Haber 10
Anasayfam Yap Favorilere Ekle Haber Bandı EkleReklamİletişim  
Haber 10
DÜNYA EĞİTİM EKONOMİ GÜNCEL KÜLTÜR-MEDYA SAĞLIK SİYASET SÖYLEŞİ SPOR
9 Şubat 2012, Perşembe
 DÖVİZ KURLARI : 
Hasan Cemal
Hasan Cemal
Yargı da, asker de ‘hukuk’un üstünde olamaz, eğer demokrasi diyorsak...
Hasan Cemal

Yargı da, asker de ‘hukuk’un üstünde olamaz, eğer demokrasi diyorsak...

Bizdeki yargı düzeni birçok bakımdan çarpıktır, Avrupa demokrasilerinden uzaktır.

Bu konuda belki de en çarpıcı örnek, yargı organlarına üye seçiminde izlenen yöntemdir.

Bizdeki model Avrupa demokrasilerinde yoktur. Çünkü Türkiye’de yargı organlarına yapılan üye seçimlerinde yasama organıyla bağ tümüyle koparılmıştır.

Bunu yapan da 1982 Anayasası’dır, yani 12 Eylül’ün darbe anayasası...

Türkiye’de Anayasa Mahkemesi üyelerinin seçiminde Meclis yoktur.

Oysa Almanya’da Anayasa Mahkemesi üyelerinin tümü parlamento tarafından seçilir.

Polonya’da da öyledir.

Macaristan’da da öyledir.

İspanya’da Anayasa Mahkemesi üyelerinin büyük çoğunluğu siyasal organlarca, parlamento ve hükümet tarafından seçilir.

İtalya ve Portekiz’de de öyledir.

Fransa’da Anayasa Konseyi’nin 9 üyesinden 3’ü cumhurbaşkanı tarafından, 3’ü Millet Meclisi Başkanı tarafından, 3’ü Senato Başkanı tarafından seçilir.

Amerika’da ise anayasal yargıyı temsil eden Yüksek Mahkeme üyelerinin tamamı, Başkan tarafından Senato’nun onayıyla seçilir.(*)

Ve aklı başında hiç bir kul çıkıp da, bu seçim modeli yüzünden bu ülkelerde ‘yargının bağımsız olmadığı’nı ya da ‘yargının siyasallaştırıldığı’nı, yargının hükümetlerce kullanıldığını öne sürmez.

Öne sürmez, çünkü yargının oluşumunda izlenen yöntem konusunda millet iradesi bağını yok etmenin yanlış olduğunu bilir.

12 Eylül darbesinden önce bizdeki seçim modeli de pek farklı değildi. 27 Mayıs darbesinin ürünü olan 1961 Anayasası’na bakalım:

Anayasa Mahkemesi’nin 15 asil üyesinin 3’ü Meclis, 2’si Senato tarafından seçilirdi. 12 Mart darbesinden sonra yapılan anayasa değişikliklerinde de bu modele dokunulmadı.

Buna karşılık 12 Eylül darbesiyle birlikte her şey altüst edildi. Demokrasi ve hukuk devletinin kolu kanadı fena halde kırıldı. Seçim sandığından çıkan organların, parlamento ve hükümetin eli kolu sımsıkı bağlanmaya çalışıldı.

Bu bağlamda, yargı bağımsızlığı derken konu bilinçli olarak abartıldı ve yargı, askerin yaptığı darbe anayasasıyla yasama ve yürütmenin üzerinde mutlak bir güç olarak konuşlandırıldı.

Bizde şimdi Yargıtay ve Danıştay üyeleri, Hakimler Savcılar Yüksek Kurulu(HSYK) üyelerini seçiyor. HSYK üyeleri de, Yargıtay ve Danıştay üyelerini seçiyor.

Taha Akyol’un deyişiyle, tam bir al gülüm ver gülüm sistemi...

Bu bir ‘kapalı kast sistemi’dir.

Demokrasilerde böyle şey olmaz.

HSYK ile ilgili olarak şu söylenebilir:

Bazı Avrupa demokrasilerinde böyle bir organ yoktur. Olanlarda ise atamalar, örneğin İngiltere, İsveç ve Çek Cumhuriyeti’nde devlet başkanı ya da hükümete, Almanya’da ise eyalet yönetimlerine bırakılmıştır

Bu konularla ilgili olarak Venedik Komisyonu şöyle der:

“Bir yanda yargı bağımsızlığı ve kendi kendini yönetimle, öte yandan yargı organı içinde korporatizmin olumsuz etkilerinden kaçınmak için yargı organının zorunlu hesap verme yükümlülüğü arasında bir denge kurulmalıdır.”

Bizde ise denge yoktur.

Denge, 12 Eylül 1980 sonrası bir darbe anayasasıyla seçim sandığından çıkan organlar aleyhine bozulmuştur.

Bizde oyunu yargıyla asker birlikte oynuyor. Bu açıdan en çarpıcı örnek, 2007’deki cumhurbaşkanlığı seçimidir. 367 + Muhtıra ile Meclisin tercihi engellenmiştir.

Bir başka örneğe gelince...

Asker kişilere sivil yargı yolunu açan yasal düzenlemenin Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmiş olmasıdır.

Ya da en son örnek:

Erzincan’daki Ergenekon’u da kapsayan soruşturmadaki gelişmelerin Üçüncü Ordu Komutanı’na da dokunduğu anlaşılınca, ilgili savcıların HSYK tarafından apar topar görevden alınmaları...

Sözü uzatmak yersiz:

Ne yargı, ne asker ‘hukuk’un üstündedir!

Türkiye, ikinci sınıf demokrasiye razı olmayacaktır.

————————————-

* Bu yazımı yazarken, Prof. Dr. Ergun Özbudun’un yeni çıkan “Türkiye’nin Anayasa Krizi” isimli yeni kitabından(Liberte Yayınları) yararlandım.

Milliyet

Bu makale 509 kez okundu.

YORUM YAZ
BU MAKALEYE YAPILAN YORUMLAR
YAZARIN SON YAZILARI
» Özal’ı yazarken Erdoğan’ı düşünmek!
» Sanık Kenan Evren, ayağa kalk!
» Hrant Dink davası böyle bitmez!
» Denktaş Bey’in ölüm haberiyle...
» Artık bilmediğimiz bir Başbakan mı var?..
» Barış yaklaşırken uzaklaşıyor!
» Kafa değişmezse, yeni Uludere’leri yaşamaya devam eder Türkiye...
» Kürtler dün de yalnızdı bugün de yalnız!
» Aşırı güven ve kibirle 2012 zor geçer!
» Gül, Erdoğan ve 2014 senaryoları...
SON DAKİKA
araba.com
YAZARLAR
RÖPORTAJ
Atatürk kendi medyasını kurdu
TAHA Akyol: Atatürk’ün, ‘Bu Cumhuriyet, kendi mizacında kendi basınını meydana getirecek’ diye bir konuşması var. Nitekim 1925 ve 1926’daki yargılamalardan sonra basın sustu.
Kitap Adresi
DÜŞÜNCE-ANALİZ
DÜŞÜNCE-EDEBİYAT
ÇOK OKUNANLAR
Bugün Bu Hafta Bu Ay
Haber 10 İletişim | Reklam    2005 - 2012
Sitedeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz.
Anadolu AjansıAnadolu Ajansı Cihan Haber AjansıCihan Haber Ajansı