| Anasayfam Yap Favorilere Ekle Haber Bandı EkleReklamİletişim |
![]() |
| DÜNYA EĞİTİM EKONOMİ GÜNCEL KÜLTÜR-MEDYA SAĞLIK SİYASET SÖYLEŞİ SPOR |
| 10 Şubat 2012, Cuma | Ana SayfaGünün HaberleriArşivFoto GalerilerVideo GalerilerGazete Manşetlerihaber10.mobi | ||
|
|||
Akşam saatlerinde Ankara’da herkesin gözü Atlantik ötesindeydi. Konu malum. 1915 olaylarının ‘soykırım’ olduğunu iddia eden Ermeni tasarısı, ABD Temsilciler Meclisi’nin Dış İlişkiler Komitesi’nde ele alınıyor. Bir yandan bu satırları yazarken, diğer yandan komitedeki görüşmeleri takip ediyoruz. Muhtemelen oylamanın sonucundan önce yazıyı tamamlamak zorundayız. Türkiye, meselenin nereye gideceğini soğukkanlılıkla takip ediyor. Ancak bir yandan da “Büyükelçiyi geri çağırmak da dahil, her seçenek masada” mesajını vermekten kaçınmıyor. Ancak burada ortaya çıkacak sonuç, nihai karar anlamına gelmediği gibi, yolun sonu filan da değil. Ayrıca geçmişle kıyaslanamayacak kadar önemli bir farklılık var. Çünkü bu defa Türkiye’nin kendi bölgesinde ve dünyada durduğu yer farklı. Bazı adımları atmakta zorlansa da, bu defa sorunun parçası gibi duran değil, ‘çözümün adresi’ olmak isteyen bir Türkiye var. *** Türkiye ve Ermenistan arasındaki protokollerde hali hazırda bazı sorunlar var. İki ülkenin bu kadar karmaşık bir meselede, bir çırpıda adım atabilmesi, kendi iç dengelerini de dikkate alırsak hiç kolay değil. Karabağ meselesinde Ankara’nın tavrı da masada duruyor. Bana göre masada durması da gerekiyor. Sanıldığının aksine bu tavır, çözümü zorlaştıran değil, kalıcı hale getiren bir politikanın parçası. Ancak bu sorunların hiçbiri, iki ülkenin geçtiğimiz yıl itibarıyla masaya oturup konuşmaya başladığı gerçeğini değiştirmiyor. Odaklanmamız gereken nokta burası. Belki bu tabloda Ankara’nın hızlandırması gereken hamle, Rusya’nın da bu denklemde yer almasını sağlamak. Geçmişte, sözgelimi Orta Asya Türk cumhuriyetlerine ‘ağabeylik’ etme iddiasındaki Türkiye’nin, Rusya’yı yok saymasının bedelini unutmayalım. Rusya’nın katkısı, Azerbaycan’ın denklemdeki huysuzluğunu/huzursuzluğunu azaltacaktır. *** Tekrar Atlantik ötesine dönelim. Bu meselenin yıllar yılı bizi uluslararası zeminlerde ne kadar köşeye sıkıştırdığı ve her yıl Nisan ayı öncesinde yaşadığımız gerginlik herkesin malumu. Şunu açık olarak ifade etmek lazım. Bugüne kadar Türkiye bu sorunla ilgili politikalarını hep ‘pamuk ipliği’ne bağladı. Soykırımla ilgili iddialar yoğruldu, şekillendi; Ankara seyirci olmanın ötesine geçemedi. Ardından bildik senaryo yürürlüğe girdi. Ermeni lobisinin çabalarıyla gündeme gelen ‘soykırım tasarıları’ndan bizi son dakikada Yahudi lobisi kurtardı. ‘Pamuk ipliği’ tam da burası işte. Türkiye Ermeni tezlerini ve bunları sahneye taşıyan aktörleri zayıflatmak için adım atmak yerine, eninde sonunda kendisini ipten alacak lobilere bel bağlayarak yıllarını geçirdi. Sonuçları ortada. Öte yandan Türkiye’nin son yıllarda İsrail’in politikalarına yönelik eleştirileri ve Davos’ta bir anlamda bu duruşun netleşmesi, Ermeni iddialarıyla ilgili ‘pamuk ipliği’ politikalarının sahiplerini ayağa kaldırdı. ‘İsrail’i eleştiren, Gazze’ye sahip çıkan bir Türkiye, uluslararası arenada yalnızlaşır; mesela soykırım iddiaları başına büyük bela açar’ denildi. Şimdi bu tezin sahipleri, komitedeki oylamayı ve devamında ortaya çıkacak gelişmeleri, bu tezlerine destek arayan bir ruh haliyle izliyor. Boşuna bekliyorlar. Ortaya çıkacak hiçbir karar, Türkiye’nin yeni rolüne rağmen bir sonuç doğurmayacak. Hepimiz İsrail’le olduğu gibi, zaman zaman büyük güçlerden farklı düşünen, hatta onlara rağmen adım atan bir Türkiye’ye alışmak zorundayız. StarBu makale 341 kez okundu.
|
|
| İletişim | Reklam 2005 - 2012 Sitedeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz. |