zaman

Bu makale 274 kez okundu.

YORUM YAZ
BU MAKALEYE YAPILAN YORUMLAR
YAZARIN SON YAZILARI
» Fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür toplum
» Medya değişti mi? Hem evet, hem hayır
» Medyada 'eski rejim' değişti mi?
» Parlamenter sistem, Erdoğan Cumhurbaşkanı, Gül Başbakan
» AKP 'İslami Kemalist' midir?
» Bu dava burada bitmez
» Biz bitti demeden bu dava bitmez
» Niçin 'Silahları Gömmek' zamanı?
» MİT sivilleşiyor, peki denetleniyor mu?
» Öldürmeye, silahlara son!
SON DAKİKA
araba.com
YAZARLAR
RÖPORTAJ
Atatürk kendi medyasını kurdu
TAHA Akyol: Atatürk’ün, ‘Bu Cumhuriyet, kendi mizacında kendi basınını meydana getirecek’ diye bir konuşması var. Nitekim 1925 ve 1926’daki yargılamalardan sonra basın sustu.
Kitap Adresi
DÜŞÜNCE-ANALİZ
DÜŞÜNCE-EDEBİYAT
ÇOK OKUNANLAR
Bugün Bu Hafta Bu Ay
Haber 10 İletişim | Reklam    2005 - 2012
Sitedeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz.
Anadolu AjansıAnadolu Ajansı Cihan Haber AjansıCihan Haber Ajansı