Haber 10
Anasayfam Yap Favorilere Ekle Haber Bandı EkleReklamİletişim  
Haber 10
DÜNYA EĞİTİM EKONOMİ GÜNCEL KÜLTÜR-MEDYA SAĞLIK SİYASET SÖYLEŞİ SPOR
9 Şubat 2012, Perşembe
 DÖVİZ KURLARI : 
Ekrem Dumanlı
Ekrem Dumanlı
Açık konuşun; cuntacılığı destekliyor musunuz?
Ekrem Dumanlı

Açık konuşun; cuntacılığı destekliyor musunuz?

Balyoz eylem planının ortaya çıkması ve ardından yapılan tutuklamalar kimin ne kadar darbe destekçisi kimin ne kadar demokrat olduğunu bütün çıplaklığıyla gözler önüne serdi. Manzara gayet açık:

Bir tarafta 5 bin sayfalık bir gizli belgenin ortaya koyduğu korkunç planlar; öbür tarafta hukuki sürecin askerlere karşı işletilmesini içine sindiremeyerek neredeyse o sürece doğrudan müdahale eden sivil darbeciler. Onlara kalsa 'askerî vesayet' kıyamete kadar sürmeli. Halkın iradesine balyoz indirme cüretinde bulunanların kılına bile dokunulmasını istemiyorlar. Üstelik bunlardan bir kısmı bu anormal tepkileri dünyanın en özgürlükçü mesleği olan gazetecilik adına gösteriyor.

Yeryüzünde hiçbir darbe sadece askerlerin maharetiyle yapılamaz. Yapılmadı da. O menfur fiil için mutlaka medya desteği gerekiyor. Bu destek sağlanınca iş dünyası göz kırpar tanklara. Adına sivil toplum diyen, ancak emir-komuta zinciri içinde çalışan bazı kişi ve kuruluşlar darbe çığırtkanlığı yapar. Üniversite camiasından mutat destek bulmayan ordu darbe teşebbüsünde bulunamaz. Bütün 'şartlar hazır hale getirilince' uluslararası konjonktüre bakılır, oradan yardım istenir. Bütün bu serüvenin başında darbe yandaşı medya vardır. O olmadan hiçbir şey olmaz.

Bu ülkede hukuk varsa darbe girişimleri tabii ki tahkik edilecek, cuntacılardan tabii ki hesap sorulacak. Bu durum bazı gazetecileri neden rahatsız ediyor? Makul bir sebebi yok. Susurluk kazası sonrasında yapılan cesur yayınlarda kahramanlık taslayanlar o gün için 'şeffaf devlet' diyor, karanlık ilişkilerin ortaya çıkarılmasını istiyordu. Aynı kişiler bugün niçin darbe suçlamasıyla yargılanan insanlara sahip çıkıyor? Susurluk'ta ele geçirilen bilgi ve belgeleri ortaya koyun. Bir de dönüp Ergenekon soruşturması boyunca ele geçirilen bilgi ve belgelere bakın. Aradaki fark o kadar büyük ki(!) Demek ki Susurluk çetesini eleştirenlerin bir kısmı meselenin sadece siyasi iktidarı devirme cephesiyle ilgileniyormuş. Ergenekon soruşturması başladı başlayalı ortaya çıkan silahlar, bombalar, suikast planları, cinayet bağlantıları, fişlemeler vs. karşısında dut yemiş bülbüle dönmenin mutlaka bir anlamı olmalı.

Balyoz planından daha kötüsü ne olabilir ki! Camileri bombalayacaksın, sarıklı cübbeli insanların arasına sızarak halkı galeyana getirip askerî müzeyi bastıracak, böylelikle 'irtica tehdidi'ni ispatlayacaksın, komşu bir ülkeyle savaş çıkarmak için jetlerimiz vuruldu diyerek olağanüstü hal ilan edeceksin, ülkeyi sıkıyönetime sürükleyerek kaotik eylemlerin ardından 'İstanbul'un üstüne çökeceğim' diyeceksin; sonra bunlar ortaya çıktığında da hesap vermeyeceksin! Böyle bir ayrıcalık dünyanın neresinde hoş görülebilir? Hem tarih şahittir ki 'İstanbul'a çökerim' diyenin üstüne İstanbul çöker...

