| Anasayfam Yap Favorilere Ekle Haber Bandı EkleReklamİletişim |
![]() |
| DÜNYA EĞİTİM EKONOMİ GÜNCEL KÜLTÜR-MEDYA SAĞLIK SİYASET SÖYLEŞİ SPOR |
| 9 Şubat 2012, Perşembe | Ana SayfaGünün HaberleriArşivFoto GalerilerVideo GalerilerGazete Manşetlerihaber10.mobi | ||
|
|||
Nerdesin ey kamusal vicdan? Nerdesin?!.... Nerdesin ey insanlık onuru? Nerdesin?!.... İslam Dünyası olarak tanımlanan coğrafya üzerine düşünmek ne acı, ne yakıcı bir düşünme sürecidir. Olan biteni tanımlamak, anlamlandırmak bir o kadar da ıstırap… Düşüneni baştan ayağa hüzne gark edecek, dişlerini sıktıracak, zihnini yoracak bir tablodur karşımızda duran. Göze gelen, göz önüne gelen vicdanı sızlatacak cinsten. Vicdanı olanların, kalbi olanların derin bir sızıyla hemhal olacakları bir görüntü… İslam Dünyası. İslam Coğrafyası. Bizim coğrafyamız. Acısıyla, sevinciyle, ileri gitmişliğiyle, geri kalmışlığıyla, çelişkisiyle, çözümleriyle, çözümsüzlüğüyle, umutlarıyla, karamsarlığıyla, inancıyla, sabrıyla, aceleciliğiyle bizim olan, biz olduğumuz… Bize mesken kılınan, vatan kılınan kadim coğrafya. Kalbi bu coğrafyada, bu coğrafya için atanlar için coğrafyamızın içine düştüğü, düçar olduğu, içinde debelenip durduğumuz sıkıntılar, kıyımlar, vahşetler, dökülen kanlar, çekilen çileler kahırdır. Kahredicidir…. İslam Dünyası dediğimizde son dönemlerde bütüncül, yekpare bir anlam dünyasından ziyade parçalanmış, suni sınırlarla birbirinden ayrıştırılmış bir coğrafya geliyor aklımıza. Uzun bir tarihi süreçte birbiriyle bütünleşmiş bir milletin birbirine düşman kılındığı bir dünya geliyor aklımıza. Sorunlu bir coğrafyanın çözülmeyen sorunlarının istismarıyla doğan büyük bir kaosun hükümranlığı her zaman diri tutulmuştur. Birbirine din bağıyla, kan bağıyla, komşuluk bağıyla, aynı kaderin bağıyla bağlanmış her türlü, farklı insan unsurunun bir arada yaşadığı coğrafyamızda bu çeşitlilik emperyalistler için bir fırsat alanı da doğurmuştur. Buradan açılan gedikle coğrafyanın huzuru bozulmuştur. Gerçi tarihin her döneminde sorunlar, sıkıntılar yaşanmış ama bugünkü kadar küresel vahşetin istismarına açık bir alan olmamıştır. Tarihin, tarihimizin hiçbir döneminde günümüzdeki kadar insanlığın aklıyla, vicdanıyla dalga geçilen bir dönem olmamıştır herhalde. Modern dünyada insanlar, toplumlar kategorize ediliyor. İleri-geri, gelişmiş-az gelişmiş, Doğulu-Batılı vb… bu kategoriler üzerinden stratejiler geliştiren küresel emperyalist canavarlar özellikle İslam Coğrafyası’ndaki yer altı yer üstü kaynaklarını sömürmek, enerji hatlarının üzerine oturmak için insanlığın havsalasının alamayacağı barbarlıkla her yere saldırıyor. Kendine göre oluşturduğu siyasi-kültürel kavramların ikiyüzlülüğünde dünyayı yaşanılamayacak bir yer haline getiriyor. Kendi icat ettiği siyasal ve bilimsel saçmalıklarla toplumları yurdundan yuvasından ediyor. Hem insanların üzerine bombalar yağdırılıyor hem de bunların geri kalmışlığından dem