| Anasayfam Yap Favorilere Ekle Haber Bandı EkleReklamİletişim |
![]() |
| DÜNYA EĞİTİM EKONOMİ GÜNCEL KÜLTÜR-MEDYA SAĞLIK SİYASET SÖYLEŞİ SPOR |
| 9 Şubat 2012, Perşembe | Ana SayfaGünün HaberleriArşivFoto GalerilerVideo GalerilerGazete Manşetlerihaber10.mobi | ||
|
|||
Vıncent navarro Barcelona General Franco önderliğindeki faşist rejim 20. yy.da Avrupa’daki en baskıcı rejimlerden biriydi. İspanyolların başına Hitler ve Mussolini tarafından musallat edilmişti. Onların yardımı olmadan Franco, 1936-1939 döneminde İspanya Cumhuriyeti’nin demokratik olarak seçilmiş hükümetini savunan halk güçlerini yenemezdi. Cumhuriyetin yerleşmesi, toplumsal sınıfların taleplerine cevap olarak İspanya’da ihtiyaç duyulan önemli reformların görüşülebilmesi imkânını doğurdu. Seçimle işbaşına gelen ilk cumhuriyetçi hükümet; Katolik Kilisesi’nin en büyüklerinin arasında bulunduğu büyük toprak sahiplerini kızdıran toprak reformunu gerçekleştirdi. Eğitim sistemini kontrol eden Kilise’yi kızdıran ve halkın eğitime katılımını yaygınlaştıran eğitim reformunu gerçekleştirdi. Bankacılık sektörünü kızdıran emeklilik reformunu gerçekleştirdi. Aynı zamanda işverenleri kızdıracak şekilde sendikacılığı cesaretlendirerek işçilerin örgütlenmesini kolaylaştırdı, Silahlı Kuvvetlerdeki üst düzey komutanların sayısını azalttı ve büyük oranda kamusal olan pek çok değişiklik yaptı. Buna cevap olarak Silahlı Kuvvetlerin önderliğinde Hitler ile Mussolini’nin gönderdiği askerler ve askeri teçhizatla desteklenen reform karşıtı gruplar askeri bir darbe gerçekleştirdiler. En önemlisi silah eksikliği olan (cephede her üç askere bir silah düşüyordu) büyük sıkıntılar altında Cumhuriyeti savunmak için üç yıl savaşan halk darbeye şiddetle karşı çıktı. Batının demokratik hükümetleri İspanya’nın demokratik olarak seçilmiş hükümetini desteklemek için parmaklarını bile oynatmadılar. Winston Churchill’in dediği gibi, Avrupalı hükümetler, yeni Cumhuriyet’te vuku bulan halkçı reformların, kendi ülkelerinde de aynı değişiklikleri isteyebilecek halklarına bulaşmasından korktular. Bundan dolayı bu hükümetler Churchill’in dediği gibi ulusal çıkarlardansa kendi sınıf çıkarlarını tercih ettiler. Tarih bunun yanlış bir tercih olduğunu ispat etti. Onların İspanya’daki demokratik güçlere yardım etmedeki isteksizlikleri sadece Hitler’e yaradı ve sonrasında II. Dünya Savaşı’nın başlamasına neden oldu. Franco’nun İspanya’daki zaferi büyük bir baskı anlamına geliyordu. 200.000’den fazla kadın ve erkek infaz edildi ve yaklaşık 200.000 insan faşist toplama kamplarında ve hapishanelerde öldü. 114.266 kişi tümüyle ortadan kayboldu. Bunlar Falange (faşist parti) veya ordu tarafından öldürüldüler ve cesetleri sahipsiz bırakıldı veya herhangi bir işaret bırakmadan gömüldü. Diktatörlüğün son yılına yani 1978’e kadar baskı; İspanya’nın faşist rejiminde değişmeyen bir unsurdu. Tabi ki bu rejimi aklamaya çalışanlar; (devletin farklı mekanizmalarından gelen) örneğin sonrasında Yale Üniversitesi’nde siyaset biliminde bir profesör olan Juan Linzi, Franco rejiminin faşist totaliter bir rejim olduğunu inkar ettiler. Bunlar Franco rejimini totaliter değil otoriter olarak tanımladılar. Linz’in ve İspanya’nın sağcı partisi Halk Partisi’nin (the PP) kastettiği şekliyle bu rejim topluma tek tipleştirici bir ideoloji dayatmayan bir rejimdi. Bu iddia kolayca çürütülebilecek bir iddiadır. İspanyol faşizmi, milliyetçi temelli bir ideolojinin derin ve yoğun bir formundan besleniyordu. Bu ideolojinin kendi ifadesiyle özel bir ırk tanımlamasından