| Anasayfam Yap Favorilere Ekle Haber Bandı EkleReklamİletişim |
![]() |
| DÜNYA EĞİTİM EKONOMİ GÜNCEL KÜLTÜR-MEDYA SAĞLIK SİYASET SÖYLEŞİ SPOR |
| 8 Şubat 2012, Çarşamba | Ana SayfaGünün HaberleriArşivFoto GalerilerVideo GalerilerGazete Manşetlerihaber10.mobi | ||
|
|||
Güzel ülkem darbe girişimi iddialarıyla çalkalanıyor. Hukuk işbaşında; mesaisini bitirebilecek mi, yaşayıp göreceğiz. Tabii darbe seviciler ve hukuktan geçinenler de işbaşında… Şimdilik bize gündemdeki iddiaları izlemek, olan biteni seyretmek düşer. Ama üzerimize bir şey daha düşer ki, bunu yapmadıkça sükunete kavuşamayacağız: Geçmiş darbelerle ve işkencecilerle hesaplaşmak… Hem yasal yollardan, hem kamu vicdanında. Hesaba çekmemiz gereken de, mağdurlarıyla, canlı tanıklarıyla failleri halen hayatta olan 12 eylül darbesi ve darbecileri. Bu hesaplaşma şimdiye kadar yapılamadı. Belki daha yeni başladı. Devr-i sabık yaratılmadıkça, olan bitenin üzeri örtüldükçe, yasadışı fiillerin sonu gelmeyecek ve yapan yaptığıyla kalacak. Doğrusu 12 eylül darbecilerinden yasal yollarla hesap sorulabileceğine dair ümidim yok. Bu ise yüreğimi kanatıyor. Arjantin kadar olamamayı hazmedemiyorum. Onlar bile darbecilerini yargı önüne çıkarabildiler. Tarihe ilişkin olarak ya tarihin kendisi yalan söylüyor, ya tarihçiler! Dünyaya yön vermiş bir imparatorluk ve bir uygarlık bakiyesi olan bu ülkede, geldiğimiz bu noktada, tanık olduğumuz darbe ve işkence trajedileri olmamalıydı. Hiç olmazsa kendi adımıza tarihe not düşelim. *** 12 eylülün beş aktöründen, darbenin yarattığı kırılmadan söz ediyoruz da, işkencecilerden hiç söz etmiyoruz. İnsanları insanlığından çıkaran o aşağılayıcı muamelerin failleri şimdi nerede? Kamanlar ve diğerleri…. Niye onlar hiç gündeme gelmiyor? Darbeciler kadar onların gönüllü katilleri işkenceciler de suçlu değil mi? Geçen yıllarda Irak’ta Ebugureyb cezaevinde işgalcilerin işkence görüntüleri basına sızdı da dünya kamuoyu ayağa kalktı. Oysa 12 eylül faşistleri ülkeyi postalları altında ezerken, Irak’taki işkencelerden bin kat daha ağır işkencelere imza attılar. Sadece Diyarbakır’da veya Mamak’ta değil, ülkenin her köşesinde; her ilin bir işkence/gözaltı binası vardı, şehir dışında veya gözlerden uzak bir yerde. İnsanların önünden gelip geçtikleri o binaların içlerinde insanlık dramı yaşanmaktaydı. Hem de bu ülkenin insanları bu ülkenin gencecik evlatlarını işkence tezgâhlarına yatırdı. İşkenceciler de mağdurlar da halen aramızda yaşıyor. Geçmişin işkencecileri belki komşumuz, belki akrabamız, belki babamız. Hepsi saygın görünümlü. Muhtemelen büyük çoğunluğu dede de olmuş torun gezdiriyordur. Torunları acaba onların işkenceci olduğunu, binlerce insanın hayatını kararttıklarını biliyorlar mı? Acaba onlar coplarla, şişelerle, elektrikle, askıyla inanılmaz acılar çektirdikleri insanların çığlıklarını hatırlıyorlar mı? Hiç sanmıyorum… Çünkü darbe insanları insanlığından çıkarır. Onlar önce insanlıklarını kaybetmişlerdi, sonra da bu memleketin evlatlarının