Vatandaşı yanıltacak mukayeseleri acıyla, ıstırapla seyretmek gerekiyor. Kimilerine göre 'ortada hiçbir şey yok; ancak ordu yıpratılıyor'. Gerçek bu mu? Tabii ki hayır! Ortada çok vahim iddialar, o iddialara dair bilgi ve belgeler var. Ortaya çıkan dokümanları 'Bunda ne var canım; harp oyunu oynamış paşalar' diyerek savuşturmak ayıptır, günahtır, hatta suçtur. Sadece ıslak imzayla suçüstü yakalanılmış Kafes Eylem Planı bile işi saflığa vuranların suratına çarpılmış bir tokattır. Çocukların yoğun ziyarette bulunduğu bir saatte Koç Müzesi'ne bomba koymayı planlayan ve buna imza atan subay kanun karşısında hesap vermeyecek de kim hesap verecek? Bu ülkedeki gayr-ı Müslim azınlığı öldürmeyi planlayarak Türkiye'deki hükümeti dünyaya karşı zor durumda bırakmayı planlayanlar hâkim karşısına çıkmayacak da kim çıkacak?

Cuntacılık yapmakla suçlanan kişiler silahlarıyla, bombalarıyla, krokileriyle vs. ele geçiriliyor, ancak hukukî süreç bu 'saygın' ve 'seçkin' kişiler için işletilemiyor. Sanki bu ülkede sınıf esasına dayalı kast sistemi var. Belli rütbedeki adamlardan hesap sorulamıyor. Soruşturmaların kapsamına bazı rütbeler girince sivillerden bir kısmı anında gardırobundan üniformasını çıkarıveriyor. Neler uyduruluyor neler! Neymiş, güya darbe henüz gerçekleşmemiş de, hazırlık aşmasında olduğu için henüz suç tahakkuk etmemiş de falan filan... Peki bu silahlar, bombalar, ucu Danıştay saldırısına, Hrant Dink cinayetine kadar dayanan bağlantılar? Adeta denmek isteniyor ki 'Bekleyin darbe yapılsın. O gerçekleşmeden cuntalar yargılanamaz!' Bu ülkede 3 defa darbe yapıldı, iki kez askerî muhtıra verildi; hesap sorulabildi mi? Cuntacıları yargılayan ve onları asan bizzat askerî cunta olmuştu. Yani darbecilikte başarılı olanlar, yeni bir cunta hareketini suçüstü yakalamış, idam etmişti. Hukuk böyle mi işlemeli?

Bir başka uydurma: 'Çok saygın bazı kişiler silahlı yapılanmalarla ilgisiz, o yüzden onlar hakkında yargı süreci işletilmemeli' Darbecilik sadece askerlerin işlediği bir suç değil ki! Silahlı Kuvvetler'i kışkırtan, hatta ona akıl vermenin de ötesinde darbecilik maksadıyla stratejik planlama yapan adamları bir çırpıda masum ilan etmek mümkün mü? Meselenin bir ucu yine gelip oligarşik sistemdeki kast geleneğine dayanıyor. Adam bir senedir tutuklu ama hastaneden dışarıya daha bir adım atmış değil. Adam hafıza kaybım var diye dışarı çıkarılmış, gidip Kafes Eylem Planı'nda bir daha cuntacılık yapmış... Nasıl oluyor bu korumacılık?

Her şey artık ayan beyan ortada. Bu durumu Ahmet Altan 'Peçeleri düştü' diye ifade ediyor. Hasan Cemal de bazı söylemlere isyan edip 'hukukun ucu cuntacılara dokunduğu zaman' bazılarının feryat ettiğini söylüyor. Bu saatten sonra mızrağın çuvala sığdırılması imkânsız. Darbe yanlısı olanlar eskiden lafı eveleyip geveliyordu; şimdi her cümleleri derin bir boşluğa düşüyor ve lafın sahibini suçüstü yakalamış oluyor.

Brüksel hattında Ergenekon müdafaası

CHP Brüksel'de bir kez daha sert bir kayaya çarptı. Kendilerinin AB standartlarında bir parti olduğunu, basın özgürlüğüne bu yüzden önem verdiğini anlatacağına, dünyaca referans kabul edilen Today's Zaman'a dil uzatmaya kalktılar. Bir medya grubu diyerek bazı yakışıksız sözler de sarf ettiler. Her konuştuğu sözle toplumun bir bölümünü CHP'ye düşman eden Onur Öymen bu sefer de Zaman'ı hedef aldı. Ona CHP milletvekili Osman Coşkunoğlu de iştirak etti. Neden yalan söyledikleri sorulunca 'Ben medya grubu ismi vermedim ki!' gibi kurnaz(!) bir cevapla diplomasi yapıyorlar güya. Aslında bu daha önce de yapılmış bir nezaketsizlik. Ergenekon'un resmî avukatlığını da yapan CHP milletvekili Şahin Mengü de siyasi terbiyeye yakışmayacak laflar söylemiş, Brüksel'in en saygın gazetecilerinden biri olan Selçuk Gültaşlı hakkında ileri geri konuşmuştu.