besleniyordu. Hispanik ırkı. Latin Amerika’nın İspanyollar tarafından fethedilmesinin kutlandığı ulusal gün, Hispanik ırkının günü olarak adlandırılıyordu. Bu ırk, medeniyetin kurtarıcısı olarak tanrı tarafından seçilmişti ve insanüstü niteliklere sahip bir adamın (General Franco) önderliğindeydi. Rejim okulların sınav testlerinden spor basınına kadar ülkenin bütün değer üretici sistemlerini kontrol ediyordu. Bu rejimin tek tipleştirici karakterini ve hayatın bütün alanlarını kontrol ettiğini ve bu bütün alanlara kendisini nasıl dayattığını inkâr etmek, bu rejimi aklamaya çalışanlar için basit bir şeydir. 1978’de demokrasiye dönüş; Franco’yu “İspanya’nın tarihindeki büyük kahramanlardan biri ve komünist güçlere karşı ulusun kurtarıcısı” olarak gören kralın önderliğindeki İspanya devletini kontrol eden sağcı güçlerin onayladığı şartlar üzerinden gerçekleştirildi. Dönüşümün ana unsuru; diktatörlük döneminde politik suç işleyen herkesi masum ilan eden Af Kanunu’ydu. Bu kanuna, sol partilerin de (sosyalist ve komünist partiler) aralarında olduğu bütün politik parti liderlikleri arasındaki Suskunluk Paktı eşlik etti. Sonuç olarak kayıp olan 114.266 kişi kayıp olarak kaldı. Sonrasında üç yıl önce kaybolanların torunları (the desaparecidos) atalarının cesetlerini aramaya başladılar. Köy köy onları aradılar. Bu hareket çok kısa bir sürede sokaklarda büyük bir halk desteğine kavuştu. Kaybolan insanların nerelere gömüldüklerini bilen insanlar vardı fakat bununla ilgili konuşmaktan korkmuşlardı. Hatta İspanya’nın demokrasiye dönmesinden otuz yıl sonra bile bu korkuları devam ediyordu. Hareket, sağ güçleri ve sol güçlerin eski liderliklerini savunmaya iterek ülke boyunca yayıldı. Bu hareket resmi algılamaya ve diktatörlükten demokrasiye geçişin “model” bir dönüşüm olarak sunulmasına meydan okuyor. Aslında bu “model” dönüşümde sağcı güçler hala devasa bir gücü ellerinde tutuyorlar. Kaybolanları takip etmeye yönelik hareket, Sessizlik Paktı’nı bozmak için İspanyol Parlamentosu tarafından onaylanan yeni kanunu icbar etmede aracıydı. Tarihi Hafıza Kanunu, hükümet ve kamu otoritelerine sevdiklerinin cesetlerini bulma çabasında olan ailelere yardım çağrısında bulunuyordu. Fakat hükümetteki sosyalistler (üç sol partiden oluşan bir koalisyon olan Katalan hükümeti dışında) bu konuda ileri gidebilmek için çok az şey yaptılar. Sosyalistler, hem Sessizlik Paktı’na hem de Af Kanunu’na saygı duyma gereğinde ısrarcı olan güçlü odakların (Monarşi, Ordu ve Kilise) kızmalarından korkuyorlar. Hakim Garzon örneğini ele alalım. Garzon, General Pinochet Londra’dayken onu mahkemeye çıkarmaya çalışan ve diğer Latin Amerikalı diktatörleri mahkemeye çıkarmaya çalışan harekete önderlik eden İspanyol hakimdir. Garzon, sadece dışarıda değil evde ne olduğuna bakmak adına İspanya’da tarihi hafızayı ortaya çıkarmak için çalışan halk hareketinin artan baskısı altındaydı. Nede olsa Pinochet, Franco ile karşılaştırıldığında bir izciydi: General Franco’nun baskısı, müridi General Pinochet tarafından uygulanan baskıdan çok daha vahşiydi. Sonunda bu kamuoyu baskısına karşılık olarak Hakim Garzon, olayların mahkemelere taşınması ve bu rejimin yaydığı dehşetten sorumlu olanları yargının karşısına çıkarmak amacıyla Franco diktatörlüğü tarafından işlenen suçlara yönelik bir soruşturma istedi. Bu cesur ve çok popüler bir hareketti. Garzon tarafından ilk defa İspanya’da faşizm dönemindeki baskının boyutlarını belgeleyen resmi bir rapor hazırlandı. Raporun ortaya çıkardığı gibi Franco dönemindeki baskı