Haber 10
Anasayfam Yap Favorilere Ekle Haber Bandı EkleReklamİletişim  
Haber 10
DÜNYA EĞİTİM EKONOMİ GÜNCEL KÜLTÜR-MEDYA SAĞLIK SİYASET SÖYLEŞİ SPOR
9 Şubat 2012, Perşembe
 DÖVİZ KURLARI : 
Peren Birsaygılı Mut
Peren Birsaygılı Mut
'Bu Kalp' sizi de unutmaz!
Peren Birsaygılı Mut

'Bu Kalp' sizi de unutmaz!

Bir süredir Show Tv'de yayınlanmakta olan "Bu kalp seni unutur mu?" isimli bir dizi var.

Yapımcılığını "Hatırla Sevgili" adlı dizinin yapımcılığını da üstlenmiş olan Tomris Giritlioğlu yapıyor.

12 Eylül öncesi ve sonrasında yaşananları konu alan dizinin danışman kadrosunu ise kamuoyunun yakından tanıdığı isimler oluşturuyor...

Mümtazer Türköne, Murat Belge, Fehmi Koru, Ertuğrul Kürkçü, Yasin Aktay ve Tuğrul Eryılmaz...

Ben bu tür dizileri çok önemli ya da gerekli bulanlardan değilim. 12 Eylül üzerine yazılmış, çizilmiş onca kaynak eser ve o günleri yaşayan tanıkların anlatımları mevcut iken, nihayetinde bir "marketing malzemesi" olarak piyasaya sürülen dizilerin ciddi birer kaynak niteliği taşıyamayacağını hatta bunların dezenformasyona çok açık olabileceğini düşünüyorum.

Nitekim öyle de oluyor zaten.

Ağırlıklı olarak solcuların hikayesi üzerinden gelişen ve ülkücü ya da İslamcı gençlerin adeta hikayenin yan karakterleri olarak göründüğü dizi, ’80 öncesi solu sadece bir küçük burjuva ya da öğrenci hareketi olarak gören kesimleri haklı çıkarmak istercesine portreler çiziyor. Kahramanlarımız İstanbul’un en lüks semtlerinde, o döneme nazaran çok iyi olarak adlandırabileceğimiz maddi imkanlarda yaşıyorlar. Üstelik içlerinde bir tane bile işçi yok. Senaryo grubu, kim bilir belki de Tekel, Tuzla ya da henüz kısa süre önce yaşamını yitirmiş olan maden işçilerinin bugün süregelen dramlarını hatırlatır diye, dizi içine de hiç işçi karakter koymamış.O dönem liderleri uluorta katledilmiş olan sendikal hareketten söz edilmiyor dahi. Dahası dizideki solcuların bir sebepten gittikleri gecekondu mahallesindeki o eğreti duruşları, çamurlara bata çıka yürümeye çalışırken etraflarına attıkları o yabancı bakışlar, hayatlarında ilk kez bir gecekondu mahallesine gittikleri izlenimini uyandırıyor izleyenlerde.

Sadece bununla sınırlı da değil… İslamcı bir bayanın imam nikahı ile İslamcı bir erkekle evlendikten sonra hamile olarak ortada kalması ya da başörtüsü yasaklarına karşı yapılan protesto gösterilerinin sadece 3-5 kişi tarafından yapılıyor gibi gösteriliyor oluşunda da büyük bir çarpıtma var.

Her neyse…

12 Eylül gerçeği ve sonrasını ancak belli sınırlar dahilinde anlatabilecek olan bir televizyon dizisinden bundan fazlasını da beklemek fazlaca hayalperestçe olurdu zaten.

Ve iyimser bir bakış açısı ile düşünüldüğünde, sadece Diyarbakır Cezaevinde yaşanan büyük dramı bile bir nebze olsun ekrana getirebilmiş olması nedeniyle, dizi tüm bu kusurları bir yana olumlu karşılanabilirdi belki de…

12 Eylül’de sürdürülmüş olan sistematik işkencelerin insanların ruhunda açtığı yaraları biraz olsun hatırlatması açısından belli bir değer biçilebilirdi.