Bazı CHP'liler bunu maalesef ısrarla yapıyor. Brüksel'de e-mail zincirlerine yalan yanlış bilgiler ekleyerek kendilerini küçük düşürecek işler çeviriyorlar. Sebep? Ergenekon örgütü hakkında gerçekleri yazıyoruz diye. Sık sık basın özgürlüğünden dem vuran bazı CHP'lilerin Ergenekon'a gösterdikleri müsamahayı genellikle kendileri gibi düşünmeyen bir basın kuruluşundan esirgemeleri tutarsız bir durum. Avrupa Birliği üyeleri CHP'nin AB standartlarından ne kadar uzak olduğunu, basın özgürlüğünden nasıl mahrum kaldıklarını bir kere daha görüyor ve Brüksel'e giden bu tip heyetler en çok CHP'ye zarar veriyor.

İhbarcılık habercilik

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya hafta içinde kısa ama önemli açıklamalarda bulundu. Kamuoyunun merakla beklediği bir soruya cevap verdi Sayın Başsavcı. AK Parti'nin kapatılması ile ilgili dedikodulara açıklık getirerek inceleme ile soruşturma arasındaki farkı medyanın bilmediğini, bu yüzden bazı haberlerin kafa karıştırdığını ifade etti. 'Bunu bazı basın mensupları yanlış anlıyor' dedikten sonra son noktayı şu cümleyle bağladı: 'Bu yanlış yorumlarla Türkiye'yi, toplumu rahatsız etmeye gerek yok. Türkiye'nin huzurunu kaçırmaya gerek yok.' Gazeteler bu açıklamayı 'kapatma yok, rutin inceleme var' şeklinde verdi. Sayın Başsavcı'nın uyarısına kulak vermek şart. Ülkenin huzuru için herkesin daha dikkatli ve sorumlu davranması gerekiyor...

Sayın Yalçınkaya inceleme ile soruşturma farkını ifade ederken ilginç bir tespitte de bulunuyor ve 'Basın mensuplarının yazdıkları ayrıntılı biçimde incelenir. Köşe yazarlarının yorumları da incelenir. Onları ihbar kabul ediyoruz.' diyor. Daha önceki parti kapatma davasına gazete kupürleri hakimdi ve maalesef kapatma davası iddianamesinde hatalı bilgiler vardı. Zaten 'google davası' benzetmesinin o davaya yapışıp kalması da bundandı.

Başsavcının ifadesiyle şu kesinleşti ki gazetelerde yer alan haberler ve yorumlar ihbar kabul ediliyor. Sayın Başsavcı'ya şunu hatırlatmakta fayda var: Bazı haber ve yorumlar da zaten tam bu maksatla yazılıyor. Bazı yazarlar 'Böyle yazayım ki Savcı Bey bunu ihbar saysın' diye atıp tutuyor. Sayın Savcı'nın bu tür ihbarcılığa boyun eğmemesi gerekiyor. Bilgiye değil, kanaate dayanan; üstelik kötü niyet ya da önyargıyla yazılan bazı yazılar savcılığı manipüle etmek için kaleme alınıyor. O yazılar kamu vicdanında yer bulamadığı için iddianameler de ikna edici olmuyor. Çünkü muhabirle muhbir arasında dağlar kadar fark olduğu gibi, haberle ihbar arasında da yerle gök arasındaki mesafe kadar fark var. İnceleme ile soruşturmayı birbirine karıştıran basının bu önemli farkı fark etmesi hiç de kolay gözükmüyor. Sayın Yalçınkaya'nın bu konuda dikkatli davranarak tarihî bir hataya düşmemesi çok önemli.

Zaman

Bu makale 590 kez okundu.

YORUM YAZ
BU MAKALEYE YAPILAN YORUMLAR
YAZARIN SON YAZILARI
» Dersim'den alnımızın akıyla çıkmak
» Kürtler üzerinden karanlık bir senaryo
» Balyoz dersleri
» 'Yeni CHP'nin çıkmaz sokağı
» Reformdan kaçış yok
» Strasbourg'da Cumhurbaşkanı'nı dinlerken
» Harp oyunu dedikleri böyle oluyor galiba
» Vasiyetim olsun...
» Taş atmak mı, e-mail atmak mı?
» Bayat senaryolar
SON DAKİKA
araba.com
YAZARLAR
RÖPORTAJ
Atatürk kendi medyasını kurdu
TAHA Akyol: Atatürk’ün, ‘Bu Cumhuriyet, kendi mizacında kendi basınını meydana getirecek’ diye bir konuşması var. Nitekim 1925 ve 1926’daki yargılamalardan sonra basın sustu.
Kitap Adresi
DÜŞÜNCE-ANALİZ
DÜŞÜNCE-EDEBİYAT
ÇOK OKUNANLAR
Bugün Bu Hafta Bu Ay
Haber 10 İletişim | Reklam    2005 - 2012
Sitedeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz.
Anadolu AjansıAnadolu Ajansı Cihan Haber AjansıCihan Haber Ajansı