daha önce bilinenden daha geniş ve daha derindi. Pek çok insan bu yıllarda gördüklerini ve yaşadıklarını asla anlatmamışlardı. Hatta çocuklarına bile bunlardan bahsetmemişlerdi. Ve tabi ki reaksiyoner güçler harekete geçti. İspanya’da Garzon’u durdurmak ve cezalandırmak isteyen çok güçlü odaklar var. Faşist Parti (Falange) ve diğer aşırı sağcı güçler Hakim Garzon’u Yüksek Mahkeme’ye şikayet ettiler. Franco rejimiyle ilgili konuşmasının ve kayıplarla ilgili sorumluları mahkemeye çıkarmaya çalışmasının durdurulmasını istediler. Ve herkesi şaşırtan bir şekilde Yüksek Mahkeme tarafından Garzon’un faşist rejime yönelik suçlamalarına bakması için görevlendirilen Yüksek Mahkeme üyesi Hâkim Varela, onların isteklerini haklı buldu: bu hakime göre diktatörlüğün son günlerinde imzalanan Af Kanunu, faşist rejimde insan haklarını ihlal eden herkesi masum kabul etmişti. Bu hakimin yaklaşımı Garzon’un faşist rejime bağlılık yemini eden bir yargıcın başkanlık yaptığı Yüksek Mahkeme önüne çıkarılma ihtimalini artırdı. Hakim Varela’nın Hakim Garzon’u kovuşturma gerekliliğini meşrulaştırdığı iddianamesini okumak ilginç. “(Garzon’un) faaliyetleri; eski rejim tarafından yapılmış olan faaliyetlerle ilgili bir suskunluk paktının olduğunu ima ediyor görünüyor ve bütün politik ve yargı sistemini, insan haklarının ve unutulmuşların savunulması konusunda duyarsız olmakla eleştiriyor.” Hakim Varela, Hakim Garzon’un Frankocu rejimi yargılamaya devam etmesini engellemeye çalışıyor çünkü devam etmesi durumunda bir suskunluk anlaşmasının olduğu ve hem devletin hem de mahkemelerin son zamanlarda çıkarılan Tarihi Hafıza Kanunu’nu uygulamaya koymayarak unutulmuşların savunulması konusunda bir şey yapmadıkları ortaya çıkacaktır. Böylelikle Hakim Varela, İspanya devletinin ve mahkemelerinin onurunu korumak ve söz konusu suskunluk ile demokratik duyarsızlıktan sorumlu olan çok güçlü odakları daha fazla utandırmaktan kaçınmak istemektedir. Hakim Garzon tarafından yapılan ilk çalışma sadece Faşist rejim tarafından işlenen korkunç suçları ortaya çıkarmadı aynı zamanda 30 yıllık demokrasi dönemindeki sağır edici suskunluğu da ispatladı. Hakim Varela, 15.2 bendinde “insanlığa karşı işlenen suçların” İspanya’nın Af Kanunu gibi ulusal kanunlar tarafından hasır altı edilemeyeceğini açıkça ifade eden Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Kanunu’nun İspanya tarafından imzalandığı gerçeğini görmezden gelerek Af Kanunu’nun diktatörlük döneminde işlenen suçlara yönelik yapılacak bir soruşturmayı engellediğini söyledi. Birkaç gün içinde (diktatörlük döneminde faşist rejime sadakat yemini eden bir hakimin başkanlık ettiği) Yüksek Mahkeme Garzon ile ilgili karar verecek ve büyük ihtimalle yargılama yetkilerini elinden alacaktır. Mukayese edersek olmakta olan şey; Nazi hükümetine sadakat yemini etmiş bir hakimin başkanlık ettiği Almanya Yüksek Mahkemesi’nin Nazi rejiminin işlediği suçları yargılamaya cesaret eden tek hakim hakkında karar alınmasını isteyen Nazi Partisi’nin talebine karşılık vermesiyle aynıdır. İspanya’da olan şey budur. Ve “resmi” uluslar arası medya bu konuda suskun kalmaya devam etmektedir. Vincent Navarro Johns Hopkins Üniversitesi’nde Kamu Siyaseti ve İspanya’daki Pompeu Fabra Üniversitesi’nde Siyaset Bilimi profesörüdür. Kendisine vnavarro@jhsph.edu adresinden ulaşılabilir. http://www.counterpunch.com/navarro02222010.html Tercüme: Ali KarakuşBu makale 1,203 kez okundu.
|
|
| İletişim | Reklam 2005 - 2012 Sitedeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz. |