vuruluyor. Hem insanların evleri barkları başlarına yıkılıyor hem de bunların modernleştirildikleri iddia ediliyor. Ortadoğu toplumlarını kendi beslediği diktatörlerden kurtaracağı iddiasıyla yeni diktalar vücuda getiriyor. Her türlü insan hak ve hürriyetinin çiğnendiği ve bununda özgürlük için, demokrasi için yapıldığı, insan hakları için yapıldığı yalanıyla oyalanıyoruz. İslam Coğrafyası’nın bir yanında yağmur yerine bomba yağıyor. Ölüm yağıyor. Öbür yanda başlarına bomba yağdırılmayanlar ise finans kapitalin boyunduruğu altında, hayatlarını bankalara rehin vererek yaşamını sürdürüyor. Hayatlarımız modern kapitalizmin mabetleri bankaların insafına terk edilmiş. En ufak bir dalgalanmada geçip gidecek bir naif yapı kurulmuş. Bütün insanlığın ortak malı yer altı ve yer üstü kaynakları talan ediliyor. Belli tekellerin elinde toplanarak insanlık sömürülüyor. İşgal, işgal olmaktan çıkarak insanlığın yok edildiği karanlığa dönüşüyor. Bununla da kalmayarak insanlığın ortak tarihi darmadağın ediliyor. Kütüphaneler yağmalanıyor, tarihi miras yakılıp yıkılıyor. Ne korkunç bir öfke… Ne dehşet bir zulüm… İslam Coğrafyası hala tamamıyla kolonyalize edilememiş bir coğrafyadır. Kapitalizme ve her türlü beşeri vahşiliğe karşı duracak bir damar halen de varlığını korumaktadır. Bir direnç hattı kuracak enerji daha kaybolmamıştır. Bu sebepten akan kan durmayacaktır. Emperyalistler bütün direnç noktalarını, İslam toplumlarının bütün reflekslerini yok ederek sömürgeleştirmedikleri, maddi ve manevi bütün kaynaklara el koymadıkları, dini değerleri baskı altına alarak yeniden üreterek kendilerine zararsız bir din haline getirene kadar bu öfke dinmeyecektir. Coğrafyamızdaki olan biten, yaşanan her şey stratejik yalanlarla, medyatik aymazlıkla, entelektüel yabancılıkla, gazeteci soğukluğuyla, mezhep-meşrep farklılığıyla, modernist teorilerle, modern stratejik ortaklıklarla anlatılabilecek, açıklanabilecek, tanımlanabilecek, izah edilebilecek bir boyutta değil. Her türlü spekülasyonun, yönlendirmenin ötesinde kan var, yıkım var, kıyım var. Ve İslam Coğrafyası’nın her karış toprağı hepimizindir. Bugün bizim başımıza bomba yağmaması yarın yağmayacağı anlamına gelmez. Fiili işgallerin olduğu yerlerde bir savaşın ötesinde emperyalist öfkenin yaktığı, yıktığı, yok ettiği, taş üstünde taş, baş üstünde baş bırakmadığı, tecavüzlerin, hak ihlallerinin korkunç boyutlara vardığı bir reel durum söz konusudur. Direkt işgal altında olmayan ama siyasi, ekonomik işgalin, beyin işgalinin olduğu yerlerde kafalar tamamen karıştırılmış. İnsanlar tepkiden, refleksten arındırılmış. Daha ağır bir işgal durumu. Her gün izzeti nefsini, haksızlık karşısında susan diliyle, işgalin kendine hiç gelmeyeceğini düşünmenin zalimliğiyle yok olan bir kardeşlik hukuku var. Bu zulüm, bu öfke, insana ve insanlığa bu öfke herkesi yakacak. Dünyanın sonunu getirecek. Pireye kızıp yorgan yakmak misali, emperyalistlerin öfkesine