Ya da kardeş olan ülkücü Kürşat ile solcu Kerim karakterleri üzerinden, aynı anadan-babadan doğmuş insanlar arasına dahi bir zamanlar ne büyük uçurumlar inşa edildiğinin görülmesi herkes için ders niteliğinde olabilirdi.

Ancak dizi maalesef büyük bir “ahlaksızlığı” ekrana taşıyarak iyi kötü hakkında oluşabilecek tüm olumlu kanaati de yerle bir etti.

Ne solcuların k.burjuva karakterler olarak gösterilmesi…

Ne gittikleri gecekondu mahallesindeki o eğreti duruşları…

Ne de bilmem kaç bölümlük dizi içinde sendikal harekete hiç yer verilmemiş olması…

Hiçbiri bunun kadar kötü değildi…

Bunun kadar çirkin değildi…

Zira dizi, zaten topu topu 2 tane olan solcu bayanların her ikisini de, kocalarını başka solcu erkeklerle aldatan kadınlar olarak göstererek, çok büyük bir hakarete imza attı.

Başkarakter olan solcu kadına hem kocasından, hem de sevgilisinden birer çocuk doğurtarak, solu zinacı olarak gösterdi.

Kadın erkek ilişkilerindeki o destansı kardeşliği, nihayetinde bu toprakların evladı olmanın soldaki yansıması olan ahlak anlayışını yerle bir etti.

Ve günü geldiğinde bir lokma ekmeği paylaşmış, birbiri için canını ortaya koymuş olan tüm o insanları bir kenara itti de, 3-5 namussuz üzerinden gösterdi solun kadın erkek ilişkilerini.

İşte bu yüzden Ertuğrul Kürkçü, Murat Belge ve Tuğrul Eryılmaz’ın ellerini vicdanlarına koyup şöyle ciddi bir muhasebe yapmaya ihtiyaçları var…

Bu muydu gördükleri; Karşılaştıkları bunlar mıydı, takkelerini önüne alıp düşünmeleri lazım…

Danışmanı oldukları dizide, Türkiye soluna yapılan büyük hakaretle yüzleşmeleri ve solun namusuna sürülen bu büyük lekeden, atılan iftiradan dolayı özür dilemeleri gerekiyor…

Aksi halde oturup birer tane daha “Das Kapital” falan yazsalar dahi kıymeti harbiyesi yok…

Ve eğer özür dilemezlerse “Yazıklar olsun size Murat Belge, Ertuğrul Kürkçü ve Tuğrul Eryılmaz” demekten öte bir söz kalmıyor geriyor…

Üstelik “Bu kalp unutmuyor” sahiden de…

perenbirsaygili@gmail.com

Bu makale 2,743 kez okundu.

YORUM YAZ
BU MAKALEYE YAPILAN YORUMLAR
YAZARIN SON YAZILARI
» Bizi komplekslerimizle başbaşa bırak, Bay Zizek
» Tarih “Mahatma”yı haklı mı çıkardı?
» Bu dava böyle bitmeyecek
» Arjantin..Benim için ağlama
» Arap dünyasının gerçek serveti...
» Hani Bayraklarımız...Nerede?
» Liberal Cemaatin Çelişkisi
» Fransa’nın İki Yüzü
» Beklenen Son; Wall Street İşgali
» Cemaatin Irkçılıkla İmtihanı
SON DAKİKA
araba.com
YAZARLAR
RÖPORTAJ
Atatürk kendi medyasını kurdu
TAHA Akyol: Atatürk’ün, ‘Bu Cumhuriyet, kendi mizacında kendi basınını meydana getirecek’ diye bir konuşması var. Nitekim 1925 ve 1926’daki yargılamalardan sonra basın sustu.
Kitap Adresi
DÜŞÜNCE-ANALİZ
DÜŞÜNCE-EDEBİYAT
ÇOK OKUNANLAR
Bugün Bu Hafta Bu Ay
Haber 10 İletişim | Reklam    2005 - 2012
Sitedeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz.
Anadolu AjansıAnadolu Ajansı Cihan Haber AjansıCihan Haber Ajansı