insanlık onuruyla oynadılar. İnsanlığını kaybetmiş olanlardan ise vicdan muhakemesi beklenemez. Kaybedilen insanlık geri de kazanılamaz. Onlardan da yasa önünde hesap sormak lazımdır. Onlar saygın olmayı hak etmiyorlar. *** Şayet bugün gündemdeki darbe tertibi iddiaları doğruysa ve tertipçiler darbelerini yapsalardı ne olurdu? Aynı işkence tezgâhları her yerde yine kurulurdu. İnsanların onurlarıyla yine oynanırdı. Darbecilerin gönüllü müritleri yine insanlık elbiselerini çıkarırlardı. En hafifinden, binlerce insanın yaşama hakkı bilfiil olmasa da hukuken ellerinden alınırdı. Hiç kimse iyi-kötü işleyen hukukun güvencesi altında olmaz, herkes darbecilerin yerel uzantılarının insafına edilmiş olurdu. Muhbirlik müessesesi yine çalışır, insanların hayatları bu ihbarlarla karartılırdı. Darbe seviciler de bunun dışında kalmazlardı. 28 şubatta bu tablonun minyatürü yaşanmadı mı? Darbeler her zaman kendi canavarlarını yaratır… Darbecilere gönül veren vicdanını kaybeder. Hiç şüpheniz olmasın; darbesiz ortamda güzelce sosyal ilişki kurup iyi insan diye gördüklerinizin hatırı sayılır bir kısmı, darbecilerin emrine girer girmez, kısa zamanda canavarlaşırdı. Mamak’ın 12 eylüllü yıllarında tutukluları, falakaya yatıran, döverek öldüren, bilumum işkence türlerini tatbik ederek onları inim inim inleten o genç çocuklar sivil hayatlarında sıradan yaşantı süren yurdum insanları değil miydi? Tuvalet ve banyo gibi en insani ihtiyaçları bile tutuklulara çok gören o “görevliler”, yasa gereği “görevini yapanlar” bu ülkenin çocukları değil miydi? *** 78 kuşağı gözlerini dünyaya, darbecilerin egemen olduğu bir zaman diliminde açtı; gözlerini geleceğe dikmişken, henüz hayatlarının baharındayken darbeciler ülkeyi yine kan gölüne çevirmişlerdi. Bu kuşak artık “arkasında güneş doğmayan” o “büyük kapı”ya epeyce yaklaşmışken, son yıllarını darbeci postalları altında geçirmek istemiyor. Bu kuşak hukukun üstünlüğüne dayalı gerçek demokrasi istiyor. Huzurlu bir geleceğe giden yol ancak buradan geçer. Tüm kim olursa olsun tüm işkencecileri, ne adına hareket ederlerse etsin tüm darbecileri lanetliyoruz. Bilinmelidir ki, bütün darbeciler ve işkenceciler kayıtsız ve şartsız lanetlenmedikçe, onların tamamı toplum ve tarih önünde teşhir edilip itibarları ellerinden alınmadıkça, onların heykelleri “lanetliler parkı”na dikilmedikçe, bu ülkenin evlatları için, çocuklarımız için onurlu bir geleceğin temellerini atılamaz. Darbecileri biliyoruz; ama işkenceciler kayıp… Ey 78 kuşağı, çıkınız ortaya ve işkencecilerinizi yargı yoluyla teşhir ediniz! Cezaevlerindeki, sorgu merkezlerindeki tüm işkencecileri… Teşhir ediniz ki, çocukları ve torunları da onları lanetlesin. Onlar geri kalan günlerini onursuzca yaşasın! Varsın zaman aşımı denilsin; hiç olmazsa kayda girmiş olur. İnsanlığın aşağılandığı yerde susmak olmaz. milaykokturk@gmail.com Bu makale 1,347 kez okundu.
|
|
| İletişim | Reklam 2005 - 2012 Sitedeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz. |