| Anasayfam Yap Favorilere Ekle Haber Bandı EkleReklamİletişim |
![]() |
| DÜNYA EĞİTİM EKONOMİ GÜNCEL KÜLTÜR-MEDYA SAĞLIK SİYASET SÖYLEŞİ SPOR |
| 10 Şubat 2012, Cuma | Ana SayfaGünün HaberleriArşivFoto GalerilerVideo GalerilerGazete Manşetlerihaber10.mobi | ||
|
|||
Sevgili Tarık Ali; Siyasi gösteriler, savaş karşıtı protestolar ve konferanslarla geçen bir ömrün yanı sıra, yüzlerce siyasi makale ve pek çok kitap yazdınız. İngiltere’de üniversitelerden sokaklara taşan savaş karşıtı gösterilerde binlerce gencin karşısında konuştunuz. Avrupa’daki sol muhalefetin lideri olarak gösteriliyorsunuz. Zira pek çok insanın kahramanı ve özellikle gençler için örnek bir siyasi figürsünüz. Ayrıca, biri Selahaddin Eyyübi’ye dair olan, 5 tane de roman kaleme aldınız. Peki siyasi aktivitizmle dolu bir yaşamda, roman yazma serüveniniz nasıl başladı? Roman yazmaya 1990 senesinde başladım. Nedenini soracak olursanız, sadece şunu söyleyebilirim; Bilmiyorum! Ancak sanırım roman yazma isteği ilk olarak, Oxford’tan ayrıldıktan hemen sonra Pakistan’a yaptığım bir seyahat öncesinde, anneme yazdığım bir mektupla belirdi içimde. Şaşırtıcı lakin henüz aklımda bir roman kaleme alma fikri yokken, her nedense anneme aslında bir roman yazmayı çok istediğimi yazmıştım. Oysa o an elimde bir roman yazabilmek için yeterli malzeme dahi yoktu. Ancak kısa süre sonra içinde benim de yer aldığım 1968 olayları patlak verdi ve kuşağımızı uzak ütopik hayallerin içine sürükledi. Bu dönemin sonu ise beni hayallerimiz üzerine tekrar düşünmeye zorlamıştı. Bu esnada tiyatro oyunları ve film senaryoları yazmakla meşguldüm. Ancak bunların hiçbirisi, yazmayı tasarladığım roman hayalimin, önüne geçememişti. Peki daha sonraları roman yazmaya sizi ne sürükledi? “Nar Ağacının Gölgesi”, Körfez Savaşının patlak verdiği sene yani 1991’de ortaya çıktı. Amerikan, İngiliz ve Fransız uçakları Bağdat'ı bombalarken, Batılılar ise savaşı bir video oyunu gibi seyrediyorlardı... Beni en çok kızdıran şey de bir İngiliz televizyon spikerinin bu olayı haklı göstermek için, Arapların siyasal kültürü yoktur, türünden sözler etmesiydi. Ben de bu aptalca sözlere tepki olarak, İslam kültürünü ve tarihini araştırmaya karar verdim. Bu yüzden İspanya’ya gittim. Kordoba’daki o muazzam camiyi gördüm. Daha sonra Granada’ya ve Sevilla’ya geçtim. Gözlerimi kapattım ve gezdiğim bu toprakların geçmiş yaşantısının ihtişamı üzerine düşündüm. Ve “Kefaret”i kaleme aldım. Bu romanımı önce dostum Edward Said’e okuttum. Çok beğendi ve yazmaya devam ederek, Batı’nın tüm kanlı tarihini gözler önüne sermemi salık verdi. Onu dinledim ve tarihi bir beşli roman serisi kaleme aldım. Roman yazma serüvenimin entelektüel hayatımın merkezinde yer alması, 11 Eylül olayları, Irak’ın işgali ve Afganistan savaşına değin sürdü. Bu gerçekler beni kurgusal yazı maceramdan alıkoydu. Zira böylesi bir dönemde, salt roman yazmak için fildişi kuleme çekilemezdim. Tekrar sormak istiyorum; Romana yönelmek sizin için içsel bir duygu muydu? Kurgu yazmaktan hoşlandığınızı hissettiğinizi söylediniz. Entelektüel ve duygusal sürüklenişinizin de bunda mutlaka etkisi vardır. Annenize bu konuda bir söz vermenizin romana başlamanızda etkisi ne derece yoğun olabilir? Zira o Lahor’da siz ise Londra’daydınız. Belki de yoğun şekilde hissedilen bir vatan özleminin sizi bu yola sürüklediğini düşünüyorum. Kurgusal yazmak duygusal bir iş çünkü ötelediğiniz pek çok duygu tekrar gün yüzüne çıkıyor. Siyasi makale ya da deneme yazmaktan çok daha farklı yanları var ve sizin de söylediğiniz gibi, romana başlamam bende hasıl olan vatan özleminin de bir yansımasıydı aslında. Ailenizin ideolojinizin ve sanatsal yaratıcılığınızın oluşumunda ne gibi etkileri olmuştu? Yetiştiğim ortam zaten böyle idi. Lahor’daki evimiz Urdu ve Pencap dillerinin en önemli şairleri, eleştirmenleri ve entelektüelleri ile dolar taşardı. Ahmed Faiz[1], ailemizin yakın dostu idi. Öte yandan o dönemin ilerici şair ve yazarları buluşma mekanı olarak evimizin garajını kullanırlardı. Ayrıca babamın muazzam bir kütüphanesi vardı. İnsanlar için tek uyuşturucunun radyo olduğu zamanlarda yetiştim. Televizyon, Pakistan’a 1963’ten sonra geldi ve çok da büyük bir coşkuyla karşılandığını söyleyemem. Kitaplar hayatımızın çok önemli bir öznesi ve en büyük alışkanlığımız idi. Romanlarınızın kurgusunun Avrupa’da geçmesinin özel bir nedeni var mı? Romanlarımda, geçmişte farklı kültürlerin Avrupa’da yaşamasının, bir kimsenin Müslüman ya da Yahudi olmasının çok tabi olduğunu göstermek de istedim. Yeni Avrupa kültürü, kelimenin tam anlamıyla İslam medeniyetinin küllerinden inşa edilmiştir. Zira daha sonraları insanlar ve kitaplar Katolik engizisyon tarafından yıkılmış. Yahudiler, İspanya ve Portekizden atılarak, Mağrip ve Osmanlı topraklarına sığınmışlar. Ve tüm bunlar bir romana büyük ilham olacak konular. Ve bu ilhamın Körfez Savaşı’nın patlak verdiği sene ortaya çıktığını söylediniz, öyle değil mi? Evet o dönem BBC’de “Arapların siyasi kültürü yoktur” şeklinde yapılan aptalca konuşmalar beni çok öfkelendirdi ve Arap Müslümanların yaşadığı eziyetleri, bir kez daha gözler önüne sermek istedim. Tüm romanlarımın ana teması aslında budur. Zaman ayırdığınız için çok teşekkür ederim sevgili Tarık Ali… Sadece tek bir soru daha yöneltmek istiyorum. John Lennon’un “Power to the people” ve The Rolling Stones’un “Street Fighting Man” şarkılarının ilham kaynağı olduğunuz doğru mu? Evet, bu doğru… [1] Ahmed Faiz (1911-1984) Lenin Barış ödülü sahibi Pakistanlı ünlü şair ve aydın (Ç.N.) Peren Birsaygılı tarafından Tariqali.org adresinden Haber10 için tercüme edilmiştir. Bu makale 709 kez okundu.
|
|
| İletişim | Reklam 2005 - 2012 Sitedeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz. |