düçâr olanların evi, barkı, yatağı, yorganı, her şeyi yakılıp yıkılıyor. Afganistan gerçeğini düşünelim. Afganistan’daki yaşanılan zulmü anlatmakta kelimeler kifayetsiz kalacaktır. Zaten doğanın çetin koşullarında yaşam kavgası veren insanların evleri barkları yerle bir ediliyor. Toprak damlar, taştan oyulmuş yapılar bile yağmalanıyor. İnsanların derme çatma kurdukları bir evleri bile yok. İnsanlık Taliban’a gösterdiği nefreti ne yazık ki bu zulmün kaynağı olanlara gösteremedi. Burada amacımız Taliban savunusu değildir. Taliban bahane edilerek coğrafyanın başına bombalar yağdırıldı. Bu bombaları yağdıranlardan neden hesap sorulmaz? Irakta milyonlarca insan öldü. Yetimlerim, dulların sayısı ise bilinmiyor. Tecavüze uğrayanların ise sayısı bir muamma. Zamanında Paris’in merkezine bedevi çadırı kurduranlar daha sonra Libya’da Kaddafi’yi bedevilerin elinde linç ettirdiler. Kaddafi’den nefret edenler, neden insanlık suçu işleyenlerin cezasını görmesi için kılını kıpırdatmaz. Neden bir iki yüzlülük? Neden güçlünün her şeyi yapabileceğine olan inanç? Bize göre zalim her zaman zalimdir. Bir zalimi lanetlerken öbür zalime alkış tutmak akıl tutulmasıdır. Bir hesap kitap işidir. Adalet herkes içindir. Adil olunmadığı anda adaletin keskin kılıcı gelir adaletsizlik yapanı bulur eninde sonunda. Namuslu, erdemli insanları tek sermayesi dürüstlüktür. Adilliktir. Suriye’de her gün yaşananlar ise gözlerimizin önünde. İktidar hırsı her gün yüzlerce masumun kanını akıtıyor. Bu durma yol açan yerli ve yabancı bütün devlet adamları, askerler hepsi suçludur. Hepsi insanlık suçuna iştirak etmiştir. Hiçbir koltuk, zenginlik insanı öldürmek için, devleti ele geçirmek için bir meşruiyet kaynağı olamaz. İslam Coğrafyası. Ağır kanamalı bir hasta gibi sürekli kan kaybediyor. Neden hep kanayan İslam coğrafyası? Batılı efendilerimiz bizim yüzlerce yıllık trajedimizi koltuklarına gömülüp kahvelerini yudumlarken seyrediyorlar. Büyük bir keyifle… Sanki bir macera, aksiyon filmi seyreder gibi. Evet. Batının emperyalist, zalim, vahşi doğası bütün İslam coğrafyasını bir film platosu gibi görüyor adeta. Modern dünyanın tetikçisi kovboy Amerika ve onun müttefiki İsrail kanlı bir filmin oyuncuları. Ortadoğulu her türlü diktatör, devlet başkanı, kral, şeyh ise bu şer odaklarının figüranı rollerinde. Küresel emperyalist sistemle direkt yada endirekt bağlantı kurup buradan kazanç sağlayanların sonu iyi olmayacaktır. Küresel sistemin adamı olmaz. Mendili olur, onu da kullanıp atar. İslam Coğrafyası’nı kan gölüne çeviren siyasi işleyiş tam da efendi köle ilişkisi içinde gerçekleşen bir görüngüye sahip. Geçmiş zamanlarla tek fark eskiden köle ve efendi kendini bilebiliyordu. Günümüzde ise böyle bir şey yok. Efendilerinin rengine bürünen köleler var. Efendilerinin artıklarıyla, siyasal şaklabanlıklarla efendi postuna bürünen köleler… Efendimiz bizim topraklarımızı darmadağın eder. Yakar yıkar. Arkasından da alkış bekler. İçimizdeki uşaklar, köleler Batı düşüncesinin uydurduğu sihirli kavramlarla olan biteni yorumlamaya çalışırlar. Kendi coğrafyamıza bir yabancı gibi, turist gibi bakarız ondan sonra. Neye yaradığını kimsenin bilmediği kısır tartışmalarla biraz daha uyuruz, uyutuluruz. Kendi doğal sınırlarımıza bir yabancı duyarlılığıyla yaklaşmak, buraları yabancı görmek en büyük yanlışlardandır. Bu yanlışı tarih affetmez. Coğrafyayı stratejik planlar doğrultusunda kişisel ikbal malzemesi olarak görmek ise en büyük zulümdür. Affedilmeyecek bir tutumdur. Bu coğrafyada akan kan bizim kanımızdır. Kuzey, güney, doğu, batı fark etmez… Bütün bu işgallerin, topraklarımız üzerinde döndürülen dolapların altında insanlık düşüncesini yitirmiş barbar, manyak bir bilincin dışavurumu var. Batının yüzyıllardır içinde biriktirdiği aşağılık bir nefretin izi var bütün olan bitende. Normal değil bu yapılanlar. Normal insanların zihinlerinden ve ellerinden çıkabilecek şeyler değil bunlar. **** İslam Coğrafyası’nın içine düştüğü bu üzücü, karanlık, kötü durumdan çıkması elzemdir. İslam coğrafyası üzerine emperyalistlerden (İngiliz, Yahudi-Amerikan) izin alınarak kaçak binalar gibi kondurulan, kaçak kat gibi çıkılan sahte devletçiklerin ortadan kalkarak gerçekten İslamın gür sadası eşliğinde gerçek sınırların çizildiği bir İslam dünyası hepimizin kurtuluşu olacaktır. Bu topraklarda olacak her şeye bu toprakların insanının karar vermesi gerekir. Adaletin, özgürlüğün ve insana değer vermenin makes bulduğu bir dünya için mücadele öbür tarafta bizlerin yüz akı olacaktır. Kölelerin siyaset anlayışından, kölelik düzeninden kurtulup adam gibi bir hayatı inşa etmek kaçınılmaz sorumluluğumuzdur. Vahşi Batı’ya bile merhameti, güzelliği gösterecek olan bizleriz. Çünkü tarihimiz bu değer üzerinden yükselmiştir. İslam coğrafyasını, Ortadoğu’yu beyinlerindeki karanlıkların içine gömen, dünyayı da beyinleri gibi karanlık gören zalim rejimlerin hesabı bu coğrafyanın namuslu çocuklarınca görülecektir. İngiliz’den yüz bulamayınca Rusya’ya, Amerika’dan yüz bulamayınca Avrupa’ya yanaşan yanaşmalardan bu coğrafyalar kurtulacaktır. Halkına zulmeden bütün Ortadoğu’daki diktatörleri lanetlerken bunları bahane ederek topraklarımızda her türlü operasyonu yapma hakkını kendinde gören bütün küresel organizasyonları da lanetliyoruz. Coğrafyayı emperyalizme pazarlayan her türlü siyaseti kınıyoruz. Irkçılık, güce tapıcılık, emperyalistlere yaltakçılık, kavmiyetçilik, kariyerizm gibi gavur icatlarını bir yana bırakıp bu coğrafyanın insanıyla kucaklaşabilmek gereklidir. Gavur savunuculuğu yapmak en büyük zillettir. Onurlu, şerefli, izzeti nefis sahibi, haysiyetli adem oğulları zulme ortak olmaz, zalimi sevmez. Her zaman zalime karşı, mazlumdan yana bir duruş… Vakur, merhametli bir duruş… Bu makale 46 kez okundu.
|
|
| İletişim | Reklam 2005 - 2012 Sitedeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz. |